22 Haziran 2014 Pazar

Güneye Giderken - 14

Odaya girdiğimde, ikisi de iç çamaşırlarıyla kalmışlardı. Onlar yatakta uzanırken ben de karşılarındaki koltuğa oturdum.



Melis’in esmer teni ile Beyza’nın beyaz teni birbirine o kadar yakışıyordu ki, onların sevişmesini seyretmek, en az onlarla birlikte olmak kadar keyif veriyordu. Bir erkekten asla hissedemeyecekleri dokunuşlarını zarif bedenlerinde gezdiriyor, tutkudan sarhoş olmuş ellerini saçlarında dinlendiriyor, dudaklarının tadını çıkarıyorlardı. Karşımdaki sahneyi, sanki bir sanat eseriymişçesine izliyordum.



Yatakta uzun uzun kıvrılmalarının ardından, iç çamaşırlarını çıkartıp altmış dokuz pozisyonuna geçtiler. İkisinin de vücudunun tutku ve zevkten titrediğini hissedebiliyordum. Beyza hemcinsleriyle ilişki konusundaki tecrübesini konuşturuyordu. Melis’in klitorisini hem diliyle yalıyor, hem de dudaklarının arasına alıp emiyordu. Dilini içeriye sokup hareket ettirmeye başladığında da, klitorisi boş bırakmıyor, ya parmaklıyor, ya da tokatlıyordu. Melis sanki kendinden geçmişti. Çığlıklarına hakim olabilmek için dudaklarını ısırıyor, düzensiz nefeslerle kesik kesik inliyordu. Kalçalarını sert darbelerle oynatarak vajinasını Beyza’nın diline vuruyordu.

Oral konusunda iddialı olmama rağmen, Melis’i yalarken bu kadar zevk verebildiğimi hiç hatırlamıyordum.
Melis daha fazla dayanamamış, çarşafı sırılsıklam yaparak orgazm olmuştu. Şimdi sıra Beyza’daydı. Melis’i sırtüstü yatırıp vajinasını yüzüne getirecek şekilde oturdu. Yatağın başına dayadığı elleriyle destek alarak inip kalkıyor, Melis’e bir taraftan vajinasını yalatıyor, bir taraftan da kalçalarını tokatlatıyordu.

Karşımdaki görüntü benim için dayanılmaz bir hal almıştı. Ama anlaşmamız gereği dahil olamıyordum. Elimdeki içki kadehini sehpaya bıraktım. Sertleşmiş penisimi elime alarak mastürbasyon yapmaya başladım. Garip bir durumdu. Karşımda iki kadın vardı ama ben kendi kendime yapıyordum.

Beyza kendinden geçerek orgazm olurken, ben de sıcak spermlerimin avcuma dolduğunu hissettim. Odada üçümüzün de nefes nefese kalmış solukları çınlıyordu.

Melis ve Beyza yanyana uzanmıştı. Beyza geceyi burda geçirmeye kararlı gibi görünüyordu. “Yerimden olmasaydım bari” diye geçirdim içimden. İçimden geçenleri okumuş gibi, “Sen de gel hadi” dedi Beyza. "Melis’i aramıza alıp uyuyalım".

Melis’in tarafına sırtüstü uzandım. Melis, dolgun göğüslerini vücuduma bastırıp ıslanmış kasıklarını bacaklarımın arasına sokarak bana sarıldı. Beyza da Melis’e sırtından sarılmıştı. Hiçbirimizin ağzından tek bir sözcük dökülmüyordu. Sessizliği ben bozdum.

“İşe yaradı mı?” diye sordum Beyza’ya dönerek.
“İşe yaramış olmasaydı, şu anda uyumayı değil, daha fazlasını istiyor olurdum” dedi.

Göz kapaklarımın ağırlığına karşı daha fazla direnmedim.

Devam edecek...

16 Haziran 2014 Pazartesi

Güneye Giderken - 13

Bir taraftan yürüyor, bir taraftan Beyza’yı dinliyorduk.


