22 Nisan 2015 Çarşamba

Kaçamak - 3

Arabayı uygun bir yere çekmiş, sigaramdan derin nefesler çekerken, bana doğru gelen Filiz'i gördüm. Şimdiye kadar bana gönderdiği fotoğraflar ve kamera görüntüsünden farklı geldi gözüme. Bunu negatif anlamda söylemiyorum. Sanalda görüşürken, ev haliyle ya da seksi bir rahatlıkla karşımda oluyordu. Ama şimdi bir ofis kadını olarak karşımdaydı.

Kalçalarından ince bacaklarına doğru daralan ve dizlerinin bir karış üstünde biten mini kalem etek, ince siyah çoraplarının altında yarım topuklu, fazlalığı olmayan göbeğine hoş bir görüntü katan ince deri kemer, üstünde bir düğmesi açılmış dar kesim beyaz gömlek... Sanki tedirgin olmasını gerektirecek hiçbir şey yokmuş gibi, gülümseyerek bana doğru yürüyordu. Bir filmin sahnesinde gibiydim. Çünkü topukluyla yürüme sanatını icra ederken bir taraftan da dalgalı kumral saçları savruluyor, kalçaları tatlı bir vurdumduymazlıkla salınıyordu. O an, belinden kavrayıp, sırtını yere paralel hale getirene kadar eğip, sonra dudaklarına yapışmak istedim.

Yanıma geldiğinde önce elimi sıktı.
"Çok garip hissediyor insan değil mi... Beni neredeyse her halimle gördün, ama el sıkışıyoruz..."
"Benim aklımdan bir film sahnesi geçmişti halbuki... Beline sarılıp seni öptüğüm..."
"Yapmadığın iyi olmuş, gizlilik bizim için önemli biliyorsun."


Arabaya atladık. Her yeni tanışmada olduğu gibi, birbirimizi gerçekten anlayabileceğimiz ve daha yakından tanıdığımızı hissettiğimiz konulara gelmeden önce, ısınma turları atar gibi havadan sudan konuşuyorduk. İşyerindeki sorumlulukları, çocuğunun maceraları, benim neler yaptığım, şu İstanbul'un trafiği... Esas mevzuya bir yerlere oturup ilk içkilerimizi yudumlamaya başladığımızda girecektik. Racon buydu. Şimdilik sadece el yordamıyla yokluyorduk birbirimizi. Küçük ayrıntılarımıza aşina olmaya çabalıyorduk bir nevi. Böyle durumlarda, ağır soruları önce kadınlardan beklemek gibi bir huyum vardır. Kendini ne zaman, nasıl rahat ve hazır hissederse, o zaman açsın istediği şeylerin konusunu. Ben içini doldururum ne de olsa... Üstelik anlaşması da gayet kolay bir insandı. Anladıklarını anlamazdan gelmiyor, kendince tatlı gelen oyunlarla karşısındakine illallah dedirtmiyordu. Eğer bir oyun oynuyorsa, bu oyunun benim hoşuma gideceğinden emin olduğu zaman yapıyordu bunu, sanal muhabbetlerimizden tanıdığım kadarıyla.

İlk içkileri sipariş ederken çok sevdiğim bir ayrıntıyı yaşattı bana.
"Senin önereceğin bir şey var mı?" diye sordu menüye bakarken.
Bu soruyu seviyordum, çünkü akıllıcaydı. Akıllı bir kadın, saatlerce süren gereksiz sorular yerine, bu soruyla tanıyabilirdi bir erkeği. Bir, içki kültürünü, iki, kendisine nasıl bir içkinin yakıştırıldığını, üç, seçim sürecinde erkeğin nasıl düşündüğünü ve hangi içkileri neye göre önerdiğini, ki en önemlisi sonuncusuydu. Ama neyse ki ben de akıllı bir adamım. En azından öyle olduğumu düşünüyorum. Balıklama atlamadım bu soruya.
"İki sorum olacak. Bir, kokteyl mi seversin yoksa sek içkilerden mi?"
"Kokteyl tercih ederim."
"O halde önce bana en sevdiğin içkiyi söyle."
"Tekila..."
"Bir 'mojito'ya hayır demezsin herhalde. Umarım iyi yapıyorlardır burda."
"Deneyelim bakalım..."

