8 Nisan 2015 Çarşamba

Ortam - 2

Cumartesi olduğunda, kahvaltımı yapar yapmaz Arzu’dan telefon geldi.
“Kaçta buluşuyoruz?”
“Dört gibi.”
“İstersen dörde kadar birlikte takılalım, yapacak işin var mı?”
“Olur, ama bana bir saat izin ver.” dedim. Arzu’nun heyecanını ve sabırsızlığını anlıyordum. Bu genelde ters teperdi. Eğer bir deneyimi ilk kez yaşıyorsanız, heyecan her şeyi elinize yüzünüze bulaştırabilir. Özellikle erkekler için bu çok daha geçerli.

Bir saat içinde hazırlandım. Şu hazırlanma faslının uzunluğu açısından kadınlara benzediğimi inkar etmeyeceğim. Ama bunun ödülü, evden çıktığımda kendimdeki müthiş özgüven oluyor... Sanırım bu yüzden kendime bakmakla harcadığım zamana hiç acımıyorum, ne kadar yoğun olsam da.



Beşiktaş’ta buluştuk. Arzu’nun üstünde rahat bir askılı, kısa bir şort ve dizlerinin üstünde biten bir çorap vardı... Birayı çay niyetine içebilen insanlardık, Aylak Bar’a oturduk. Kulağımıza gelen rock ve blues eşliğinde bir süre konuşmadan bekledik. Biralar geldiğinde, Arzu ağzındaki baklayı çıkarır diye bekliyordum. Çıkarmadı. Bu pek hayra alamet değildi. “Çok heyecanlıyım, yapamayacağım” galiba türünde bir tepki bekliyordum artık. Petrov haklıydı, bilmeyenleri bu işe karıştırmamak en iyisiydi. Ne duyacaksam bir an önce duyayım diye ben açtım konuyu. Normalde böyle yapmam, konunun açılmasını beklerim.

“Heyecanlı mısın?”
“Evet...”

Ellerine baktım. Titremiyorlardı. En azından o anı aklından geçirdiğinde sakinliğini kaybetmiyordu. Bu iyiye işaretti. Ben de doğrudan sormaya karar verdim.

“Yapmak istediğinden emin misin?”
“Bilmiyorum. Yani, yapana kadar asla emin olamayacağım. Ama istiyorum da ve eğer yapmazsam içimde kalacak. Bu yüzden, emin olsam da olmasam da yapacağım.”

Bunu duymak önce hoşuma gitmişti. Ama aradan birkaç dakika geçince, başka bir çelişkide buldum kendimi. Ya kendini yapmaya zorlarken, tam da her şeyin ortasında “Ben yapamayacağım” diyerek ortamı terk ederse? Hiç gelmemesinden daha kötü olurdu. Petrov’u şimdi anlıyordum. Yeni adaylar, elimizde patlamaya hazır bir bomba gibiydi... Patlamaya hazır bombalar genelde iyidir, ama bu kötü olanıydı...

Ne yapmalıydım? “Emin olduğun bir zaman deneyelim” mi deseydim? Bizim kızlar bize yeterdi nasıl olsa... Ama diğer taraftan ortamda yeni birinin olması herkesi heyecanlandıran bir şeydi de... Gel desem bir türlü, gelme desem başka... Çözemeyeceğim, ancak yaşayarak üstesinden gelebileceğim çelişkilerin olmasından nefret ediyordum. İkinci biraları söylediğimizde, ben hala sus pus bunları düşünüyordum...

Devam edecek...

46 yorum:

  1. Sizce ne yapmalıydım sevgili okuyucularım? :)

    YanıtlaSil
  2. Hazırlanma faslını okuduktan sonra kafamda, ceketi ve saçları ahenk ile uçuşan, havalı bir şekilde yürürken bir taraftan da gözlüklerini takan bir adam canlandı. Hatta bu havalı adam bir sonraki hayalimde ayağı takılıp kaldırıma düştü. :))