“Deniz’le birlikte olmaya başladığımızda ona bu kadar kapılacağımı tahmin etmiyordum. Bu yüzden başkalarıyla birlikte olmasını sorun etmeyeceğimi söyledim. O’nu sınırlamak da istemiyordum açıkçası. Ama gittikçe O’na olan tutkum arttı. Senden bahsettikçe kıskançlıktan içim içimi yiyordu. Seninle tanıştığımız gece de bunu hissetmişsindir sanırım. O geceden sonra bu konuyu defalarca Deniz’a anlatmaya çalıştım. Seninle görüşmeyi kestikten sonra, hayatında birkaç kişi daha oldu. En sonunda, O da birbirimize yeteceğimizi düşündü ve sadece benimle olmak istediğini söyledi. O anda dünyanın en mutlu insanı bendim. Uzun bir süre birlikteliğimiz devam etti. Birkaç ay öncesine kadar... Benimle çok mutlu olduğunu, ama sadece lezbiyen ilişkinin kendisine yetmediğini, hayatında başkalarının olmasının bana vereceği zararı bildiği için de ilişkiyi bitirmek istediğini söyledi. Önce buna katlanabileceğimi söyledim. Bir süre denedik de... Ama sonunda yapamayacağımı anladım. Ayrılalı iki hafta oldu. Ben de kafamı dağıtmak için toplayıp valizimi tek başıma tatile çıktım...”

Melis de Ben de Beyza’nın anlattıklarını dinlerken sessizce yürümüş, ne söyleyeceğimizi bilememiştik. Bir şeyler söylemek bana düşüyordu yine de...

“Bizimle karşılaşmış olman pek iyi olmadı o halde... Yaranı deşmiş olduk...”
“Kesinlikle hayır!” diye yanıtladı Beyza. “Bazı şeylerden kaçamazsınız. Aşabilmek için yüzleşmeniz gerekir.” 

Birkaç saniyelik sessizlikten sonra devam etti. “Aslında sizinle karşılaşmam bunun için iyi bir fırsat oldu. Melis ile sevişmeyi de bu yüzden istedim. Daha önce senin karşında Deniz ile sevişmiştim. Şimdi bunu başka biriyle yapmak, o ânı aşmamda yardımcı olacak...”
“Bir nevi çivi çiviyi söker durumu yani...” diye katıldı Melis gülümseyerek.
“Aynen öyle. Ama seni kullandığımı düşünmeni istemem. Aslında fakültedeyken de ilgimi çekiyordun. Hoşlanmıyor olsaydım, böyle bir ilişki yarardan çok zarar getirirdi şu anki ruh halime.”
“Peki benim bu tür deneyimlere ilgim olacağını nasıl düşündün?” diye sordu Melis. Haklıydı da. Beyza’nın teklifi damdan düşer gibi olmuştu.
“Dedim ya güzelim, senden hoşlanıyordum. Deniz’e çok bağlandığımı düşündüğüm zamanlarda, başka deneyimler yaşayarak bu bağlılığımı törpülemeye çalıştım. O dönemde dikkatimi çeken kadınlardan biriydin. Ben de güvendiğim ortak tanıdıklarımız üzerinden senin hakkında biraz bilgi topladım.”
“Peki neden benimle bu konuyu konuşmadın hiç?”
“Seninle doğrudan konuşamazdım çünkü yeterince tanımıyordum. Dedikodu dönmesinden çekindim tabi bir de. Ortak tanıdıklarımız da senin bu tür bir arayışının olmadığını, arada bir sadece deneyim için bu tür şeyler yaşamış olabileceğini söylediler. Ama merak etme, dedikodunu yapmadık. Zaten onlar da, ‘Melis bu tür şeyleri fazla anlatmaz’ dediler” diye gülerek bitirdi.
Beyza’nın son sözü Melis’i rahatlattı. Seks hayatının insanların diline meze olmasını istemezdi haklı olarak.



Nihayet otele gelmiştik. Kızlara odaya çıkmalarını, benim de birazdan geleceğimi söyledim. Resepsiyonda duran genç adamın yanına giderek bir miktar bahşiş uzattım. “Hanımefendi bu gece misafirimiz olacak, umarım sorun etmezsiniz.”

