30 Temmuz 2013 Salı

Güneye Giderken - 5

Cunda Adası’na hep birlikte dönmüş, sahildeki mekânların birinde içkilerimizi yudumluyorduk.

Handan otuzlu yaşlarının çekiciliğini hissettiriyordu. Balıketinde, buğday tenli, kumral saçları omuzlarına gelmeden küt kesilmiş, ela gözlerinin altındaki ince dudakları dolgun bedeniyle tezat oluşturan bir kadındı. Evliydi ama kocası çalıştığı için yazlığa gelmemişti. Bunu söylerken, “Bir haftadır tek başımayım.” diye başlamıştı söze, gözlerini yere indirerek.

“Hep birlikte eğleniyoruz işte” diye cevabı yapıştırmıştı Melis de, niyetini açığa vurmak ister gibi, “Kocanıza ne gerek var.”
Handan da Melis’ten aşağı kalmamak için, “Senin tuzun kuru tabi güzelim.” dedi, gülümseyip bana bakarken.
Handan’ın masada duran eline dokunarak, “Bence yalnızlığın tadını çıkartmalısınız.” dedim. Melis de ben de gülümseyerek Handan’a bakıyor, ne tepki vereceğini merakla bekliyorduk.
Handan sizli bizli konuşmayı bırakarak önce Melis’in, sonra benim gözlerimin içine baktı. “Haklısın” dedi.
Melis fırsattan istifade ederek, “Hem sen ikimize de yetersin, değil mi?” diye döndü bana.

Handan’a bakarak gülümsedim. Biraz içkinin etkisiyle, biraz da sohbetin sıcaklığından rahatlayan Handan kahkahayı koyvermişti. Elindeki içkiyi dudaklarına yaklaştırırken, masa altındaki ayağını kasıklarımda hissetmeye başladım. “Son bir haftadır bu kadar keyifli vakit geçirmemiştim” dedi.
“Daha yeni başlıyoruz” diye cevapladım. “Ama rehberimiz sensin. Sıradaki adresimiz neresi?”
“Dolaşmak istiyorsanız devam edebiliriz. Ama Cunda Adası buradan ibaret… Yalnız görmediğiniz önemli bir yer kaldı.”
Melis de ben de “Neresi?” diye sorar gibi baktık.
“Evimi görmeden Cunda’dan ayrılamazsınız” dedi, tutkulu bakışlarıyla.
“O halde ne duruyoruz…” dedi Melis.

Hesabı ödedim. Kalktık. Handan Melis ile birlikte arabanın arka koltuğuna oturdu. Evin yolunu tarif ediyordu. Dikiz aynasından iki güzel kadını seyrediyordum. Birbirleriyle ilgilenmeye başlamışlardı bile. Melis’in eli Handan’ın bacağında dolaşıyordu.
“Çılgın kız.” diye geçirdim aklımdan.

Az sonra Handan, “Geldik” dedi. Kapıdan girerken, “Size bir şey itiraf etmem gerek. Daha önce hiç böyle bir deneyimim olmamıştı.”
“Buna gerek yok” diye cevapladı Melis, güven veren bir ses tonuyla. “Kendini rahat bırakıp içinde sakladıklarını ortaya dökmen yeterli olacak…”
“Buna o kadar ihtiyacım var ki… Evlilik hayatı bazı şeyleri dizginlemenize sebep oluyor.”
“O halde bu gece bütün dizginleri bırakma zamanı.”
“İçimdeki Handan o kadar yabancı ki artık, O’nu ortaya serdiğimde utanmaktan korkuyorum.”
“Aksine, biz onunla tanışmaktan memnun olacağız.”
“Sen de böyle mi düşünüyorsun?” diye bana döndü Handan.
“Kesinlikle” dedim, kendinden emin bir ses tonuyla.

Handan ayağa kalktı. Gözleri tutkuyla yanıyordu. İçindeki kadını ortaya çıkartmıştı artık. “O halde” diye başladı, “ikinizin de patroniçesi benim bu gece! Ne emredersem onu yapacaksınız!”
“Memnuniyetle” diye cevapladım bir Melis’e bir Handan’a bakarak.

