19 Nisan 2015 Pazar

Kaçamak - 2


Yüz yüze görüşmeye başlayalı çok olmamıştı. Bir ay... Bu bir ayda üç kere görüşmüştük. İlkinde muhabbet ettiğimiz dört saat, sonraki görüşmelerde sevişerek değerlendirdiğimiz dört saate dönüşmüştü. Birbirimizi tanıma çabamız ise daha öncesine dayanıyordu. Tahmin edersiniz ki, evli bir kadın için güven ve gizlilik çok önemliydi. İhtiyacı olan gizliliği sağlayabileceğim konusunda bana güvenebileceğini göstermek için fazlasıyla beklemiştim.

Bana güvenebileceğini anladığında ise, dışındaki kabuğu kırmış, içindeki tutkulu kadını ortaya çıkarmaktan çekinmemişti. Sanal da olsa... İlk önce masum fotoğraflarla başlamıştı paylaşımımız. Sonrasında ise, yavaş yavaş küçük dekolteler gelmişti. En sevdiğim fotoğrafları ise, uygun olduğu zamanlarda bir manken gibi giyinip soyunarak çektiği fotoğraflarıydı. Seksi iç çamaşırları, jartiyerleri, transparan seks giysileri... Ereksiyon olmama bile yetmese de, O’nun bu fotoğraflarını görmek estetik olarak beni fazlasıyla tatmin ediyordu.


Bir bebek dünyaya getirmiş olmasına rağmen, fiziği oldukça iyiydi. Bunda spor yapmasının da etkisi vardı sanırım. Bacakları biçimli ve uzundu. Kalçaları büyük olmasa da kıvrımları tamamen kadınsı ve seksiydi. İnce beli ise, her erkeğin sarıp sarmalamak isteyeceği türdendi. Göğüsleri küçüktü. Ama biraz da küçük olduğu için dipdiriydiler. Göğüs uçları küçük ve pembeydi. Beyaz tenine çok yakışıyordu bu pembe göğüs uçları.

Fotoğraf alışverişinin ardından sıra birbirimizi kamerada tatmin etmeye gelmişti. Bu konuya oldukça mesafeliydi aslında. Bundan keyif almayacağını, kendisine göre olmadığını, dokunmadan tutkunun hissedilemeyeceğini düşünüyordu. Ama bunları konuştuğumuz dönemde yüz yüze görüşmek de istemiyordu. En sonunda denemeye karar verdi. O’na özel bir seansın ardından, bunu sevebileceğini kanıtladım. Kendisini uyarabileceği püf noktaları, mastürbasyon yaparken normalden kat kat daha fazla zevk alabileceği küçük ayrıntıları anlattığımda, aklına yatanları uyguladı. İlk denememizden sonra gelen itirafı ise egomu kabartmaya yetmişti. “Bu bende bağımlılık yapabilir.” demişti.

Kısa bir süre sonra, sanal maceramıza gizlice alıp özenle sakladığı dildo da eşlik etmeye başladı. Tek başına kullanırken hiçbir zevk vermediğini itiraf ettiği halde, benimle kamera karşısında sanal seks yaparken, sanki gerçekten beni içine aldığını hissetmesini sağlıyordu bu seks oyuncağı. O’nun tutkudan çılgına dönen, sanki üstündeymişim gibi yatağında kıvrılan, orgazm olurken kasılarak açılıp kapanan bacaklarını gördükçe, ben de kendimi tutamıyor, O’nunla aynı anda orgazm oluyordum. “Yaşadığım bazı gerçek ilişkilerin bazılarından bile iyi.” diyordu. Ben de O’nu “İşim bu benim.” diyerek yanıtlıyor, sonra ciddiyete dönüyordum. “Eğer gerçekten böyle düşünüyorsan, yüz yüze görüşmemizin vakti gelmiştir.” dedim.

“Haklısın.” diye yanıtlamıştı beni. Artık tanışma faslını geçmiştik. Ama görüşme kararı aldıktan sonra bile görüşmemiz için bir ay geçmesi gerekmişti. Bunun sebebi, uygun bir zaman aralığı yaratması, şartlarını görüşebilmemiz için ayarlaması ve ailesinin şüphelenmeyeceği bir zaman dilimini yakalama gerekliliğiydi...  Bir balıkçı gibi uygun bir zamanın oltasına takılmasını bekliyordu.