“Yok abi, ne demek. İyi geceler.” dedi. Verdiğim bahşişin etkisiyle yüzüne ciddi bir ifade takmıştı. Yavşakça sırıtıp imâlı bir şekilde söylememişti “İyi geceler” dileğini. Teşekkür ettim. Beyza ile Melis’i seyretmek için sabırsızlanarak asansöre bindim.  

13 Haziran 2014 Cuma

Güneye Giderken - 12

İçkisinden bir yudum alan Beyza, zaten zirvede olan merakımızı iyice alevlendirmek için bir süre sessiz kaldı. Sonunda anlatmaya başladı.


“Aslında anlatacak çok bir şey yok. Tek bir isim söyleyeceğim ve ondan sonra taşlar yerine oturacak sende. Deniz’i hatırlıyor musun?” diye sordu.
“LGBT derneğinden olan Deniz’i diyorsun...”

Deniz, iki yıl öncesinde, bir süre birlikte takıldığımız, biseksüel bir kadındı. Melis’ten tek farkı, bu tür yönelimlerinin ve kadınlara karşı olan ilgisinin adını koymuş, bunu sadece fantezi olarak değil, bir kimlik olarak da yaşıyordu. LGBT bireylerin mücadelesine elinden geldiği kadar katkı koymaya çalışıyordu. Bir eylemde tanışmıştık.

Beyza’yı ise şimdi hatırlamıştım... Deniz’in lezbiyen sevgilisiydi. Açık ilişki yaşıyorlar, Beyza, Deniz’in erkeklerle birlikte olmasına izin veriyordu. Deniz ile benim aramda bir şeyler yaşandığı dönem de bu döneme denk geliyordu. Bir akşam Deniz beni Beyza ile tanıştırmak istemiş, O’nu da eve davet etmişti. Beyza biraz gecikmiş, o gelene kadar biz de neredeyse sarhoş olmuştuk. Beyza’yı hatırlamıyor oluşumun sebebi, aradan geçen zamanın yanında biraz da bu sarhoşluk durumuydu.

Deniz’in aklından geçen o gece grup seks yapmaktı. Beyza ile birlikte soyunarak sevişmeye başladılar. Deniz beni davet ediyordu. Ama Beyza o kadar tutkulu bir şekilde Deniz’i meşgul ediyordu ki, aralarına girmek istemedim. O an Beyza’nın aslında beni kıskandığını ve bu konuda Deniz ile aralarında bir gerilim olduğunu hissettim. Kadınlardan birini mutsuz edeceksem ve kıskanmasına sebep olacaksam, dahil olmamak en iyisiydi. Ben de bu yüzden izlemekle yetindim. Seks sonrası sigaralarını yaktıklarında, Beyza, Deniz’in tuvalete gitmesini fırsat bilerek bana tek bir cümle söyledi.



“Ben Deniz’i gerçekten seviyorum” 

Bunu söylerken gözleri öylesine tutkulu ve teslim olmuş bir şekilde bakıyordu ki, onların arasına girmiş olmamı bir kez daha sorguladım. Aslında bu sorgulama, lezbiyen ilişkilere bakış açımda da dönüm noktası oldu. O zamana kadar, lezbiyen ilişkiler bilinçaltımda hep bir fantezi öğesiydi. Ama Beyza’nın gözlerini o sözleri söylerken gördükten sonra, bu tür ilişkilerin ne denli aşk ile yüklü olabileceğinin kanıtını yaşamış oldum.

Şimdi, iki yıl sonra masamızda oturan Beyza’ya döndüm. Kadehimde kalan viskiyi yudumladıktan sonra, “Haklısın” dedim, “Şimdi hatırladım.” Yaşadıklarımızı Melis’e kısaca anlattıktan sonra –ki O’nun merakını da gidermek gerekiyordu- tekrar Beyza’ya döndüm.

“Ama seninle geçirdiğimiz birkaç saat iki yıl önceydi ve neredeyse zil zurna sarhoştum. Hatırlamıyor oluşuma hak verirsin sanırım.”
“Tabii ki.”
“Asıl ben senin hafızanın bu kadar güçlü oluşuna şaşırdım. Nasıl hatırlayabildin beni?”
“Hatırladım çünkü hayatımda sandığından daha fazla yerin vardı.”
“Nasıl yani?” diye sordum afallayarak.
“Onu da otel yolunda anlatayım, içkileriniz bittiyse...”