Kendime de az buzlu bir duble viski söyledim. İçkiler geldiğinde, aldığı ilk yudumla dudaklarının kıvrımlarında beliren tebessümü gördüğümde, sınavı geçtiğimi düşündüm. Yoksa bütün gece esas meseleye ne zaman gelecek diye bekler, sonra "geç olmadı mı" tepkisini alır, ikimiz de evlerimizin yolunu tutardık.

"Seninle görüşmeyi, daha doğrusu genel olarak böyle bir kaçamağı ihtiyaç duyduğum için yaptığımı zannediyorsun değil mi?" diye sordu.
"Tam olarak öyle değil aslında..." Açıklardım ama, şu an bununla ilgileneceğini sanmıyordum. Çünkü kendini açıklamaya odaklanmıştı. Böyle durumları anlayıp, akışına bırakmak çok daha iyidir ikili ilişkilerde.
"Cinsel ya da duygusal anlamda hiçbir şeye muhtaç değilim. Önce bunu anlamalısın."
"Pekala..." Güçlü kadın diye geçirdim içimden. Öyle görünmeye çalışmıyor, gerçekten güçlü...
"Ama ihtiyaç duyduğum şey, muhtaç olmadığım halde onlar olmadan yapamayacağım renkler... O renkleri hayatıma sokmazsam, günlük hayatımda öyle tepkiler veriyorum ki, insanlara hayatı zindan ediyorum. Ben bile kendimi tanıyamıyorum. Regl gerginliğinin bir ömür boyu sürdüğünü düşünsene... Öyle bir şey işte."
Gülümsedim. Konuyu böyle gülümseten bir benzetmeyle bitirmesi, söylediklerine ciddi yorumlar yapmamı istemediğinin göstergesiydi. Tekrar gülümsedim, çünkü bu iyi bir şeydi. Onca zaman sanalda konuştuklarımız boşa gitmemiş, "Bunları senden tekrar tekrar, yüz yüzeyken de duymak istiyorum" edebiyatına girmemişti.

Gülümsedim ve içkimden dolu dolu bir yudum aldım.

Devam edecek...

57 yorum:

  1. "Senin önereceğin bir şey var mı?" sorusu gerçekten basit bir soru değil. Sadece kelimelere bakıldığında ipleri birinin eline vermek gibi gözüktüğü için sanırım. Böyle gözükmekten korkmadan sorması, güçlü olduğunu hissettiriyor bana da karşımdaki kadının. Tartılmak da hoşuma gidiyor olabilir tabi bilemedim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her durumda karşındakini tanımaya kapı aralayan ve bunun üzerinden rota çizen bir yaklaşım olduğu için çekici geliyor bana :) Karşılıklı etkileşime alan bırakan ilişkiler iyidir...

      Sil
    2. O etkileşime alan bırakılınca sıkılma dediğimiz faktör de biraz denklemin dışına çıkıyor zaten. İlişkiyi bir denklem olarak tarif etmek ne kadar doğru bilmiyorum tabi ama mühendis kafası baskın çıkıyor bazen. :)

      Sil
    3. Mühendis kafası iyidir ;) Mühendisliği 2+2=4'ten ibaret görenler anlamaz pek :) İşin içinde integrali var, entropisi var, magnetik alanı var :)

      Sil
    4. Bazılarının okunuşu bile erotik. :) Sevişme sırasında analitik düşünme de acayip işe yarar bak.

