15 Haziran 2016 Çarşamba

Sapyoseksüel - 5

Bacaklarının arasından kafamı kaldırıp ayağa kalktım. Bacakları yatağın bittiği yerde iki yana açılmış beni bekliyordu. Artık sözlerle yalvarmaktan usanmış, gözleriyle bekliyordu... Sanki söyleyebileceği bütün davetkâr sözleri tüketmişti. Yalvarmaktan çocuklaşmış gözleri bir gözlerime değiyor bir başı tavana bakan penisime kayıyordu. Hâkimiyetin kudretini, ne istersem yapabileceğimi hissetmenin gücünü biraz daha yaşamak isteğiyle onu seyrettim. Gözlerimin önünde yanıyor, eriyor, kıvranıyor ve gözleriyle bana bağırıyordu. Gözlerinin bağırışına sesinin cılız yankısı eşlik etti bu kez. "Ne olur, ne olur gir içime, beni becermen için daha ne söyleyeyim?"

Söyleyebileceği ve yapabileceği çok şey vardı. Örneğin tek bir parmak işaretimle onu çağırabilir, dizlerinin üstüne çökmesini sağlayıp penisimi ağzına verebilir, penisimin başından gövdesine doğru gidip gelirken o çıkıntının dudaklarını genişletmesiyle çıkan sesi dinleyebilir, sonra ıslanmış gözler ve teslim olmuş ses tonuyla tekrar yalvarmasını isteyebilirdim. Yapardı da... Ama onun üstünde iktidar kurmak değil, iktidarı onunla paylaşmak istiyordum. Vakti gelmişti... Sırılsıklam olmuş vajinasının en dibine ulaşacak, yerdeki ve gökteki ve denizdeki ve volkandaki iktidarı ele geçirecek, sonra o iktidarın nimetlerini ve zevkini onunla paylaşacaktım. Vakti gelmişti...

Önce kabarıklığının zirvesinde olan penis başımın kıvrımlarını sürttüm vajinasının dudaklarına... Sonra o kabarıklığa dik tutan gövdesini ve en sonunda her ikisine birden can veren kökü, testislerimi hissettirdim. İçine girmediğim için neredeyse ağlayacaktı.

Gözlerinin içine baktım.
"İktidar devrimle fethedilir!" dedim.
Kalkışmanın zirvesindeki devrimci gücüm en sert darbesiyle yerin ve göğün ve denizin ve volkanın iktidarını ele geçirmişti şimdi. Devrimin çığlığı onun ağzından çıkıp odanın duvarlarına çarptı. Evet, artık iktidarı paylaşıyorduk.

Gözleri yanıyordu... En derinlerine vurduğum sert darbelerin her zirvesinde gözleri açılıp açılıp kapanıyor, sanki daha önce hiç öyle bakmamış gibi şaşkın ve beceriksiz bakıyordu. Hayretle açılmış ağzı aldığı zevkle sanki ilk defa öyle gülümsüyormuş gibi gerilmeye başlayınca gözlerini kapattı.
"İşte bunu arıyordum! İşte bunu istiyordum!" diye başladı. Ve ben iktidarın her pozisyonunda en acımasız darbelerimle ilerlerken, sanki yıllardır bu devrimi arıyormuş gibi zevk çığlıklarıyla konuşmaya devam etti.

"Evet! İşte bunu arıyordum! Hadi becer beni Beethoven, ustalığını konuştur üstümde, Vivaldi'nin kemanını sürt, Çaykovski'nin kontrbaslarını hissettir bana, Brahms'ın çellosunu kökle dibime, dinle; Tolstoy'un kalemini sok köküme, sabahlara kadar oku beni; Chaplin'in kamerasıyla sik beni ve verdiğin zevki izle; Monet'nin, Picasso'nun, Van Gogh'un fırçalarını vur klitorisime; yüzlerce yıldır büyüttüğün Yunan heykellerinin yarrağını kaldırıp sok en dibime; Shakespeare'in oyuncularıyla birlikte sikin beni, doldurmadığınız delik kalmasın..."



Devam edecek...

