26 Nisan 2017 Çarşamba

Unutma Notları - 1

Hep aynısı olur... Eğer karşı koyamadığınız biri varsa, sizi ne kadar umursamıyor olursa olsun, bir gün karşınıza çıktığında yelkenleri suya indirirsiniz. Üstelik kendi kendinize defalarca, "Bir daha bu oltaya takılmam" demenize rağmen. Elinizde olmaz.

Bende de öyle oldu. Oltada balık oldum. İstendiği zaman çekildim, sofraları süsledim, istendiği zaman denize geri atıldım. Hem de yalnızca bir kişiyle değil... Aslında liste kabarık bile sayılabilir. Yani her birini anlatsam uzun bir seri çıkabilir... Öyleyse anlatmaya başlayabilirim. Hem böylece, yazdıklarıma inanmayan ya da egosu kabarık ukala biri olduğumu düşünenler, benim de "acımasız gerçeklerle" karşılaştığımı görüp bana hak verebilirler.

Birincisi...

Adı Halime'ydi. Adıyla inat edercesine çekici, zarif ve inceydi. En azından hatırladığım kadarıyla... Hala böyle hatırlıyor olmam, yine karşıma çıksa yine yelkenleri suya indireceğimin en büyük kanıtıdır herhalde.

Lise yıllarındaydım. O zamanın sohbet sitelerinden birinde tanışmış, kafamız uyuşunca buluşalım demiştik. Kadıköy'de karar kıldık. Adı Halime olan birinin ince ve uzun bacaklı, aynı zamanda dolgun kalçalı, etli dudaklı ve şuh bakışlı olması sanki mümkün değilmiş gibi şaşkın şaşkın bakakalmıştım karşısında önce... Aynı şaşkınlığım, şarap alıp Moda Sahili'ne oturmaya karar verdikten sonra, dalga ve martı sesleri eşliğinde öpüşürken de devam etti... Adı Halime olan biri bu kadar güzel öpüşebilir miydi?

İşte bu kadar kısaydı görüşmemiz. Yani bu kadar kısa gelmişti... Ama en az beş saat birlikteydik o gün. Sevişmek için uygun bir yer bulamayan liseli iki genç olarak mekanımız kayalıklardı ve eylemimiz şarap içip öpüşmek ve birbirimizi okşamaktan ibaretti.

Ayrıldıktan sonra bir süre mesajlaştık. Evet, o zamanlar yalnızca telefon mesajı vardı. Ve bu mesajlar şehvet doluydu. Ama ilginç bir şekilde görüşme teklifimi reddediyordu. Bir süre sonra cevap vermeyi de bıraktı.

Birkaç sene sonraya kadar... Nasıl oldu hatırlamıyorum... O mu beni buldu ben mi onu... Bilmiyorum. Artık üniversitedeydik. Tıp okuyordu. Yazdığı mesajda, "Görüşelim!" diyordu, "Yarım kalan işimizi tamamlayalım." Sonra ekildim.

Ardından, bir kez daha bir sohbet sitesinde karşılaştık. Evet, inanılması gerçekten güç... Tesadüfün gerçekleşmesinde ikimizin de iflah olmaz sanalcı ve aynı zamanda belleği güçlü insanlar olması etkiliydi... Birbirimizi bilmeden konuşurken, şu soruyu sordu: "Lisede Moda kayalıklarında şarap içtiğin bi kız vardı. Adını hatırlıyor musun?" Cevapladım. Çünkü hatırlıyordum. Şaşırdı. Yeniden görüşelim dedi... Yeniden ekildim... Ve her ekilmemde olduğu gibi izini kaybettirdi. Kaybettirmese bile  ısrarcı olmazdım zaten. Bu onunla kurduğum son iletişimdi.

Bunları, yeniden karşılaşıp yeniden ekilsem ne güzel olur diye yazmıyorum. Yeniden karşılaşıp bu sefer ekilmesem diye de yazmıyorum... Bunlar bir nevi unutma notları. Şimdiye kadar unutamadığım ve belleğimde boşu boşuna yer işgal eden, belki de şimdi onu hatırladığım kadar çekici olmayan bir kadını belleğimden atmak için yazılmış unutma notları bunlar...

Yine de bir gün bir yerlerden çıkıp, "Moda kayalıklarında şarap içtiğin kızın adını hatırlıyor musun?" diye sorsa, eminim ki hala unutmamış olacağım. Ve "Görüşelim" dese, tıpış tıpış peşinden koşacağım, ekileceğimi bilerek. Hayatın ironisi...

4 yorum:

  1. Belleğinde boşu boşuna yer işgal eden, belki de şimdi hatırladığın kadar çekici olmayan bir kadını sen en son gördüğün haliyle hatırlıyorsun ama.Öte yandan işte böyle tamamlanmamış,bir sonuca varmamış,doyuma ulaşmamış amaçlar,durumlar çoğu zaman aklımızın bir köşesinde duruyor.Yarım kalmışlığın cazibesi.
    Okumak keyifliydi:)Her zaman final olamayabiliyor.Kabarık listede başka neler var acaba?;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kabarık listeyi düşündükçe korkmuyor değilim... Neler varsa yazılacak ama ;)

      Sil
  2. Ulaşılamayan her zaman kıymetlidir, kediler için hariç tabii ki. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı insanların ne kadar kıymetli olduğunu da ulaşmadan anlamak mümkün değil...

      Sil