Saat geceyarısına gelmek üzereydi. Hesabı ödedim. Deniz kokusuna eşlik eden ve sıcak havayı yumuşatarak tenlerimizi okşayan rüzgar eşliğinde yürümeye başladık.

Devam edecek...

10 Haziran 2014 Salı

Güneye Giderken - 11

Söylediği martiniyi yudumlamaya başlayan Beyza, dudaklarının kenarına takındığı belli belirsiz gülümsemesiyle, “Söylemem.” dedi. “Madem paşamız hatırlamıyor, çeksin cezasını.”
“Sen boşver paşayı, benim için söyle, merak etmeye başladım.” diye cevapladı Melis.

Yeni biten soğuk savaşın tekrar başlamasından kaygı duyarak dinliyordum konuşmayı. Bu tür durumlarda bir erkek olarak kenarda sessizce oturmak en iyisidir.


“Belki bir iki içkiden sonra anlatırım.” dedi Beyza. “Ama eğer sizin başka bir planınız varsa, bir içkiden sonra kalkabilirim de.”

İşte bunu beklemiyordum. Beyza, Melis karşısında sadece yelkenleri suya indirmekle kalmamış, tamamıyla teslim olmuştu. Beyza ile ne yaşadığımızı hatırlamasam da, iki kadının birbirini kıskanmasına sebep olacak bir şeyler olduğu belliydi. Eğer Beyza kendisini geri çekiyorsa, ya kendini çatışamayacak kadar güvensiz hissediyordu -ki bu yakın zamanda bir ayrılık veya aldatılmanın etkisi olabilirdi- ya da Melis ile tanışıyor olmasından çekiniyordu. Ne olursa olsun, bu işin içinde bir iş vardı.

“Bir planımız yok” dedi Melis. “Tamamen ânın tadını çıkarıyoruz. Senin de katılmandan memnunuz, değil mi hayatım?”
“Evet, kesinlikle” dedim, Melis’in rahatsız olmadığına emin olduktan sonra. “Sen neler yapıyorsun, seni hangi rüzgâr attı buraya Beyza?”
“Biraz tatile ihtiyacım vardı. Topladım bavulumu, atladım geldim.”
“Yalnız mısın?”
“Yalnızım. Masasında oturduğum çiftle burda tanıştım. Şimdi de sizin masadayım. Bir nevi konsomatris” dedi gülümseyerek. “Siz nerden tanışıyorsunuz bakalım...”
“Paşamız güzelden anlıyor sağolsun, ortak bir arkadaşımız aracılığıyla tanıştık” Melis’in kıvraklığına hayrandım. Her gün selamlaştığı birine barda tanıştığımızı söylemeyecek kadar temkinli olmasına da... “Peki siz nerden tanıştınız?” Melis’in ses tonu ısrarcıydı.

Beyza’nın bu konuda temkinli olmasını anlayabiliyordum. O da Melis ile aynı şeylerden çekiniyordu. Üstelik, Melis dedikodusunu yapabilecek “öğrenci milletinden” biriydi O’nun gözünde. “Anlatacağım” dedi. İşte bunu beklemiyordum. Muzip gülümsemesiyle devam etti: “Ama benim bundan çıkarım ne olacak?” Şimdi taşlar yerine oturuyordu. Kendisinin vereceği sırra karşılık, O da Melis’ten bir sır istiyordu. Bir nevi güvence...

“Ne istiyorsun?” dedi Melis, muziplikte O’ndan aşağı kalmayan bir tavırla, ama aynı zamanda en az O’nun kadar yumuşak ve barışçı bir ses tonuyla.
“Seni!” dedi Melis’e dönerek, belki de kabul etmeyeceğini düşündüğü için.



“Yok artık!” diye geçirdim içimden. Aynı şaşkınlık Melis’te de vardı. “Nasıl yani?” diye sordu.
“Seninle bu gece sevişeceğiz” diye tekrar etti Beyza, içkinin verdiği rahatlık ve cesaretle. Şimdi taşlar yerine oturuyordu. Beyza, Melis’i rakibi olarak değil, avı olarak görüyordu. Bu kadar alttan almasının ve kıskançlık göstermemesinin sebebi buydu. “Kabul mü?” diye devam etti.

