18 Nisan 2015 Cumartesi

Kaçamak - 1

“Sen evlenmeyi düşünmüyor musun?” diye sordu, yanımda çırılçıplak uzanırken.
“Hayır.” dedim.

Bir otel odasındaydık. İşten biraz erken çıkmıştı. Üç saat önce buluşmuştuk. “Eve gitmeden önce dört saatimi seninle birlikte geçirebilirim.” demişti. Şimdi burdaydık. Tutkulu sevişmelerin arasında, konuşmadan birbirimizi anlamaya çalışıyorduk. Parmak uçlarımı vücudunda gezdirirken, gözlerinde uyanan kıvılcımda fark edebiliyordum hayatında nelerin eksik olduğunu. Hayır, hayatında eksik olan her şeyi vermeyi vaat etmiyordum tabii ki. Ama en azından, kendisini daha iyi hissedebileceği, yargılanmadığı bir vahaydım O’nun için. Vazgeçemeyeceği, vazgeçse de ağırlığının altından kalkamayacağı toplumsal ilişkilerin kıskacında bunalırken, her şeyi unutturacak ve kendisini yirmi yaşında bir üniversiteli gibi hissettirecek adamdım. Ve bu, yasak bir aşk yaşamak için yeter de artardı bile.


Kocasını seviyordu. Belki de sevmiyordu, bilmiyorum. Sonuçta bir zamanlar hayatını birlikte geçirmek istediği adam oydu. Dört yaşındaki küçük çocuğu olmadan, kendisini düşünemiyordu bile. Ama onlarla da yetinemiyordu. Bir damla daha heyecan olsaydı, her şey tam olacaktı. Olmuyordu. Bu heyecan için hayatındakileri elinin tersiyle itemezdi. Ama bu heyecan olmadan hayatındakilerin tadını da alamazdı. Alamadıkça, kendini çok daha kötü hisseder, o kıskaç içinde boğulurdu. Bu yüzden benimleydi. Ben O’nun için, hayatındaki küçük ama önemli eksiği gideren adamdım. Her şeyin tepetaklak olmasını engelleyen küçük bir tutamak.

Eğer elinde olsaydı, her hafta başka bir erkekle yatmak isterdi. Çünkü yaşamak istediği heyecan buydu. Ama buna fırsatı yoktu. Sadece benimle görüşerek gidermeye çalışıyordu “farklı tatlar alma” ihtiyacını. Her görüşmemizin ardından “kendi hayatına” döndüğünde ise, yüzündeki gülümsemede bir parça katkım olduğunu bilmek bana yetiyordu. Çünkü, benimleyken, kocasıyla olamadığı karakterler olabiliyor, kocasıyla yaşayamadığı her şeyi yaşayabiliyordu.

Bunları anlatıyorum çünkü O’nu yargılamanızı istemiyorum. Bunları anlatıyorum çünkü O’nu hissetmenizi istiyorum. 

Bu bir aldatma hikayesi değil.

Bazı insanlar aşk evliliği yapar, aşk biter, aşkı tekrar bulmak için aldatır.

Bazıları mantık evliliği yapar, mantık yetmez, tutku arar, aldatır.

Çok azı ise, aşıkken mantıklı düşünerek evlenir. Ve onlar ne yaparsa yapsınlar, yaptıkları aldatma sıfatını hak etmez. Yaşadıkları kaçamak, ilişkilerini tamamlamak için küçük bir oyundur sadece. Bu oyun olmazsa, bir daha hiçbir şeye tutunamazlar.

Bu, Filiz’in hikayesi. Yirmi dokuz yaşındaki o güzel kadının... Hayatındaki bir damla heyecanı tamamlamak için oynadığı oyunun hikayesi. Ben yalnızca figüranım.

Devam edecek...

28 yorum:

  1. Ah insanlığın şu bitmeyen heyecan arayışları.. Sanki içindeki koca boşluğun devası heyecanmış, o olsa her şey tastamam olacakmış gibi.
    Bulduğu heyecanın yanında reddedemeyeceği şekilde gelen sorgulama, vicdan, korku, huzursuzluk hislerini engelleyebilecekmiş gibi de düşünmeden aldatmaya devam eder. Aldattığına aptal muamelesi yaparak içine attığı minik öfkelerine karşılık bir intikam alır belki. Bu duygu kendini güçlü ve üstün hissettirir, egoyu besler. Bütün bu iktidar da insan gibi bir yaratığın hoşuna gider elbet.
    İlk aldatış sorun değildir çünkü insan hislerinin önüne geçemeyebilir. Ama bunu devam ettirmek, hatta ondan, o heyecandan hayatında eksik olanı tamamlamasını istemek, bir de üstüne kendi vicdanını aklayacak minik ve kendi içinde tutarlı sebeplere sığınmak...
    İnsan acınası, hem de çok acınası.