En nihayetinde, “Önümüzdeki hafta Çarşamba günü görüşebiliriz.” demişti. İşten erken çıkabileceği bir gündü. Ben de kendi işlerimi ona göre ayarlayabilirdim. Şartlarını sıralamayı ihmal etmedi. “İş yerime yakın bir yerlerden beni al. Ama iş arkadaşlarımın görmeyeceği kadar uzak olsun. Ben sana yeri söylerim. Sonra bir şeyler içmeye gidelim. Her ne kadar çok istesem de ilk görüşmemizde seninle yatağa girmeyeceğim. Bu konuda ısrar istemiyorum.”

Kabul etmiştim. Heyecanla çarşambayı beklemeye koyuldum.

Devam edecek...

43 yorum:

  1. "En çok sevdiğim şey..." dedi Winnie ve durup düşünmek zorunda kaldı.Çünkü "bal yemek" çok harika bir şey olsa da , balı yemeye başlamadan hemen önceki o an çok daha harikaydı ama Winnie o ana ne dendiğini bilmiyordu.

    Tarifsiz anlarla karşılaştığımda hep aklıma yukarıdaki pasaj geliyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Bal yeme" metaforunu kullanman bir rastlantı olamaz, değil mi? :)

      Sil
    2. Pasaj ve metafor bana ait olmasa da seçimim kesinlikle rastlantı değil :)

      Sil
  2. Yazıyı okurken düşündüm de, bir insana güvenmek ne kadar da zor. Her ihtimali belirleyip, ona göre davranman gerekiyor. Bazen de bu kadar, kontrol fazla değil mi? diyorum. Ne olacaksa olsun. Yaşayarak öğrenmek de zevkli. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence de kesinlikle yaşayarak öğrenmek hem en etkili hem en hızlı çözüm... Ama Filiz için bunun getireceği riskler kaldırabileceğinden fazlaydı, tahmin edersin ki...

      Sil
  3. Filiz tam olması gerektiği gibi. Her şey kontrollü ama zevkten kısmıyor. Heyecan yine var ama korkmasını gerektirecek bir şey yok tam anlamıyla olgun bir kadın :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle... Karakterlerimi okuma yeteneğin sayesinde dile benden ne dilersen :)

      Sil
    2. Sen işini bilirsin Meçhul bana hiç laf düşer mi :)

      Sil
    3. Düşer düşer, düşmez mi... Sen yorum yapmayınca gözüm yollarda kalıyor :)

      Sil
    4. Çok zorluyorlar kalkıp bakamıyorum bloga sık sık :( zaten fırsat bulduğum gibi buradayım ama merak etme bölümleri kaçırmam :)

      Sil
    5. Kim zorluyor, söyle çekeyim kulaklarını :)

      Sil
    6. Okul Meçhul okul :( şuraya gelip 3-5 satır okumaya fırsat vermiyor :(

      Sil
    7. Yüksek lisans tezi yazmaktan daha yoğun olduğunu sanmıyorum, ben de lisans okudum çünkü :) Zamanım yok diye şikayet etme, zamanımı iyi kullanamıyorum diye çuvaldızı kendine batır :)

      Sil
    8. Tabi öyledir ona lafım yok ve farkındayım aslında zamanı iyi değerlendiremediğimin de her işi bilgisayar başında yapınca ya da alan görmeye gitmek tekrar ve tekrar çizmek söz konusu olunca fiziksel çok olmasa da zihinsel olarak fazla yoruluyorum :(

      Sil
  4. Filiz tedbiri elden bırakmamış akıllı kadın. Ya bir şey soracağım dayanamıyorum. Bu filiz bunu heyecan için falan mı yapıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rutinlerle ilerleyen ve hayatının geri kalanında da böyle ilerleyecek bir hayat düşün. Aynı şeyleri yapıyorsun, aynı fantezileri yaşıyorsun ve artık sevdiğin şeyler bile alışkanlıktan ibaret olduğu için sana zevk vermemeye başlıyor. Hayatında farklı şeyler aramaya başlamaz mısın? Buna heyecan da denilebilir başka şeyler de... Ama sonuçta hayatında ihtiyaç duyduğu farklı renkler var ve bu onlardan biri... Bazı insanlar, yukarıda saydığım şekilde bir hayatla mutlu olabilir, ama Filiz böyle bir insan değil. Ben de değilim örneğin :)

      Sil
    2. Başlar tabi. Ama neden hepsini elinde tutmak ister. İlişki sıradanlığa, aynı döngüye girdikten sonra niye vazgeçmez ondan anlamıyorum neden bırakıp kendini özgür kılmaz

      Sil
    3. Açmaz da burada zaten... Hayatını üzerine kurduğun bir ilişki bütünü var ve ister istemez bu seni görünmez zincirlerle bağlıyor. Herhangi bir ilişkiyi bitirmek gibi olamaz evli ve çocuklu bir kadının ilişkisini bitirmesi. Üstelik bu heyecan arayışı sadece dönemsel de olabilir.

      Sil
    4. evli değilim yanından bile geçmiyorum ama şu sadakat olayı bende önemli bilmiyorum. Yargılamak kolay ama net olmalı bence ilişki. Ya biter ya da devam eder. Adam ya da kadın fark etmez. İlişki de koşullar eşit olmalı. Kadın heyecan bulduysa adam da bulmalı. Bende ki mantık aslında göze göz dişe dişte olabilir.

      Sil
    5. İlişkiyi ayakta tutan şeyin sadakat ya da bağlılık olduğunu düşünmüyorum. İlişkiyi ayakta tutan şeyler heyecan, sevgi, aşk, tutku gibi duygular ve ancak bunları yeniden üretebilirsen sadakat ya da bağlılığı yeniden üretebilirsin. Bunları yeniden üretemediğin bir noktada, ilişkiyi bitirip bitirmemek de ilişkinin durumuna bağlı oluyor çoğu zaman. Daha önce Chadaqiel'e de söyledim, "bekara karı boşamak kolay" :)

      Sil
    6. Biraz burnumu sokuyorum affola. :) Olaya biraz ihtiyaç eksenli ve tek bir kişinin gözünden baktığımızı düşünüyorum. Konuştuğumuz şeyler ilişkilerde genellikle iki taraf için ortalama aynı zamanlarda hissedilir. Bunu bir başarısızlık alarak görmüyorum ve vezgeçmenin bir gereklilik olduğunu düşünmüyorum. Hatta bunun gerçekleşeceğini bilen iki insan bir ilişki yaşıyorsa daha bu rutin durumu yaşanmadan kendilerini tek bir tatla kısıtlamamanın yollarını bulabilir. :)

      Sil
    7. Aşk dediğin olay 3 yıldı sanırım. :D Sevgi ben o konuda hiç emin olamadım. Gerçekten seviyor muyum yoksa geçici bir heves mi? İnsanlar nasıl emin oluyor. Ama şu var dürüstlük arıyorum ben.Aldattı mı gelsin söylesin. O saatten sonra ne yaparım bilmem ama kandırılmak en çok nefret ettiğim şey. Bu yüzden sadakate takıntılıyım. Bana yapılmasını istemezken benim yapmam da etik durmuyor tabi doğal olarak :D Ama haklısın karı boşamak bana kolay içinde olmadıkça anlamak zor oluyor

      Sil
    8. Evet, bu ideal bir durum... Ancak bu çoğu ilişkide hayata geçemiyor ne yazık ki. Hele ki bu teklifi götüren taraf kadın ise, erkek egemen toplumda bunun karşılaşacağı sonuçları tahmin edebiliyoruz ne yazık ki.

      Sil
    9. Yukarıdaki yorumum Umumi Aşık içindi bu arada...
      Hadi ama Lady Witch, insanlar birbirini görünmez zincirlerle bağlamak için değil, birlikte güzel vakit geçirmek ve eğlenmek için birlikte olmalı. Arabeske bağlıyor sonra ilişkiler :)

      Sil
    10. Sanırım 16 yaşında falandım. Bir gün annemle marketten dönerken anneme uzun zamandır aklımı kurcalayan bir soru sordum "20 yıl her sabah aynı adamın suratına bakmaktan sıkılmadın mı?"
      kafama terlik yemek isteyip istemediğimi sordu :D
      Görünmez zinciler olmasın haklısın ama bir ilişkinin ömrü bittiyse bitmiştir. Neden uzatırsın anlamıyorum. Canlandırmak mı inanmam ben öyle şeylere. Neden zorlayayım ki? Ama bunlar hep teori ben ilişki olaylarından cidden anlamam :D

      Sil
    11. Annen sana bunu açıklamak yerine neden terlik yemekle tehdit etti? Bir düşün derim bunu ;)