      Sil
    5. Her bölgeyi black box'lara ayırıp ona özel fonksiyonlar ürettikten sonra o kutuların birbiriyle ilişkisini kurarak tümevarma düşüncesi kesinlikle işe yarıyor :)

      Sil
    6. Bir taraftan sistemin kendisini de önemseyen bir insan olarak black box'ları olabildiği kadar küçültme taraftarıyım. Her bölgenin kendine has özelliklerini ve hazlarını yaşayacak denklemleri yazabiliriz sonrasında rahatlıkla. :)

      Sil
    7. E tabii ki "büyük resmi" görerek kurgulamak gerekiyor, yoksa black box'larda kaybolan da çok var :)

      Sil
    8. Bir taraftan kaybolmak da bir tecrübe. Belli bir kısım da olsa deneyimli hale gelmek iyidir. :) Hayat çok da kısa değil. Lazım olur. :)

      Sil
    9. Ben ona kaybolmak değil, özelleşmek demeyi tercih ediyorum :) Bakınız, Buğday Ten Sarhoşluğu'nda kadına yapılan oral sahneleri :)

      Sil
    10. Ben örnek veremedim kendimden. :( Biraz erkenden başladım sanırım anlatmaya, daha tecrübesiz kısmındayım hayatımın yazdıklarımda. :)
      Özelleşmenin da fetişizme kayan noktaları oluyor tabi ama tartışmak için çok zaman ve yazımız olacak sanırım daha.

      Sil
    11. Fetişlere açık olmak lazım, ama diğer taraftan bunun fetişizme dönüşmesini engellemek gerekiyor. Benim oynadığım aralık bu :)

      Sil
    12. Yer yer kendi fetişlerim olduğunu da düşünüyorum. Sanırım oyunu kuralına göre değil partnerine göre oynamak en iyisi. :)

      Sil
    13. Bu yüzden belli hareket alanları bırakan ilişkileri daha çok sevmiyor muyuz zaten :)

      Sil
    14. Hareket alanlarını hem mecazen hem madden seviyorum, haklısın. :) Bu haliyle bile alanların daha da genişlemesi taraftarıyım. Yenilik iyidir her zaman. :)

      Sil
  2. Genel Türk erkeklerindeki sıradanlık sorunu Filiz'in derdi belli. Kocasının tek düzeliği onu zamanla sıkmış ki az çok haklı sayılabilir insan bir zaman sonra sıkılır aynı şeyleri yaşamaktan. Filiz'in hayatına renk katma çabası ne kadar sürecek acaba :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gittiği yere kadar :) Ne o, yoksa hemen sıkıldınız mı? :D

      Sil
    2. Hayır tabi ki :) Ben sadece bitmeye yakın Filiz'in nasıl bir psikolojisi olacağını, neler yaşayacağını ve onun gibi şeyleri merak ediyorum :D

      Sil
    3. En sevdiğim okuyucu tipisin :) Sürecin karakterin üzerindeki etkileri ve değişimlerini gözleyen okuyucu :)

      Sil
    4. Gözlenmeyecek gibi değil ki :) yasak aşk, aldatma gibi konularda insan psikolojisi merak edilmeyecek gibi değil. Filiz olgun bir kadın, ne istediğini biliyor ama aklından hiç pişmanlık geçecek mi mesela? Ya da anlatıcı erkekle yaşadığı şeyleri kocasıyla yaşayamıyor olması aralarında bir soruna nede olacak mı? Hadi olmadı diyelim Filiz anlatıcıdan daha fazlasını isteyecek mi? Bu şekilde mutluyken bir son vermesi gerektiğine nasıl karar verecek? Kafamda deli sorular :D

      Sil
    5. Hepsi reklamlardan sonra :D

      Sil
    6. Reklamları uzun tutmazsın sen ben sana güveniyorum :D

      Sil
    7. Dayanamıyorum zaten yazmamaya :) Özlüyorum sanırım karakterlerimi :)

      Sil
  3. Filiz gerçek hayatında yani kocası ve çocuğu ile olduğu zamanlarda siyah ve beyaz renklere sahip, Ama bu kaçamakları yaptığı zaman rengarenk bir hal alıyor. Sarı, turuncu, mavi, pembe...