Melis önce gülümseyerek bana baktı. “Peki paşamız ne olacak?”
“Sadece seyredecek. Sen beni boşalttıktan sonra seninle ilgilebilir ancak.”
“Bana uyar” dedi Melis. “Sence...” diye sordu bana dönerek.

“Kabul” dedim. “Şimdi nerden tanıştığımızı anlatabilirsin Beyza.”

Devam edecek...

8 Haziran 2014 Pazar

Güneye Giderken - 10

Melis, şaşırdığı zaman yaptığı gibi gözlerini kocaman açmış, bana bakıyordu.
“Ne oldu?” diye tekrarladım merakımı gizlemeden.
“O hatun bizim bölümde araştırma görevlisi. Pek muhabbetimiz yoktur ama arada selamlaşırız.”
“Peki ben nerden tanıyorum?”
“Ben nerden bileyim. Benim yanımda görmüş olamazsın.”


Melis’in kadını tanıması merakımı daha fazla tahrik etmişti. Normalde yapmayacağım halde, gözlerimi dikmiş kadına bakıyordum. O sırada, O’nun da gözleri gözlerime denk geldi. Gülümsedi. Masasında oturan biri kadın biri erkek iki arkadaşından izin isteyip ayağa kalktı. Bana doğru yürümeye başladığı o birkaç saniyelik zaman diliminde, son bir ümitle hafızamı canlandırmaya çalıştım. Bu da işe yaramamıştı. Beni tanıdığı belli olan ve bana doğru yürüyen beyaz tenli kadının kim olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu.

Masamıza geldiğinde, önce beni görerek, “Ooo, kimleri görüyorum.” dedi. Şaşkın bir ifadeyle ne diyeceğimi düşünüyordum ki, o anda Melis’e döndü. Melis’in verdiği tepkinin neredeyse aynısını verdi. “Yok artık!”
“Merhaba Beyza, oturmak istemez misin?” dedi Melis. Tavırlarında sıcaklık ve samimiyet vardı. Belki de şehrin gürültüsünden uzakta olmamızın etkisiydi bu rahatlık...

Yanımızdaki boş sandalyeye oturan Beyza, “Şu tesadüfe bak.” gibi, bu tür durumlarda söylenen klasik sözleri sarfederek şaşkınlığını gidermek için zaman kazanıyordu. Ama asıl zamana ihtiyacı olan bendim. Hafızamın zayıflığı beni ele verecek diye çekiniyordum.

Sonunda korktuğum başıma geldi. Beyza, Melis’le havadan sudan bir iki kelâm ettikten sonra, bana dönerek, “Görüşmeyeli ne kadar zaman oldu?” dedi. O’nun özlem dolu bakışlara, boş ve anlamsız, hatırlamaya çalışan gözlerimle bakarken sanki dilim kenetlenmişti. Ne söylersem söyleyeyim, sanki O’nu hatırlamadığımı anlayacakmış gibi bakıyordu. Aslında, hiçbir şey söylemeden de anlayabilirdi bunu... Ki öyle de oldu.

“Hatırlamadın beni değil mi?” dedi. Ama beklediğimin aksine, kırılmış, gücenmiş ya da sitem eden bir ses tonuyla değil, bu durumdan keyiflenmiş gibi çıkıyordu sesi.
“Kusura bakma, hatırlayamadım gerçekten.” dedim bütün mahçubiyetimle.
Melis’e döndü. “Sen nasılsın şekerim. Ne işin var bu çapkın adamla?”
Melis sevimli ses tonuna eşlik eden tutkulu bakışlarıyla, “Tecrübelerinden faydalanıyorum.” dedi.



Kadınların arasında şifreli bir konuşma dünyası olmalıydı. Melis aslında, Beyza’ya karşı bilinçaltında başlayan iktidar savaşının fitilini ateşlemişti. İlk darbesi yeterince kuvvetliydi. Hem Beyza’nın sandığı gibi sevimli bir küçük kız olmadığını gösteriyor, hem de bundan utanmadığını gösteriyordu kendinden büyük kadına. “En az senin kadar kadınlığımı yaşamayı bilirim” demek istiyordu belki de. Bu tepkisi kıskançlıktan değildi. Ama neden olduğunu da anlayamamıştım. Bu gece benim için olması gerekenden fazla belirsizlik vardı masada. Üstelik bu belirsizliklerin ikisi de kadındı. En riskli durum.