    Daha önce denemediğin bir ortam için, o ortamı yaşayana kadar nasıl emin olabilirsin ki? Sonuçta neler olduğunu bilmiyorsun, tahminlerin var diyelim. O tahminler sonucunda da, tamam yaparım demişsin. O ortamın içine girince iki seçenek var, ya yaparım diyecek ya da yapamayacağım. Yani önemli olan neler yaşandığını görmek ve o kişinin yaşanılanları kabul edip etmeyeceği. Ama teklif gittiğinde gelirim dediyse de, bence sadece biraz cesaretlendirilmeye ihtiyacı var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıvırcık saçlar genelde ahenk ile uçuşmak yerine hep beraber hoplayıp zıplıyorlar :) Ben çocukken, yere bakarak ve çok dalgın yürürdüm. Bu yüzden ağaca ya da direğe çarptığım çok olmuştur, çizgi filmlerdeki gibi... O zamandan beri dikkatli yürümeye özen gösteriyorum :D En son büyük şapşal sakarlığımı, havaalanında bi aktarma sırasında kolumdaki saate bakayım derken aynı elimdeki kahveyi dökerek yapmıştım :) Neyse ki kapaklı karton bardaklardandı da, çok dökülmedi :)
      Cesaretlendirmek bizim işimiz :) Ama bazen insanlar sadece caydığını itiraf edemediği için kendilerini bir ortamda bulabilir ve buna dayanamayabilirler... ya da akıllarından geçen başka şeyler vardır. Bütün bu olasılıkları düşünmek lazım :)

      Sil
    2. Heyyy benim gibi sakar bir insan daha buldum. :) Bir keresinde ağaçtan düşerken ayağım dalların arasına sıkıştı ve saatlerce baş aşağı öylece sallandım, diyeyim sakarlık derecemi anla artık. :))

      Evet, bak o durum da aklıma geldi. Ama bilemiyorum şimdi, sonuçta böyle bir ortamı merak etmişsin ve çağırılmışsın da, bir kere dene ve olacakları gör. Bu kadar abartmaya gerek yok. Hoşuna gitmezse tekrar uğramazsın. Sanırım böyle durumlar dediğim gibi cesaret ve bünyenin kaldırıp, kaldırmayacağı ile ilgili. Ortama girecek insanın kendini çok iyi tanıması lazım.

      Sil
    3. Benim sakarlığım senin sakarlığının önünde diz çöker, af diler, tövbe ister drama :)

      Açıkçası, ben de senin gibi düşünürdüm. Yani sonuçta ne olabilir ki, eğer cesaret edemezsen kenarda oturup seyretmekle de yetinebilirsin, kimsenin seni zorla ortaya alacak hali yok. Ama bu tür "eylemler" olmayabilir bir insanı cesaretsiz kılan... Yani "ekip tarafından beğenilmeme" olasılığı da insanları gerebilir ;)
      Yorumunu okurken şunu bir kez daha anladım ki, ne istediğini bilen insanlara gerçekten hayran oluyorum :)

      Sil
    4. İlk cümleyi Türkçe yetersizliğimden pek anlamadım ama hoş bir şeye benziyor. :))

      Yani diyorsun ki, bu ortama giren insan kendine güvenecek.

      Ne istediğini bilmek önemli. Bilmesen bile, düşünüp karar vermek de önemli. :))

      Sil
    5. Nihat ile karşılaşmana sebep olmak istemezdim ama, sarkastik göndermeyi ancak link ile anlatabileceğim :) http://www.dailymotion.com/video/xv99e1_nihat-dogan-senin-ruhun-vs-benim-ruhum_fun
      Kesinlikle, bence en önemlisi kendine güven... Bu sadece ortamla da alakalı değil aslında, insan ilişkilerinde kendine güven en az samimiyet ve içtenlik kadar önemli... Bu da ne istediğini bilmekten, bilmesen bile düşünüp karar vermekten geçiyor evet :)

      Sil
    6. Bu Nihat dediğin adam Survivor'a giderken Türkiye'yi bize emanet edip giden adam değil mi? :))
      Video sayesinde çok iyi bir şekilde anladım cümleyi, teşekkür ederim. :))

      Heeyy, anlatmak istediğimi ne güzel yazmışsın. Ben de senin gibi düşünüyorum. :)

      Sil
    7. Aynı zamanda Özgecan için, "Siz de mini eteği giyip soyunup laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca bas bas bağırmayacaksınız" tweet'ini atan tam bir şerefsiz kendileri...