    Evet, Filiz kendini anlatırken böyle düşündüm. Her insan renklenmek ister. Filiz'in bu hikaye sonunda hayatında her an rengarenk olarak görebilecek miyiz? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Spoiler vermemi istemiyosundur herhalde? :)

      Sil
    2. Spoiler pek sevmem. Ama sen zaten cümlelerinin arasına Filiz ile ilgili bilgiler bırakıyorsun. Aynı Arzu'da yaptığın gibi. :)

      Okuyarak ve tadını çıkartarak öğrenmek istiyorum, bu hikayenin sonunu da. :)

      Sil
    3. Ortam kadar "renkli" ve "çeşitli" olmasa da, bu hikaye de onun kadar ilgi çeker umarım :)

      Sil
  4. Filiz de haklı. Dünya değişiyor teknoloji almış başını gitmiş. Kadın evdeki siyah beyaz televizyonu antika olarak saklarken neden şöyle 3D tvlerden falan almasın. Sıradanlık en nefret ettiğim şey. Sıradanlaşma monotonluk. O yüzden yalan yok içten bir hak verme mevcut. Filizi zaten sırf tekila sevdiği için bile sevebilirim. Tekila benim favorim :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lady Witch, içindeki cadıyı seviyorum :)
      Ama tekila konusunda çok seçiciyim. Limonu köprücük kemiğinden emip tuzu da boyundan yalamadıkça keyif alamıyorum tekiladan :)

      Sil
    2. Şimdi köprücük kemiğini bilmem ama tekilayı öyle mojitoyla falan sevmem. tuzu yala kafaya dik limonu al ise tam benlik :D
      Viski ise ikinci favorim ama sek. :D

      Sil
    3. Sen bu işi biliyosun ;)
      Ama mojito tekila ile değil rom ile yapılıyor, benim tezim, tekilayı seven herkesin mojitoyu da seveceği. Çünkü içinde aynı zamanda esmer şeker, nane ve limon var :)

      Sil
    4. Kolkteydir margaritadır hiç anlamam cidden. Hoşlanmıyorum o tadın bastırılması olayından. Bir arkadaşım var İstanbula para yetiştiremeyince kız bir barda çalışmaya başlamıştı. öğrendiği her kokteyli üzerimizde denerdi ama yok yani benlik değil o zaman anladım. O yüzden hangisinin içine ne konulur bilmem. Ama şey vardı böyle aromalı karışımları çilekli olan favorimdi. İsim sor bilmem :D

      Sil
    5. Ben de kokteyl seven bir tip değilim... İçkilerin kendi tatlarından daha çok keyif alıyorum. Ama centilmen bir erkek olarak bu bilgilere sahip olmak önemli :)

      Sil
    6. Centilmen ve çapkın demek istedin sanırım. :)

      Sil
    7. O kısmı zaten biliniyor diye daha fazla vurgulamayayım diyordum :D

      Sil
    8. Benim gibi bilmeyen kızlarda hep buna kanıyor işte :D

      Sil
    9. Ama bu sadece içkiyle alakalı bir şey değil. Cinsiyetçi biri değilim, şimdi söyleyeceklerimi cinsiyetçilik olarak algılamasın lütfen kimse. Ama şöyle düşünüyorum. Bir erkek, eline alet edevat alıp bir şeyleri tamir edebilmeli, bir kadını hayran bırakacak kadar iyi yemek yapmayı, hayatını çekip çevirmeyi, kendine özen göstermeyi bilmeli, içkilerden, sanattan anlamalı, iyi bir araba sürücüsü olmalı örneğin. Bir erkeği bedeni ve zekası dışında çekici kılan şeyler bu tür ayrıntıların bütünü bana kalırsa...