5 Mart 2016 Cumartesi

Sapyoseksüel - 4

Adsız'a...

Şimdi sınava tabi tutma sırası bana gelmişti. Onu kendinden geçirmek için her şeyi yapacak ve ne kadar dayanabileceğini görecektim. Kendinden geçtiğinde ise beni yalnızca içinde hissetmekle kalmayacak, bulutların üstünde kıvranacak, vücudunun her noktasını okşayan bulutlarla seviştiğini duyumsayacaktı.

Yatağa yaklaştım. Nasıl başlayacağımın merakıyla kocaman açılmış gözleri bana bakıyordu. Yanımda taşıdığım göz bandını cebimden çıkardım, gözlerini bağladım. İtiraz etmedi. Aramızda suskunlukla varılan bir anlaşmaydı bu. Anlaşmadan memnun kaldığını, kapalı gözlerinin altındaki dudaklarında beliren gülümsemeden anlayabiliyordum.



Yatağın etrafında yürümeye, hiç dokunmadan vücudunu seyretmeye başladım. Bunu yaparken adımlarımı ve nefes alışverişlerimi hissetmesini sağlıyordum. Bana dokunmak için ellerini uzatıyordu ama hemen kendimi çekiyordum. Sonra hiç beklemediği bir anda birkaç saniye süreyle parmak uçlarımı tenine değdiriyor, tekrar geriye çekiliyordum. Sırayla ayak bileklerinde, baldırlarında, kasıklarında, omuzlarında, dudaklarında, memelerinde, boynunda dolaştı parmaklarım. Her dokunuşumla o kadar irkiliyor, o denli kıvranıyordu ki, onu sertçe tokatlasam ya da kamçılasam, meme uçlarını ısırsam ya da bir anda sertçe en dibine girsem hiçbir itirazda bulunmayacak, aksine bundan memnun olacak gibiydi. Birkaç dakika sonra bu düşüncelerimde haklı olduğumu gösteren cümleyi duydum onun ağzından... Bandı çıkarıp gözlerini gözlerime dikti, "Eğer sen beni sikmezsen ben sana kendimi zorla siktireceğim!" dedi... Bakışlarındaki meydan okumayı görebiliyordum. Ama meydan okuyan bakışların arasına karışan yalvarışı ve itaati görebilmek için sadece gözlerini değil ses tonunu da okumam gerekmişti. Artık patronun ben olduğunu hissettiren gözlerimle ona baktım ve bıyık altından güldüm. Elbisesi çoktan beline kadar sıyrılmıştı. Bir çırpıda kilodundan kurtardım onu. Emir veren bir ses tonuyla "Aç bacaklarını!" dedim. Pantolonumun kemerini çözerken kemer tokasının çıkardığı metalik sesin arasında "Evet! Gel hadi!" diye bağırdı. Karşısında soyunup hareket etmeden ayakta durdum. Penisimin ne kadar sertleştiğini ve nasıl dimdik olduğunu, kabarmış başıyla nasıl yukarı doğru baktığını görmesini istiyordum. "Ver onu bana!" diye bağırdı bu kez... Ben ise ne kadar sertleşmiş ve tahrik olmuş olursam olayım patron olmanın kontrolünü yitirmeyeceğimi gösterir gibi, içine girmek yerine kafamı bacaklarının arasına soktum. Ayak bileklerini yalaya yalaya kasıklarına geldiğimde, sırılsıklam olmuş vajinasının ateşini dilimi ona değdirmeden bile hissedebiliyordum. Bacaklarının arasından kafamı kaldırıp gözlerinin içine baktım. Göz bebekleri yalvarıyordu. Dilimi çıkarıp önce boydan boya vajiasına sürttüm, dudaklarımın arasına aldığım klitorisini emerken aynı zamanda dilimin ucunu kullanarak yaladım ve en sonunda dilimi içine sokup oynatmaya başladığımda üst dudağımı da klitorisine değdirerek nefesimi hissetmesini sağladım. Yalvaran ses tonu hiçbir şeyi düşünmeyen pervasız inlemelere dönüşmüştü...

Devam edecek...