11 Mart 2015 Çarşamba

Yatak Arkadaşı

Kendini acındıran insanları sevmiyorum. Sevemedim. İlgi çekmeye çalıştıklarını, kendilerini acındırmayı da bunun bir yolu olarak gördüklerini düşünmüşümdür.

Acımanın doğal haline lafım yok. Bir insanı görürsünüz, empati kurarsınız, anladığınızı düşünürsünüz ve acırsınız. Ama acımanın, karşısındakini küçümseyen, küçük gören tarafı hep baskın olur. Durum böyle olunca, kendini acındırmaya çalışan insanları hiç anlayamadım. Belki de anlayamadığımdan, sevemedim de. Hep öyle değil midir, anlayamadığınızı sevemezsiniz. 

Bu düşünceler yarım saattir kafamda bozuk plak gibi dönüyordu. Çünkü karşımdaki kadın yarım saattir acıklı hikayelerini anlatıyordu. Çok büyük zorluklar yaşamıştı, dünyanın en büyük acıları kendisininkiydi. Duyan da bir şey sanır. Kimsenin kendisini anlamamasından, yalnızlıktan şikayetçi. Herkesin derdi aynı değil mi? Bir yerden sonra dinlemeyi bıraktım ben de.

Ben dinlemeyi bıraksam da, O anlatmayı bırakmıyordu. Ben de ister istemez duyuyordum. Dinlemek ile duymak arasındaki ince çizginin dinlemek tarafına yanlışlıkla geçtiğimde, sevgililerinin kendisine acıdığından dem vuruyordu. Bu kadın gerçekten yetenekliydi. İnsanların kendisine acımasında bile acı çıkarabiliyordu. Arabesk şarkı sözleri yazması gerekirken, yanlışlıkla mühendis olmuş gibiydi.

Sevgilileri kendisine hep acıdığı için, artık hayatına giren erkekleri sevgili olarak adlandırmıyormuş. Yatak arkadaşı demeyi tercih ediyormuş. Kendini bu şekilde daha özgür ve güçlü hissediyormuş. Artık kimsenin kendisine acımasını istemiyormuş.

Acaba dinlemediğim için bir şeyleri mi kaçırmıştım? Ya da karşımdaki kadın arabeskten sıkılmış, blues icra etmeye mi başlamıştı? Belki de benim ilgisizliğimi görüp, ilgimi çekmek için yöntem değiştirmişti. Yaptığı her neyse, işe yaramıştı.

Sonraki yarım saat, özgür ilişkilerin çekiciliğinden, insan ruhunu nasıl canlandırdığından, kadını da erkeği de nasıl heyecanlandırdığından bahsetmiştik. Ben de acındırma seansının bitmesinden mutluydum. Duygusal gelgitlerin istisnai bir dışavurumu deyip geçtim.

Meğerse öyle değilmiş. Bunu bir süre sonra O’nunla sevişirken anlayacaktım.

Hayır, korktuğum gibi olmadı. Kendisini acındıracak hikayelere devam etmedi.

Artık O’nun bir “yatak arkadaşı”ydım. Kendini güçlü ve özgür hissetmek için beni kullanıyordu. Bundan da şikayetçi değildim.

“Acıma bana!” diye bağırıyordu ben O’nun kalçalarını tokatlarken. “Çok kibarsın!”

Kalçalarını kıpkırmızı yaptıktan sonra göğüslerine gelmişti sıra. Tokatlıyor, uçlarını parmaklarımla sıkıştırıyor, ısırıyordum. O hala, “Acıma bana, canımı yak!” diye bağırıyordu.

İçine girdiğimde bütün sertliğimi konuşturdum. Penisimin sertliğinden ve sert darbelerden bahsetmiyorum sadece. Saçlarını çekmek gibi klasik şeylerden de... Vücudunda avuçlayarak iz bırakmadığım, tokatlamadığım hiçbir nokta kalmamıştı. En çok da suratını tokatlamamı seviyordu. 

Canını yakmak için tuttuğu bir köleydim O’nun için. Sanki benimle sevişirken acılarıyla yüzleşiyor, yüzleştikçe kendini güçlü hissediyordu. Hem seks, hem terapi...

Yalnız sorun şuydu ki, ne yaparsam yapayım daha fazla canını yakmamı istiyordu. Boğazına kadar girip nefessiz bırakmam yeterli olur diye düşünmüştüm. Yanılmışım. Sırada anal vardı.

İkimiz de fiziksel olarak tatmin olsak da bu yetmemişti. Tatmin olmanın en önemli yanı, mental olarak tatmin olmak, sekse düşünsel olarak da doymaktı. “Gözünüzün doyması” gibi düşünün... 



Canını ne kadar yaktıysam da, bu O’na yetmemişti.

“Bir daha deneyelim.” dedi.
“Sınırımız ne peki?”
“Kan olmasın.”

Madem bu kadar kaşınıyordu, sahneye çıkma zamanım gelmişti. Giysi dolabımın derinliklerinde sakladığım ipi, ağız topunu çıkardım. O’nu bağladım. Sanatımı icra etmeye başladım.

Günün ilk ışıkları odaya dolduğunda, uykuya dalmak üzereyken bana döndü.

“Bende bağımlılık yapabilirsin.”
“Ama ben bağlanmayı tercih etmiyorum.”
“Merak etme, sadece yatak arkadaşımsın.” dedi.


2 yorum:

  1. Ya bu yeni moda gibi geliyor desem kızdırır mıyım? Sanki bu tip cinsel aktivitelerden hoşlanan herkesin bir bahanesi olmak zorunda gibi. Azıcık senin ki modaya uymuş gibi geldi :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. son zamanlarda grinin elli tonu muhabbeti çok döndüğünden moda gibi gelmiştir. erotik edebiyatın popülaritesi arttığında, daha önce bu tür örnekleri okumamış herkes, erotik edebiyatı grinin elli tonu ile başladı zannediyor.

      Sil