      Sil
  5. değişik fetişleri olan ve fantezi dünyasında partnerleriyle birlikte oldukça faal olan evli bir adamla, evlilik üzerine konuşmuştum. eşinin haberi yoktu bu ikinci dünyasından. benim için, rahatsız ediciydi hayatımı paylaştığım birinden, heyecan arayışlarımı gizlemek. hatta şakayla karışık, ''ben, eşimin de dahil olmasını isterdim bu oyunlara'' demiştim. ''en güzeli, her şeyi açıkça paylaşmak'' demişti. biliyordum, eşinin hiçbir zaman haberi olmayacaktı bu oyunlardan. kaçamaklarıyla birlikte yaşlanacaktı yarattığı dünyalarda. merak ettiğim şey, hikayelerindeki anlatıcı, yıllar sonra hatırlayacak mı anılarından geçmiş kahramanları ya da kahramanlar nasıl hatırlayacak anlatıcıyı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önce sıcak bir hoş geldin :)
      Bazen insan eşinin anlayamayacağını düşünebiliyor... Bu durumda onu hayatından çıkarmak yerine iki hayatı yaşamak daha akılcı olabiliyor senin örneğindeki gibi. Eminim, eğer anlayışla karşılayacağını düşünseydi eşinin de dahil olmasını isterdi.
      Kahramanlar anlatıcıyı nasıl hatırlar ya da hatırlar mı bilmiyorum... Anlatıcı, kendisini oluşturan renkleri hayatına katmış karakterler olarak hatırlayacak o kahramanları...

      Sil
  6. Açıkçası şuraya ne yazsam diye çok düşündüm.. Ama şunu diyeceğim sadece, herkesin doğrusu farklı demek ki. Ya da yanlış olan şeylere - çekici kılmak için - kılıf örerek onu önümüze mi sürüyorlar ne dersin? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru ya da yanlışın ne olduğunu anlamak senin için bu kadar kolay ise, ne mutlu sana

      Sil
    2. Yanlış anladın beni.. Ya da yanlış anlattım :/
      Önyargılarımı yenerek ya da görmezden gelerek düşünmeye zorladım kendimi ama olmadı sanırım. Neyse, kesinlikle amacım yargılamak degildi, sadece anlamaya çalışıyorum.. Filiz'e hak veriyorum. "Ama" demekten kendimi alamıyorum. :s

      Sil
    3. "Aldatmayı" anlatmak ve anlamak hiçbir zaman kolay olmadı. Anna Karenina'yı yazan Tolstoy ya da Madam Bovary'yi yazan Flaubert'in yanında benimki sadece kendi yaşadıklarım üzerinden kendi çıkarımlarını yapan küçük bir değerlendirmeden öteye geçmiyor. Bu yüzden önyargıları değiştirmek gibi büyük amaçlar taşımıyorum. Ama bir nebze olsun romantizmden kurtularak gerçekler üzerinde konuşabiliriz diye düşünüyorum...
      Biraz sert bir yorum yapmış olabilirim, beni affet bunun için :) İyi niyetli olduğunun farkındayım ve içinden geçenleri döktüğün için gerçekten teşekkür ederim. Bir çok insan bunu yapmaya bile çekiniyor ne de olsa.

      Sil
    4. Haklısın, anlamakta anlatmakta çok zor. Ama anlamaya çalışıyoruz işte naparsın :)
      Yok ya sorun degil .. Anlıyorum seni :)
      Oww teşekkür ederim, utandım asdfgh

      Sil
  7. Tembellik mi yapiyorsun sen ? Bence yeni bolum gelmeli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tembellik demeyelim de, yapmam gereken başka şeylerle uğraşıyorum diyelim... Ama yine de sizi bekletmeye kıyamam biliyosun... Biliyo musun? :)

      Sil
    2. Biliyorun tabi ki. :D

      Sil
    3. Son yorumumdan sonra (5saat45dakika gecmis) günlük uyku, sabah duşu ve kahvaltısı, günlük yiyecek ve kahveyi çantaya atma faslından sonra şu an okul yolundayım. Bu probleme göre, bir Meçhul günde kaç saat uyur?

      Sil
    4. Tamam senin durumu anliyorum cidden ortalama dort bes saat uyuyorum ama aliskanlik yapiyor o zamanla. Hafta sonu bile alti saatten sonra uyuyamiyorum. Yalniz sende durum benden betet gibi duruyor. Uc saatten fazla uyudugunu dusunmuyorum : D
      Dogru tahmin mi?

      Sil
    5. Normalde uykuyu çok severim, sekiz saat uyumadan uyanmam eğer yoğun değilsem... Ama bu dönem artık tezi tamamlamam lazım ve birkaç gündür dört saat artı öğle yemeğinden sonra ofis sandalyesinde yarım saat kestirmeyle atlatıyorum günleri... Neyse ki işe yarıyor ve umarım istikrarlı olabilirim :)
      Yeni bölümün tadını çıkar ;)

      Sil
    6. Bir tanesin :D Ben onu okumaya geçiyorum :D

      Sil