      Bu blogu yazarken en sevdiğim şey, benzer düşündüğüm insanlarla konuşabilmek oluyor, sen buralardan eksik olma e mi dramacım :)

      Sil
    8. Tamam, o olayı da biliyorum. İşte bakınca adam sanıyorsun ama adamı bırak, insan bile değil kendileri.

      Zamanım oldukça bloguna uğrayacağıma emin olabilirsin. :))

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Türk'e durmak yaraşmaz diyorsun? :)

      Sil
  4. Sonuçta Arzu kişisi yetişkin değil mi? Ben yapamayacağım diye ortamı yarısında terk ettiyse en fazla biraz taşak ağrısı olur :) Aklıma gelen en kötü senaryo her şey bittikten sonra pişman olup seni suçlaması olur ki, yine bir vaat vermemişsin; seni bağlayan bir durum olmaz. Yetişkinlere seçim yapmak var; sonuçlarına katlanmak var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın... Bu biraz da bendeki pozitif ayrımcılıktan kaynaklanıyor sanırım, benimle vakit geçiren hiçbir kadının pişman olmasını istemiyorum... Kendilerini anlamayan ve pişman eden insanlarla karşılaşıyorlar zaten ömürleri boyunca... Bu yüzden memnun edeceğimden emin değilsem reddediyorum, ya da baştan teklif etmiyorum, ama o aşamayı zaten geçmiştik :)

      Sil
    2. Tabii orası öyle. İşin içine hormonlar karışınca karşıdaki çok sağlıklı seçimler de yapamayabiliyor. Mesela 20 saniyeden fazla sarılınca salgılanan oksitosinden karşısındakine daha fazla bağlanıp, güveniyor insan.

      Sil
    3. Hormonlara saygı duymak lazım, hormonlarla dalaşmayı bırakmak lazım, hormonlar adamı da kadını da madara eder :)
      Hormonlara rağmen yaşayamaz insan bence, onlarla barışmayı öğrenmeli. Bunun yolu da hormonal reflekslerin insani ve doğal olduğunu kabullenmekten, bilinçaltımıza da bunu kabullendirmekten geçiyor ki sonrasında pişman olmayalım, kendi doğallığımızla barışık hayatı yaşayabilelim... Yoksa insan ömrü boyunca kendisiyle kavga ederek yaşar :)
      Yani demek istediğim, sonuçlardan korkulmuyorsa (ki sorun da burda başlıyor zaten), seçim yaparken hormonları da aklımız kadar dikkate almalı, onları da egomuz kadar tatmin etmeliyiz :)

      Sil
  5. Geri cevirmedin diye umuyorum. Nerde kaldi risk almak. Dedim iste bak dislamissin iste kizi. Ne gunahi var onun daha once bu tur olaylara girmediyse. Merak ediyormus bir sans verdiniz diye umuyorum. Ne yaptiniz hakikaten. Bak sinava girecegim birazdan aklim burda kalirsa kotu gecer. Sonra buraya gelir sana atarlanirim :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa, sevgili cadı, nerde kaldı o zaman "hikaye dizisi" yazmanın heyecanı :) hem merak etmenin, hem sınavının keyfini çıkar ;)
      Ayrıca dışlamak falan olmaz bizde, her şey O'nun iyiliği için :) Bazen insanlar kendilerini durduramaz, onları başkalarının durdurması gerekir (bak mesela benim senin merakını dizginlemem gibi)... Ama durdurdum mu, durdurmadım mı, Arzu için hangisi daha iyi... hepsi eklamlardan sonra :)

      Sil
    2. sınavının nasıl geçtiğini söyle ama, merak ederim sonra :)

      Sil
    3. İyi sanirin emin degilim :D aklim ikide bir zavalli dislanmis arzuya gidince olaya adapte olamadim. Gel yaz bu gece. İki sinavim var yarin onlatin basini yakma
      Ben bilmem o kizi dislama.
      Hem her hikayede bir gerceklik payi vardir derler Mechul bey. :D kaldiki sizde bu potansiyel var. O yuzden hic bosuna yuzde yuz kurgu deme yemezler :D