Melis ise Handan’ın gözlerine bakıp, “Memnuniyetle efendim” dedi, teslim olan bir ses tonuyla. Bu ses tonunu daha önce de duymuştum.

Devam edecek...

25 Temmuz 2013 Perşembe

Güneye Giderken - 4

Bir pansiyonda boş yer bulup iki küçük çantadan ibaret eşyalarımızı yerleştirdiğimizde denize girmek için hala vakit vardı. Akşam güneşinin ve suyun tadını çıkarabileceğimiz, aynı zamanda bira içerek demlenebileceğimiz bir plaja gittik. Denizde bedenlerimizi ıslatıp şezlonglara uzandık.

Melis müziğini dinleyerek manzaranın tadını çıkartırken, ben de O’nun vücudunu seyretmenin tadını çıkarıyordum. Göğüs uçlarını ancak kapatan bikinisinden taşan dolgun tenini, göbek deliğinden akan bir damla su ile bacaklarının arasına inen güzelliğini, ojeli ayak parmaklarına kadar uzanan uzun ve pürüzsüz bacaklarını yutarcasına izledim. Deniz şortunda kabaran penisimi sakinleştirmek için kafamı denize döndüm. Yine de dikkatimi dağıtamıyordum.

“Denize girelim mi?” diye seslendim, imâlı bakışımla.
“Geceye kadar sabret.” diye cevapladı bütün şeytanlığıyla.

Kaderime razı olup kitaba gömüldüm. Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikâyesi’nin ilk cildi… Bir taraftan birayı yudumlarken bir taraftan da kitap okumaya dalmıştım ki…

“Denize girelim mi?” diye seslendi Melis.

Şaşırarak baktım, ne değiştir der gibi. Sadece gülümseyerek yanıtladı. Fazla sorgulayacak değildim. Elimden tutarak beni kaldırdı ve bikinisinin açıkta bıraktığı kalçalarını sallayarak önümde yürümeye başladı. Hemen derinleşen koyda, su göğsümüze kadar geldiğinde plajdan rahatça görülebiliyorduk. Neyse ki tek tük bir iki kişi vardı…

Omuzlarımdan tutarak vücudunu vücuduma bastıran Melis, kulağıma eğilerek, “Dikkat çekmeden kıyıya bak. Bizim şezlongların yanında uzanan yalnız kadını görüyor musun?”
Suyun altında Melis’in kalçalarını okşarken, deniz kokan boynunun arkasından kadına baktım.
“Evet.”
“Sen benimle ilgilenirken O da gözleriyle seninle ilgileniyordu. Hem de istemsiz olarak.”
“Kıskandın mı?” diye sordum gayriciddi, ellerim kalçalarından vajinasına doğru akarken.
“Şapşal. Tanışalım mı?” diye sordu, göğüslerimde dolaştırdığı ellerini penisime indirirken.
“Top sende.” dedim.

Melis arkasını bana dönerek kalçalarını kabarmış penisime yasladı. İzleyen birisinin su altında ne yaramazlıklar yaptığımızı tahmin etmesi hiç de zor olmayacaktı. O’nun istediği de buydu.

“Hadi artık çıkalım” dedi.
“Bitirmeden mi?” diye sordum.
“Evet. Sen dimdikken. Kadının dikkatini çekmek istiyorum.”

O önde, ben arkada, el ele denizden çıktık. Kadın bir taraftan vücuduma ve kalkmış penisime bakıyor, bir taraftan da Melis’e utangaç bakarak gülümsemeye çalışıyordu. Şezlonglara uzandığımızda göz göze geldik. Kadının ıslak olmayan vücudundaki ter damlalarını fark etmiştim. Melis kadına döndü.