Beyza’nın yüzü bir an için asıldı. Fakültede gergin bir ilişkileri olduğunu bu kısa diyalogdan anlayabılıyordum. Yine de, Akyaka’nın yumuşak havası, kadınlar arasındaki iktidar savaşını yumuşatmaya yetmişti. “İyi yapıyorsun şekerim.” dedi Beyza. Belki de, ânın tadını çıkarmak yerine saçma bir laf dalaşına girmeyi, sinir harbi yaşamayı istemiyordu. Ne gerek vardı buna, tatile, eğlenmeye gelmişti herkes. Savaşın bittiğini gösteren beyaz bayrak gibi olan bu cümle, beni de rahatlatmıştı.


Melis ateşkesi kabul etti. “Eee, siz nerden tanışıyorsunuz bakalım?” diye sordu Beyza’ya. Kendisi de en az benim kadar merak ediyordu çünkü bunu.

Devam edecek...

5 Haziran 2014 Perşembe

Güneye Giderken - 9

Kısa uykunun ardından uyandığımızda, saat akşam sekize geliyordu. Gündüz gezmeleri ve denizin tadını çıkarmak ertesi güne kaldı. Ama bütün gece bizimdi. Üstümüze hafif bir şeyler giyip, Akyaka’nın tadına doyulmaz iklimini ciğerlerimize doldurmak üzere dışarı çıktık. Sahil yürüyüşü yaptığımız sırada, barlarda Akdeniz Akşamları tadına şarkılar çalındığını görünce, sakince içkilerimizi yudumlayabileceğimiz bir yere gitmeye karar verdik.

Ben buzsuz viskimi, Melis de Mojito’sunu içerken, bir süre sessizlik içinde etrafı seyrettik. Melis’te sevdiğim şeylerden biri de buydu... Kendimizi konuşmak zorunda hissetmiyorduk. Birlikte sessizliğin ve çalan müziğin tadını çıkarabiliyorduk çünkü. Birlikte susabiliyorsak ve bu bize keyif veriyorsa, daha ne olsun ki diye geçirdim içimden...



“Hiç dikkat ettin mi, insanlar sanki burda değil gibi.” dedi Melis, etrafındaki insanları seyrederken.
“Nasıl yani.”
“Nasıl anlatsam bilmiyorum. Sanki ânı yaşamıyorlar. Geçmişte ya da gelecekte bir yerlerde sıkışıp kalmış gibiler. Halbuki bütün bir sene, ya yaptıkları tatili anlatırlar ya da yapacakları tatili düşünürler.”
“Belki de ânın kendisinden bizim aldığımız keyfi alacak kadar şanslı değillerdir.”
“Bırak şimdi iltifat etmeyi.” dedi gülümseyerek. Ama bunun hoşuna gittiğini biliyordum. Devam etti. “O halde biz de bizim gibi yaşamayı bilen partnerler seçeriz kendimize.”

Tam o sırada, karşı masada, yüzü çok tanıdık gelen bir kadını gördüm. Benimle yaşıt olduğunu tahmin ettiğim kadının üstünde, Melis’inkine benzeyen kısa ve askılı bir elbise vardı. Beyaz teni, ince uzun bacaklarında, dekoltesinin saklayamadığı küçük ama biçimli göğüslerinde bütün çekiciliğiyle uzanıyordu. O anda, bu kadını nerden tanıdığımı bulmaya çalıştım.



“Yine gözlerin nerelere kaydı bakayım çapkın erkek.” diyerek bana takılan Melis’e durumu anlattım.
“Tanıdığına emin misin?” diye sordu.
“Evet, kesinlikle. Ama nerden tanıdığımı, aramızda ne geçtiğini, adını, hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Sadece yüzü çok tanıdık geliyor ve daha önce tanıştığımıza eminim.”
“İlginç.”