      Sil
    4. Kurgu demedim ki :) Hem kendi sorumluluklarından kaçmak için bana sorumluluk yükleme cadı :) Git ve o sınavın hakkından gel :) Sonra dizinin tadını çıkar, belki Arzu seni de beni de şaşırtır :)

      Sil
  6. Bir saat miiii??? Sendeki karizmanın sırrını da öğrenmiş olduk böylece :D
    Arzu nedense vazgeçmemiş gibi geliyor bana. Merak duygusu insana neler yaptırmıyor ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman aklına makyaj yaptığım falan gibi şeyler gelmesin :)
      Hani yanlış atasözleri vardır ya, "kızını dövmeyen dizini döver" gibi, "insanın başına ne gelirse ya meraktan..." da tam o yanlış atasözlerinden biri bence :) Merak iyidir, merak güzeldir...
      Vazgeçmiş olsaydı sanırım buluşmak yerine kaçmayı tercih ederdi... Sen olsan ne yapardın?

      Sil
    2. Merak güzeldir iyidir dogru söylüyorsun da başıma ne geldiyse meraktan geldi, hep son anda kurtuldum. :D

      Orda bir spoi mi var bana mı öyle geldi? Arzu ortamı terk etmemiş :D mi acaba :D O degil de olayın ortasında falan gitmedi degil mi?

      Ben olsam.. Sanırım ruh halime göre hareket ederim.

      Sil
    3. Spoiler yok :) sadece bu bölüme göre akıl yürütüyorum :)

      Politik cevap vermeyi ne kadar iyi beceriyorsun sen öyle :)

      Sil
  7. Hala karşında oturup elleri titremeden denemek istediğini söylüyorsa yapmıştır bence. Ne de olsa bir şeyi merak ediyorsan öğrenirsin bunu kimse engelleyemez ve bir kere karar verdiyse o kişi tamamdır. Hoş yetişkin değil de çocuk gibi biriyse durum farklı ama Arzu hiç çocuk gibi görünmüyor gayet tabi karar verip uygulayan, ne istediğini bilen biri. Ben oyumu Arzu'nun iyi iş çıkardığından yana kullanıyorum :D

    YanıtlaSil
  8. Yanıtlar
    1. Olabilir neden olmasın :D
      Ama Arzu yapmıştır, kalkmistir ortamın altından :D

      Sil
    2. Arzu gibi birilerini tanıyor gibisin :)
      Söyle bakalım ne koyuyorsun ortaya, yaptıysa ne kazanmak, yapmadıysa ne kaybetmeyi göze alıyorsun :)

      Sil
    3. Tam olarak Arzu gibi mi emin değilim ama benzer kişiler var çevremde :D
      Bence her türlü bilmenin verdiği tatmin yeter ortaya bir şey koymaya gerek yok :D

      Sil
    4. O benzer kişilere selamımı söyle :)

      Sil
  9. Ben bir şey söyleyeceğim ama psikopatlık gibi algılanmasından korkuyorum. :))

    Hani blogunun sağ köşesinde ziyaretçi sayısı var ya, blogunda nereyi tıklasam o sayı artıyor ve ben bundan psikopatça bir zevk alıyorum. :D

    Blogumda kim geziniyor diye endişelenirsen, benim o. Kendi kendime oyun oynuyorum buralarda. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, son bir saatte bayağı bi hareketlenme olmuş :) Aslında blogu ilk açtığımda o sayıyı neden başa koyduğumu anlatayım mı sana, madem bu kadar takıldın :)
      İnsanların severek, sevmese bile ilgi göstererek sonuna kadar okuyacağını biliyordum. Ama konu "tabu" olarak görüldüğü için kendilerini bu blogu okuyan çok nadir insanlardan göreceklerini, hatta bundan çekineceklerini, bu yüzden yorum ya da takip yapmayacaklarını düşünüyordum :) Geldiklerinle yalnız olmadıklarını hissetsinler, "ooo, bu kadar insan gelip okumuş" desinler diye koymuştum o sayıyı en başa :)

      Sil
    2. Aslında biliyor musun, yaptığın hareket çok mantıklı. Çünkü insanlarda cinsellik konularına karşı bir önyargı var ve kendilerini bu konuda yalnız hissettikleri zaman, açık vermemeye çalışıyorlar.

