8 Haziran 2014 Pazar

Güneye Giderken - 10

Melis, şaşırdığı zaman yaptığı gibi gözlerini kocaman açmış, bana bakıyordu.
“Ne oldu?” diye tekrarladım merakımı gizlemeden.
“O hatun bizim bölümde araştırma görevlisi. Pek muhabbetimiz yoktur ama arada selamlaşırız.”
“Peki ben nerden tanıyorum?”
“Ben nerden bileyim. Benim yanımda görmüş olamazsın.”


Melis’in kadını tanıması merakımı daha fazla tahrik etmişti. Normalde yapmayacağım halde, gözlerimi dikmiş kadına bakıyordum. O sırada, O’nun da gözleri gözlerime denk geldi. Gülümsedi. Masasında oturan biri kadın biri erkek iki arkadaşından izin isteyip ayağa kalktı. Bana doğru yürümeye başladığı o birkaç saniyelik zaman diliminde, son bir ümitle hafızamı canlandırmaya çalıştım. Bu da işe yaramamıştı. Beni tanıdığı belli olan ve bana doğru yürüyen beyaz tenli kadının kim olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu.

Masamıza geldiğinde, önce beni görerek, “Ooo, kimleri görüyorum.” dedi. Şaşkın bir ifadeyle ne diyeceğimi düşünüyordum ki, o anda Melis’e döndü. Melis’in verdiği tepkinin neredeyse aynısını verdi. “Yok artık!”
“Merhaba Beyza, oturmak istemez misin?” dedi Melis. Tavırlarında sıcaklık ve samimiyet vardı. Belki de şehrin gürültüsünden uzakta olmamızın etkisiydi bu rahatlık...

Yanımızdaki boş sandalyeye oturan Beyza, “Şu tesadüfe bak.” gibi, bu tür durumlarda söylenen klasik sözleri sarfederek şaşkınlığını gidermek için zaman kazanıyordu. Ama asıl zamana ihtiyacı olan bendim. Hafızamın zayıflığı beni ele verecek diye çekiniyordum.

Sonunda korktuğum başıma geldi. Beyza, Melis’le havadan sudan bir iki kelâm ettikten sonra, bana dönerek, “Görüşmeyeli ne kadar zaman oldu?” dedi. O’nun özlem dolu bakışlara, boş ve anlamsız, hatırlamaya çalışan gözlerimle bakarken sanki dilim kenetlenmişti. Ne söylersem söyleyeyim, sanki O’nu hatırlamadığımı anlayacakmış gibi bakıyordu. Aslında, hiçbir şey söylemeden de anlayabilirdi bunu... Ki öyle de oldu.

“Hatırlamadın beni değil mi?” dedi. Ama beklediğimin aksine, kırılmış, gücenmiş ya da sitem eden bir ses tonuyla değil, bu durumdan keyiflenmiş gibi çıkıyordu sesi.
“Kusura bakma, hatırlayamadım gerçekten.” dedim bütün mahçubiyetimle.
Melis’e döndü. “Sen nasılsın şekerim. Ne işin var bu çapkın adamla?”
Melis sevimli ses tonuna eşlik eden tutkulu bakışlarıyla, “Tecrübelerinden faydalanıyorum.” dedi.



Kadınların arasında şifreli bir konuşma dünyası olmalıydı. Melis aslında, Beyza’ya karşı bilinçaltında başlayan iktidar savaşının fitilini ateşlemişti. İlk darbesi yeterince kuvvetliydi. Hem Beyza’nın sandığı gibi sevimli bir küçük kız olmadığını gösteriyor, hem de bundan utanmadığını gösteriyordu kendinden büyük kadına. “En az senin kadar kadınlığımı yaşamayı bilirim” demek istiyordu belki de. Bu tepkisi kıskançlıktan değildi. Ama neden olduğunu da anlayamamıştım. Bu gece benim için olması gerekenden fazla belirsizlik vardı masada. Üstelik bu belirsizliklerin ikisi de kadındı. En riskli durum.

Beyza’nın yüzü bir an için asıldı. Fakültede gergin bir ilişkileri olduğunu bu kısa diyalogdan anlayabılıyordum. Yine de, Akyaka’nın yumuşak havası, kadınlar arasındaki iktidar savaşını yumuşatmaya yetmişti. “İyi yapıyorsun şekerim.” dedi Beyza. Belki de, ânın tadını çıkarmak yerine saçma bir laf dalaşına girmeyi, sinir harbi yaşamayı istemiyordu. Ne gerek vardı buna, tatile, eğlenmeye gelmişti herkes. Savaşın bittiğini gösteren beyaz bayrak gibi olan bu cümle, beni de rahatlatmıştı.


Melis ateşkesi kabul etti. “Eee, siz nerden tanışıyorsunuz bakalım?” diye sordu Beyza’ya. Kendisi de en az benim kadar merak ediyordu çünkü bunu.

Devam edecek...

1 yorum:

  1. kadınlar arasındaki çekişmeye bayılıyorum :)))

    YanıtlaSil