Melis, başka kadınlarla ilgileniyor olmamı kıskanmazdı. Hatta bu tür şeyleri kendince oyuna çevirirdi, Handan’la yaptığımız gibi. Ama bu durum biraz keyfini kaçırmış gibiydi. Çünkü daha birkaç dakika önce söylediği, “aslında burada olmayan, ânı yaşamayan insanlar” tayfasına katılmıştım. Bu beni de rahatsız ediyordu. Ama elimde olmadan hafızamı zorlamaya, beyaz tenli kadının kim olduğunu hatırlamaya çalışıyordum. Sanki unutmama yardımcı olacakmış gibi, “İstersen başka bir mekana gidelim.” dedim.
“Hayır, bütün bir gece aklının burda kalmasını istemiyorum.” dedi. Sesinde sitem yoktu. “Merak ettim şu kadını.” diyerek arkasını dönüp kadına baktı. Kadını görmesiyle önüne dönmesi bir oldu.

“İnanmıyorum sana.”

“Ne oldu?”

Devam edecek...

3 Haziran 2014 Salı

Güneye Giderken - 8

İki tepe arasında boylu boyunca uzanan ve denizle buluşan vadiyi gördüğümüzde, ikimiz de şaşkınlık ve heyecanımızı gizleyemedik. Akyaka yolundan keskin virajları döne döne ilçeye yaklaşmaya başladık. Melis, internet üzerinden pansiyon ve otellerin listesini çıkarmış, çoktan fiyat araştırmasına başlamıştı. İlçeye girdiğimizde kalacağımız otel belliydi.



Odaya çıktığımızda, yol yorgunluğunu üzerimizden atmak için duşa girmek istiyorduk. Hangimizin önce gireceği üzerine kısa bir tartışmadan sonra Melis;
“Neden birlikte girmiyoruz ki...” diye sordu.
“Sen gir o zaman, ben geliyorum.” diye cevapladım onu gülerek.

Melis, üstündeki elbisenin askılarını indirerek soyundu. Sütyenini ve külodunu arkasını dönerek çıkarttı. Uzun bacakları ve dolgun kalçalarının üstündeki ince belini seyretmemi sağlayarak duşa yürüdü. Ben de arkasından, hipnoz olmuş gibi kalktım. Üstümdekileri çıkartmayı bile unutmuştum. Suyun sıcaklığını ayarlamak için eğilmiş Melis’in vücudunu iştahla süzdüm. Suyun vücudundan akışını seyrederek soyundum. Üstümdekileri çıkarttığımda, elimden tutup beni suyun altına çekti. Göğüslerime bastırdığı göğüsleri, omuzlarıma koyduğu elleri ve yüzüme düşen saçlarının arasından damlalar yumuşacık iniyordu. Arkasını dönüp ellerini duvara dayadı ve kalçalarını sertleşmeye başlayan penisime bastırdı. Kalçalarının kıvrımlarını tenimde hissederken O’nu biraz şımartmak istiyordum. Duş başlığını elime alıp bacaklarının arasına, vajinasına götürdüm. Ilık suyun klitorisine çarpması onu kendinden geçirmek için güzel bir başlangıçtı. Ellerimi kullanabilmek için duş başlığını tekrar yerine taktım. Kalçalarının beliyle birleştiği kemansı kıvrımlarını avuçladım. Üstümüze yağan aşk yağmurunun eşliğinde içine girdim. O anda, hiçbir su ateşimizi söndüremezdi... Birlikte, titreyerek akıttığımız vücut sıvılarımız dışında...



Ön sevişmesiz başladığımız ama uzun süre içinde kaldığım, suyun altında oynadığımız türlü oyunların sonunda, ikimiz de havlulara sarınıp yatağa uzandık. Yol yorgunluğunun üstüne ılık duş altında sevişmek, gül kokulu bahar meltemlerini odamıza doldurmuştu. Göğsüme dağılmış saçlarının yatıştırıcı etkisiyle, ikimiz de gözlerimizi yumduk. Ne de olsa gece uzundu ve enerjiye ihtiyacımız olacaktı.

Devam edecek...