      Bu konular biraz karışık, sonuçta her insanın aklının bir köşesinde cinsellik var ve mesela senin bloguna gelip okudukları zaman kendilerini açık etmemeleri, bana garip geliyor.

      Aman Tanrım, tam anlatamadım aklımdan geçenleri. :D

      Sil
    3. Aslında çok iyi anladım emin ol :) İçlerindeki, cinsel anlamda tutkulu karakteri her yerden gizliyorlar, bu sadece bu blogda olan bir mesele değil :) Aman çok yollu görünmeyeyim, aman bana ne derler, aman şimdi şu söyle söyler... Böyle diye diye hissettiğimiz gibi yaşamaktan ve kendimiz olmaktan çıktık... Biraz da bu yüzden yazıyorum bunları... Çok daha "hardcore" sahneler yazarken bile aklımdan geçenler bunlardı. Yazdıklarım, insanın doğası, istediği, tutku duyduğu, en azından merak ettiği ve konuşmaktan hoşlandığı şeyler... Herkes kendiyle barışsın :)

      Sil
    4. Türkiye'ye geldiğiminden beri şöyle bir fikre kapıldım. İnsanlar kendileri için değil, çevreleri nasıl isterse öyle yaşıyorlar. Mesela karşı komşumuzun liseye giden bir kızı var. Benim de ev arkadaşım erkek olduğu için, benimle konuşmasına izin vermiyor. Elin gavuru seni de kendine benzetecek, demişti kızına benim için. Kendi sağlam ve önyargı duvarları yıkılmasın diye, başkalarını üzüyorlar. Hep çevrelerine bakın biz ne iyiyiz gülücükleri gönderiyorlar.

      Bazen anlamakta gerçekten zorlanıyorum.

      Sil
    5. Evet, kesinlikle... Türkiye'de insanların birbirleriyle bağları çok daha sıkı. Bu bazen pozitif sonuçlar da doğuruyor, ama çoğunlukla bu tür negatif ilişkiler doğuruyor... Sana ne mesela karşı kapındaki üniversiteli kıza misafir gelen erkekten teyze... Git dizini izle, fasülyeni yap, azıcık bi şeyler oku.

      Sil
    6. O sağlam bağı seviyorum, benim geldiğim ülke için de o bağlar geçerli. Ama bazen o kadar sıkıyorlar ki, boğuluyorsun.

      Mahallenin bakkalının benim giydiğim şortun boyunun kısa olmasını söylemeye ne hakkı var? Sürekli mahalledeki insanlara, bana karışmayın diye kavga etmekten adım Cadı oldu. :D O teyze de ayrı bir dert zaten. Buralarda, bir laf var ya anlatsam roman olur diye. :D O kadar olay birikti.

      Sil
    7. Sevimli samimiyetleri ama gereksiz yakınlıkları ile Akdeniz insanları birbirine çok benziyor. Ama ne yazık ki Türkiye'de işin içine yobazlık da karışınca hafif çözünmüş şekilde, gerçekten çok sevimsiz oluyor...

      Sil
    8. Sanırım, bu yobazlığı yok edebilmek içinde insanların kendilerini eğitmesi gerekiyor. O da ne kadar etkili olur, bilemiyorum.

      Sil
    9. İnsanların kendini eğitebilmesi için bile o kadar kısıtlı olanaklar sunuyor ki düzen... Jakoben bir şekilde düzeni alaşağı etmekten başka bir çare yok yobazlığı yenmek için...

      Sil
    10. Bu düzene Jakoben bir şekilde karşılık vermek fazla sert olmaz mı, diye düşündüm yorumunu okuyunca. Ama sonra aklımda onların hiç acımadan canlarını yaktıkları insanlar geldi. Bilmiyorum, eğer elimde olsaydı kimsenin canını yakmadan düzelsin isterdim bu durumlar.

      Sil
    11. Keşke çiçek böcekle, kolayca değişseydi...

      Sil
    12. Keşke ama savaşmadan ve direnmeden de elde edilmiyor bu düzen değişiklikleri.

      Sil
    13. Gerçekleri değiştirmek istiyorsak gerçekçi olmalıyız o yüzden :) Kolay yol kandırmacalarına kapılmadan ;)

      Sil