      Sil
    10. Mukemmel erkek tanimimi yapmis bulunmaktasin birde bunlar nerde soylersen hersey harika olabilir :D

      Sil
    11. Belli bir yere kadar iyi gidiyordu da "iyi bir araba sürücüsü olma"yı okuyunca katılmamaya karar verdim. Bence çok cinsiyetçi diye bok atayım bir de. :)

      Sil
    12. Lady Witch, mükemmel erkek olarak her yere yetişemiyoruz maalesef, özellikle Türkiye'de değilken :)
      Umumi Aşık, sen de sana "araba kullanmayı öğreten kadın" ile rolleri değiştirip bunu bir fantezi haline getirebilirsin :D

      Sil
    13. Bence sonu getirilemeyen filmler benzeri bir maceraya dönüşür o benim için. :)

      Sil
  5. "... ihtiyaç duyduğum şey, muhtaç olmadığım halde onlar olmadan yapamayacağım renkler..." burası biraz çelişik olmuş, sanırım Filiz'in ruh durumuyla alakalı bir ayrıntı.
    bu gönderini okuyunca aklıma geldi, belki swinger ya da cuckold hikayesini temize çekebilirsin. kelimelerinle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biraz daha ayrıntıya girmem gerekirdi belki, haklısın. Kastettiği şuydu: Hayatımı devam ettirmem için olmazsa olmaz değiller, ama o renkler olmadığında, olmazsa olmazları yaparken bile renksiz ve tatsız hissediyorum. Bir nevi, ekmeği kızartmadan yiyememek gibi. Muhtaç değilsindir, ama kızartmadığında sana yavan geldiği için o ekmeği de yemek istemezsin :)
      Memnun olurum... İstersen mail at, nasıl bir düzenleme istersen elimden geleni yapmaya çalışırım. bir de tabi hikayenin sendeki özgünlüğünü kaybettirmemek gerekiyor...
      Ayrıca sitene de izleyici butonunu koymuşsun, hemen takibe aldım :)

      Sil
  6. Genel itibarı ile okumaktan keyif aldığım bir blog seninkisi.
    Ancak son birkeç postla birlikte ego seviyeside artmaya başladı.
    Bu yoruma karşılık "öhm yok öyle birşey" denebilir mi ? Pekala denebilir.
    Ancak bir okuyucu olarak fazlasıyla hissettirilen bu.
    Unutmamak lazım: Ben sıradan bir insanı okumak isterim, bir tanrıyı değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kastettiğin örnek ya da örnekler hangileri? Anlamaya çalıştığım için soruyorum.

      Sil
  7. Aslında eleştiri ile ilgili olarak her post için kısa bir özet çıkarmayı isterdim.
    Ancak inan vaktim yok.
    Bu post için en basitinden bir alıntı yapayım:

    "Ama neyse ki ben de akıllı bir adamım. En azından öyle olduğumu düşünüyorum"

    Seçimlerin seni akılcı düşünen ya da akıllı bir adam yapar/yapabilir amenna.
    Bunu okuyucunun algılaması ve bu yönde düşünmesi seni okuyucu gözünde zirveye taşırken, bunu senin dillendirmen egoizme yelken açtırır.
    Bunu pozitif bir eleştiri olarak algılamanı umuyorum. Nihayetinde okumaktan keyif aldığım bir blog burası.
    Aynı eleştiriyi yaptığım farklı bloglarda olmuştu ki şu an yerlerinde yeller esiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Verdiğin örneği okuyunca gülümsedim, çünkü yazarken ben de benzer bir şeyi düşünmüştüm :) Yine de o cümleleri silmememin sebebini açıklamaya çalışayım.
      Hikayeleri, birinci tekil şahıs ağzından anlatıyorum. Bu benim bizzat yaşadığım şeyler de olabilir, kurgusal şeyler de... Ama önemli olan, okuyanın, "yazıcının" dünyasından meseleyi anlamasıdır. Vermeye çalıştığım şey şuydu: "Kendini akıllı hisseden, zanneden, egosu güçlü bir adam var burda. Böyle bir adamın yansıttığı şekilde okuyorsunuz..."
      Bu farklı açılardan Haneke'nin yabancılaştırma efektlerine benzetilebilir.
      Özetleyeyim. Onu söyleyen, ben değilim, birinci ağızdan hikayeyi "anlatan karakter." Çünkü hikayeyi kurgularken, (yaşamış olayım ya da olmayayım), ortaya çıkan karakter benden bağımsızlaşıyor. Öteki türlü hikaye değil, günlük ya da anı derdim...