1 Haziran 2014 Pazar

Güneye Giderken - 7

Akyaka’ya doğru yaklaşıyorduk. Melis bir taraftan Ayvalık’tan aldığımız sakızlı muhallebiyi yiyor, diğer taraftan da cep telefonunu karıştırıyordu. Ben de yüksek sesle arabada çalan müziğe eşlik ediyordum.


                                                       

Melis’in, elindeki telefona baktıkça gülmesi dikkatimi çekti. Müziğin sesini kıstım.

“Neye gülüyorsunuz hanımefendi?”
“Okuduklarıma… İnternette bazı blogları karıştırıyorum da.”
“Ne blogu?”
“Erotik hikayeler… İçlerinde çok komik olanları var. Dur bak başlıklarını sayayım sana: ‘Eniştem işteyken yengemi siktim!!!’, ‘Liseli kızı tezgah arkasında domalttım!!!’”
“Komikmiş hakkaten. Aslında can sıkıcı ve trajikomik…”
“O nedenmiş?”
“Muhtemelen gerçek bir ilişki yaşamaktan o kadar uzaklar ki, kafalarında seks deyince böyle bir şey uyanıyor. Kadını ‘sikilecek varlık’ olarak göstermeleri de ayrı bir sorun.”
“Hemen sosyal mesaj, hiç kaçırma zaten.”
Melis’in dalgacı ses tonunu tanıyordum. Devam etti…
“Bu yüzden komikler zaten… Ama yine de ‘sikilecek varlık’ fantezisini yaşamaktan hoşlananlar olabilir.”
“Olabilir tabi. Fahişe fantezisi çok genel ve sıradan zaten. Ama bu adamlar fanteziden değil, yokluktan böyle yazıyor.” dedim.
“Bunları gülmek için okuyorum zaten. Hikayedeki bütün kadınlar yatağa girmeye hazır bir seks makinesi gibi. Erkek kahramanlar da seks konusunda profesyonel falan... Abartı olduğunu bu kadar belli etmeseler keşke... İnsan ilişkilerini porno filmlerdeki gibi yazıyorlar. Ama arada gerçekten kaliteli olanlar çıkıyor. Gerçekçi ve altı dolu olan hikayeler...”
“Müzik yerine şu kaliteli hikayeleri dinleyelim bakalım, senin ağzından...” dedim müziği tamamen kapatarak.

Melis ılık ve yatıştırıcı sesiyle okumaya başladı. Hikayenin baş kahramanı olan otuz dokuz yaşındaki kadın, tatil için gittiği bir kasabada kendinden genç bir erkekle tanışıyordu. Bir iki gece flört ediyorlar, birbirlerini tanıyorlardı. Kadın, genç erkeğin kendisini mutlu edebileceğinden emin olduğunda, ona fantezilerini anlatıyordu. Erkeğine keyif vermek için acı çekmekten bile hoşlandığını, zorlanmaktan ve ölçülü şiddetten memnun olacağını söylüyordu.




Araya girerek, “BDSM yani...” dedim.
Başıyla onaylayan Melis okumaya devam etti. Hikayenin devamı yatakta geçiyordu. Kadının duymak istediği küfürler, erkeğin oral yaparken kadını zorlaması, ellerini ve ayaklarını bağlaması, anal seks...
“Yine de bu hikayede sevmediğim bir şey var.” dedi Melis.
BDSM’den hoşlanmamış olabileceğini düşündüm. Neyse ki varsayımla kalmama izin vermeden devamını getirdi.
“Ne kadar kaliteli olursa olsun, her hikayeden sonra orgazmın ne kadar iyi olduğuna vurgu yapmaları bence anlamsız. Önemli olan evet çok iyiydi diye yorum yapmak değil... İyiyse okuyucu bunu anlar zaten. Eğer iyi olduğunu söyleme gereği duyuyorsan, demek ki okuyucuya bunu hissettiremiyorsun, anlatamıyorsun demektir...” Bir süre sustuktan sonra, devamını getirdi. “Bir ara BDSM de deneyelim”
Melis’in beni şaşırtmasını seviyordum.
"Bana uyar" dedim.
“Şimdi aç da biraz müzik dinleyelim...” diye cevapladı.

Devam edecek...