    Eğlenceli bir yazının altında biraz fazla konuştum sanırım. Merakla bekliyorum devamını.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam yerinde ve ayarında bir yorum olmuş, teşekkürler. Aldatmanın psikolojisi... Gerçekten çok ilginç bir alan, her ne kadar ortak yönleri olsa da, kişiye özel tarafları da olabiliyor. Bir de sanırım, aldatmanın ne olursa olsun kötü bir şey olduğunu söyleyenlerden değilim. Kötü olabilir, ama bu duruma bağlı diye düşünüyorum. Yapmaya çalıştığım şey, aslında Filiz'i aldatmaya götüren sebeplere hiçbirimizin yabancı olmadığı ve ve böyle bir ilişkiden sadece küçük bir adım uzakta olduğumuz... O yüzden, "aldatan kötü kadınlara" bakıp, sadece ve sadece kendimizi hizaya sokmak, bir de durumumuza sevinmek için "pis, kötü kadın" dememizi hak etmiyorlar. Gayet insani ve doğal geliyor bana. Üstelik aldatmaya karşı en çok sesini yükseltenler, ona karşı en çok eğilimi olanlar. Başkalarının sesini bastırdıklarını düşünürken, aslında kendi seslerini bastırıyorlar.

      Seni burda görmenin nasıl mutlu ettiğine inanamazsın... Ben de senin katkılarının devamını bekliyorum :)

      Sil
    2. Aldatmaya biraz daha farklı bakıyor olabilirim. Mesela karşındaki aldatılmayı hakeden biriyse zaten ayrılır gidersin, ha haketmiyorsa da gerekirse birazcık mutsuzluğa katlanıp kendini kontrol eder, yenilmezsin arzularına. Yapamıyorsan yine gidersin, bir insanı aptal yerine koymak illa ki huzursuzluğu da getirecektir. Ve huzursuzluktan da ancak bir süre keyif alınır.
      Evet o heyecanlar, kaçamaklar çok tatlı ama ne daimi, ne de uzun vadede sorularının cevabı..

      Ama ama yine de aldatan kadına ya da erkeğe toplum gibi tiksinerek bakıyor değilim. Yarın bu ben de olabilirim, eşim de olabilir, çok normal geliyor bana bir zayıflık anı sevdiğini aldatmak. Önemli olan sonrasında ne yaptığın. Hoş aldatmanın ne olduğu dahi gün geçtikçe değişiyor insanın aklında.

      Sesini yükseltmek konusu da yine kişiye göre değişir bence. Aldatılmıştır mesela, tepkilidir bu konuya, yaralıdır, hep konuşur, dışlar.
      Kibir kötüdür, her konuda. Ama onu da yapıyorum bazen.
      Neyse, güdüleri kontrol altında tutabilmeyi diliyorum kendim ve herkes için :)

      Sil
  2. Aldatma ve aldatılma olaylarına o kadar mesafeliyim, o kadar ön yargılıyım ki, bu iki kelimeyi duymak bile sinirlerimi alt üst ediyor. Canımı yakıyor.

    Burada bana düşen ise sadece okuyup, Filiz'in duygularını anlamaya çalışmak. Belki biraz da olsa bu aldatılma psikolojisinden kurtulabilirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama "bu bir aldatma hikayesi değil." demiştim Dramacım :)

      Sil
  3. oo başlamışsın :D
    bakalım nasıl çıkacak :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kanbersiz düğün olmazdı zaten, hoş geldin :)
      Eee, sözümüz söz :)

      Sil
  4. Filiz'in haberi var mı bu hikayeyi buraya yazdığından?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır... Filiz gerçek adı değil tabii ki.

      Sil
    2. Gerçek adı oldugunu düşünmemiştim ki..
      İkinci bölüm ne zaman geliyor? :)

      Sil
    3. Uyuyup uyandığında yeni bölüm yayınlanmış olur :)

      Sil
  5. Filiz'in evli oluşundan daha çok bir anne oluşu çekici kıldı sanırım hikayeyi benim için. Evli olmanın bir kaçamağı daha ateşli hale getirebileceğini yadsıyamam tabi ki ama karşınızda bir anne duruyorsa her şeyiyle farklı oluyor yaşanan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evliliğin geri dönülmesi zor kısmını ebeveyn olduktan sonra yaşıyorsun çünkü... Sence başka bi açıklaması var mı?