      Sil
    2. Hocam basit bir yolla açıklayayım hemen sana;
      Emin ol bloğunu, bloğumu ya da diğerlerinin bloğunu sanat eleştirmenleri, edebiyatçılar vs takip etmiyor yoğunlukla.
      Takip edenlerin çoğunluğu lise edebiyat dersinde failatün'de takılı kalmış durumda(Bu kesinlikle bir aşağılama değil. Kimse edebiyat vs sevmek zorunda da değil)
      Yapmaya çalıştığın şeyi anlıyorum. Ancak yaptığın şeyin sonucunda çıkan eleştiri de aşikar.
      Tabii bildiğini yapmaya/yazmaya devam edebilirsin. Ama -şahsi fikrim- böyle eğreti noktalar çıkacak ve okuyanı paragraf atlayarak okumaya itecektir.

      Sil
    3. Ben blogumu sanat eleştirmenlerine hitap edecek standartlarına göre, ya da lise edebiyatta failatünden kalmış insanlara hitap edecek popülizmde kurgulamıyorum ki... Belirli bir estetik anlayışım var ve bunu uygulamaya çalışıyorum. Ne kadar uygulayabiliyorum, yapabiliyor muyum, daha çok mu yolum var, bunları tartışabiliriz, ki bu soruları ben de kendime sık sık soruyorum. Arada dönüp eski yazılarıma baktığımda, birçoğunu beğenmiyorum.
      Ama insanlar beğenmedi ya da çok eleştirdi diye popülizm peşinde koşacak da değilim. Yapacağım şey, estetik görüşüm doğrultusunda daha iyi ve etkili yazmaya çalışmak, çelişkilere yer bırakmamaya çalışmak olur. Kaldı ki, çok iyi yazdığını düşünen yazar kafasında falan da değilim. Bu hikayeler yalnızca "kalemim paslanmasın" diye yazdığım "egzersizler"....

      Sil
    4. Kaldı ki, eleştiri ve hatta hakaret almayı göze almasam, çok takipçim olsun istesem, erotizm ya da cinsellik hakkında değil, başka şeyler üzerinde yazardım en başta.
      Bir de yeri gelmişken, insanların aklından geçen ama söyleyecek kadar cesur olmadıkları şeyin de cevabını vereyim (Sadece yeri geldiği için... Senin böyle düşündüğünü iddia etmiyorum).
      Hayır, "ekmek kapım" burası değil :)

      Sil
  8. :)
    Konuyu kendi adıma çok uzatmayayım, bir yerden sona boka sarıyor zira.
    Nihayetinde eleştirsemde severek takip ediyorum.
    Kalemine kuvvet :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağolasın... Böyle eleştiriler almayı özlemişim. Sen de arayı çok açma yalnız :)

      Sil
  9. Cinsel ya da duygusal anlamda ihtiyaç..
    Filiz aklımdaki soru işaretini giderdi desem yeri yani.. Yani ya dedim cinsel anlamda yetersiz bir kocası var ya da duygu anlamında yetersiz. Hep öyle olur ya hani..
    Kadın haklı. Rengarenk bir hayata sahip olmak varken neden siyah beyazla yetinsin ki..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece yetersiz olduğu için başka insanlarda onları aramaya kalksa, çok klasik ve sıkıcı bir hikaye olmaz mıydı? :)
      Üstelik insanların, kadın ya da erkek fark etmez, hayatındaki mutluluğu bir kişiden beklemesi hem kendisine hem karşısındaki kişiye haksızlık. Kendi mutluluk yollarını, daha doğrusu hayatına renk katmanın kendine özgü yollarını bulduğunda, ikili ilişkiler çok daha canlı bir hal alıyor...

      Sil
    2. Kocası da onu aldatıyor mudur acaba..

      :)

      Sil
  10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil