25 Temmuz 2013 Perşembe

Güneye Giderken - 4

Bir pansiyonda boş yer bulup iki küçük çantadan ibaret eşyalarımızı yerleştirdiğimizde denize girmek için hala vakit vardı. Akşam güneşinin ve suyun tadını çıkarabileceğimiz, aynı zamanda bira içerek demlenebileceğimiz bir plaja gittik. Denizde bedenlerimizi ıslatıp şezlonglara uzandık.

Melis müziğini dinleyerek manzaranın tadını çıkartırken, ben de O’nun vücudunu seyretmenin tadını çıkarıyordum. Göğüs uçlarını ancak kapatan bikinisinden taşan dolgun tenini, göbek deliğinden akan bir damla su ile bacaklarının arasına inen güzelliğini, ojeli ayak parmaklarına kadar uzanan uzun ve pürüzsüz bacaklarını yutarcasına izledim. Deniz şortunda kabaran penisimi sakinleştirmek için kafamı denize döndüm. Yine de dikkatimi dağıtamıyordum.

“Denize girelim mi?” diye seslendim, imâlı bakışımla.
“Geceye kadar sabret.” diye cevapladı bütün şeytanlığıyla.

Kaderime razı olup kitaba gömüldüm. Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikâyesi’nin ilk cildi… Bir taraftan birayı yudumlarken bir taraftan da kitap okumaya dalmıştım ki…

“Denize girelim mi?” diye seslendi Melis.

Şaşırarak baktım, ne değiştir der gibi. Sadece gülümseyerek yanıtladı. Fazla sorgulayacak değildim. Elimden tutarak beni kaldırdı ve bikinisinin açıkta bıraktığı kalçalarını sallayarak önümde yürümeye başladı. Hemen derinleşen koyda, su göğsümüze kadar geldiğinde plajdan rahatça görülebiliyorduk. Neyse ki tek tük bir iki kişi vardı…

Omuzlarımdan tutarak vücudunu vücuduma bastıran Melis, kulağıma eğilerek, “Dikkat çekmeden kıyıya bak. Bizim şezlongların yanında uzanan yalnız kadını görüyor musun?”
Suyun altında Melis’in kalçalarını okşarken, deniz kokan boynunun arkasından kadına baktım.
“Evet.”
“Sen benimle ilgilenirken O da gözleriyle seninle ilgileniyordu. Hem de istemsiz olarak.”
“Kıskandın mı?” diye sordum gayriciddi, ellerim kalçalarından vajinasına doğru akarken.
“Şapşal. Tanışalım mı?” diye sordu, göğüslerimde dolaştırdığı ellerini penisime indirirken.
“Top sende.” dedim.

Melis arkasını bana dönerek kalçalarını kabarmış penisime yasladı. İzleyen birisinin su altında ne yaramazlıklar yaptığımızı tahmin etmesi hiç de zor olmayacaktı. O’nun istediği de buydu.

“Hadi artık çıkalım” dedi.
“Bitirmeden mi?” diye sordum.
“Evet. Sen dimdikken. Kadının dikkatini çekmek istiyorum.”

O önde, ben arkada, el ele denizden çıktık. Kadın bir taraftan vücuduma ve kalkmış penisime bakıyor, bir taraftan da Melis’e utangaç bakarak gülümsemeye çalışıyordu. Şezlonglara uzandığımızda göz göze geldik. Kadının ıslak olmayan vücudundaki ter damlalarını fark etmiştim. Melis kadına döndü.

“Merhaba.” dedi.
Kadın yakalanmış görünmenin utancıyla sessizce yanıtladı.
Melis güler yüzünü takınarak, “Buranın yabancısıyız da… Siz burayı bilen birine benziyorsunuz.”
“Evet, yazlığım burada.”
“Akşam Cunda Adası turu yapmak istiyoruz. Acaba nerelere gidebiliriz?”
“İlk aklıma gelen yerlerden biri Taş Bahçe. Ama daha fazlası için düşünmem gerek…”
“Şey… Bize eşlik ederek yardımcı olsanız… Sizinle tanışmaktan ikimiz de keyif alırız. Tabi eğer başka bir planınız yoksa…”
Kadın biraz şaşkın, biraz ikircikli ama daha çok mutlu görünüyordu.

“Neden olmasın…” diye yanıtladı. “Adım Handan.”

Devam edecek...

4 yorum:

  1. Yazar ağırdan alıyor bu sefer anlaşılan :)

    YanıtlaSil
  2. Hazzını alarak yapmak gerek haklısın fakat dozaj kaçmasın diye düşünüyorum :)

    YanıtlaSil
  3. bu iş romana gider :) ağırdan alman dahada meraklandırıyor devamını bekliyoruz ;)

    YanıtlaSil