      Sil
    2. Geri dönülemez hissettirdiği konusunda haklı olabilirsin. Fakat evliliğin referans alınmadığı bir bakışta da bariz bir fark görüyorum ben. Belki de anneliğin, kadına yaratıcıdan bir rol kapma hissi vermesidir. Nasıl ki öldürmek insanda geri alınamaz bir değişim yaratıyorsa sanırım birini dünyaya getirmek de belki daha anlık olmayan değişimlerin habercisi.

      Sil
    3. Haklısın, anne olan kadın çok başka bakıyor hayata...

      Sil
    4. Konunun iç güdülerle kesinlikle alakası var. Çoğu erkeğin doğurganlığa karşı hem cinsel, hem duygusal anlamda bir zayıflığı oluyor sanırım. Annelik kadın için (her ne kadar itiraf edilmese de) çileli bir süreç olsa dahi erkek bundan sahiplenici bir haz alıyor.
      Aldatma konusunda da başka bir erkeğin anne sıfatını bahşettiği bir kadına sahip olma güdüsü, daha güçlü, tercih edilmiş, seçilmiş ve eril hissettirdiği için bu gizli keyfi ikiye bile katlıyor olabilir.

      Sil
    5. Sanırım meseleyi en iyi açıklayan tez bu... Kesinlikle katılıyorum.

      Sil
  6. Tam ben de "evli çiftlerin yasak aşk, kaçamak ya da aldatmaları heyecan verici bir şey ama Filiz'in anne olması bende çok büyük bir merak uyandırdı" diyecektim ki Umumi Aşık yazmış. Bir kadın anne olmadan önce rahattır, bekar olduğu zamandan biraz daha az olsa da özgürdür ama anne olunca bu çok farklı bir şey. Ben aldatma konusunda kendime güvenmem ama düşününce aklıma anne olursam aldatabileceğim fikri gelmiyor bile. Sanırım çocuk yaptığında hayatını ona adayan kadınlardan biri olurum ben. Şimdiden kendimden sıkıldım diyebilirim hatta -_-

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlıyorum ne demek istediğini... Ama bazı insanların hayatlarında en değer verdikleri çocuklarına davranışları bile hayatlarındaki tatmin ve heyecan ile daha pozitif bir hal alabiliyor... Çemkiren anneler yerine gülümseyen rahat anneler mesela :)

      Sil
    2. Öyle tabi ama sanırım bu konuda tam şu anda bencilim annemin başka bir adamın yanında düşünemiyorum :D
      Şurada kadın açıkça aslında kocasını ve çocuğunu aldatıyor ama bu bende bir şey çağrıştırmıyor. Kendi annem yapsa delirirdim muhtemelen ama :D

      Sil
    3. İşte bana sorarsan bu aldatma olarak görülmeyebilir... Yani kocasının ve çocuğunun hayatını daha mutlu etmesini sağlayacak bir psikolojiye sokuyorsa onu bu ilişki, doğrudan kötüdür diyebilir miyiz buna? Sonuçta ortada sadece "nereden geldiği bilinmeyen" bir iyilik var gibi :)

      Sil
    4. Öyle bile olsa bu herkesin kaldırabileceği bir şey değil. Şahsen ben erkek olsam eşimin isteklerini bana dile getirip uygulamayı tercih ederim, onu bir başkasıyla fiziksel olarak paylaşmayı değil. Ki bir kadın olarak yine aynı düşüncem geçerli başka bir kadını kabul edemem. "Ben mutlu edemiyorsam benim yanımda ne işi var ki?" diye düşünür çocuğumu alıp single mom olarak hayatıma devam ederim :D

      Sil
    5. "Bekara karı boşamak kolay" diye bi söz var, biliyor musun? :)

      Sil
    6. Bana o kadar çok söylenen bir söz ki kendi geleceğimden korkuyorum desem yeri :D

      Sil
    7. Hak ediyormuşsun demek ki :)

      Sil
    8. Umuyorum hayatımın hiçbir evresinde şimdiye kadar kendimden vermediğim ödünü vermek zorunda kalmadan ölür giderim. Elimde karakterim ve düşüncelerim dışında ne kalır ki ödün verirsem :)

      Sil
    9. Onlar olmadan yaşayamıyor zaten insan...

      Sil
  7. Dostum yazının diger serilerine şöyle bir göz attımda, "Ben Mila - Pesinin Sarkacı" adlı kitabı andırıyor. Ben okurum bu serileri...

    YanıtlaSil