“Merhaba.” dedi.
Kadın yakalanmış görünmenin utancıyla sessizce yanıtladı.
Melis güler yüzünü takınarak, “Buranın yabancısıyız da… Siz burayı bilen birine benziyorsunuz.”
“Evet, yazlığım burada.”
“Akşam Cunda Adası turu yapmak istiyoruz. Acaba nerelere gidebiliriz?”
“İlk aklıma gelen yerlerden biri Taş Bahçe. Ama daha fazlası için düşünmem gerek…”
“Şey… Bize eşlik ederek yardımcı olsanız… Sizinle tanışmaktan ikimiz de keyif alırız. Tabi eğer başka bir planınız yoksa…”
Kadın biraz şaşkın, biraz ikircikli ama daha çok mutlu görünüyordu.

“Neden olmasın…” diye yanıtladı. “Adım Handan.”

Devam edecek...

21 Temmuz 2013 Pazar

Güneye Giderken - 3

İlk durağımızı Cunda Adası olarak belirlemiştik. Yaklaştığımızda güneş tam tepedeydi.

“Geldik sayılır” dedim, göz ucuyla Melis’e bakarak. “Planımız nedir?”
“Önce arabayı park edecek bir yer bulalım da.”

Haklıydı. Spontane olması bu tatilin en çekici tarafıydı. Cunda Adası’na geldiğimizde, sahile yakın bir otoparka arabayı bıraktık. Yanımıza sadece gerekli birkaç şey aldık. Kalacak yeri ayarladığımızda arabadaki eşyaları taşıyacaktık.

Sahile indiğimizde, ikimizin de ilk defa geldiği Cunda Adası’nın bütün şirinliği gözlerimizin önüne serilmişti. Sahil boyunca uzanan sevimli mekanlar, Rum’lardan kalan taş evler, sokaklarda özgürce dolaşan kediler, kıyıya vurarak usul usul fısıldayan denizin sesi tepemizdeki güneşin yakıcılığını unutturuyordu.

“Madem buraya kadar geldik, önce birer ayvalık tostu yiyelim” dedi Melis.
“Hazır karnımız da aç.”

Renkli ahşap masalarıyla küçük bir kızın dekore ettiği izlenimini uyandıran bir tostçuya girip deniz kenarına oturduk. Tostlarımız geldiğinde, masamızın etrafında gözümüzün içine bakan kediler birikti. İkimiz de dayanamayıp birkaç parça verdik. Sıra çaylarımızı içmeye geldiğinde ise, kedilerle öyle ahbap oluvermiştik ki, bir tanesi Melis’in kucağındaydı. Diğerleri de, tost yiyen başka masalara doğru yönlendiler, ekmeklerini çıkarmak üzere…

“Bir yorgunluk birasını hak ettik bence” dedim.
“E tabi” diye cevapladı beni. “Şoförümüz yorgun.”
“Yol değil, sen yordun beni” diye cevapladım. “Ama tabii tatlı yorgunluk.”
Gülümsedi. Biralarımızı yudumlarken, “Bak aklıma ne geldi” dedi.
Gülen gözlerinin içine bakıp merakla söyleyeceği şeyi bekliyordum.
“Her gece farklı bir şey deneyelim” dedi.
“Her gece farklı bir pozisyon diyorsun yani” diye cevapladım gülerek.
“O farklı pozisyonların hepsini zaten tek seferde yapabiliyoruz canım. Her gece farklı bir fantezi diyorum.”
“Buna hayır diyeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. Emrinizdeyim hanımefendi.”
“Peki ne kadar ileri gidebiliriz?”
“İstediğin kadar.”
“Her gece farklı bir partnere ne dersin?”
Şaşırmıştım. “Partnerlerimiz kadın olduktan sonra benim için sorun yok” diye cevapladım.
Güldü. “Peki ya çift?”
“O da olabilir.”
“Anlaştık öyleyse” dedi.

Kalacak yer bulmak için parke taşlı sahilde volta atmaya başladık.

Devam edecek...

19 Temmuz 2013 Cuma

Güneye Giderken - 2

Yola çıktığımızda gün yeni ışıyordu. Yol için country şarkılarını seçmiştik. Melis bacaklarını sallayarak şarkılara eşlik ediyordu. Biraz sonra, bir elini bacağıma atmış, kasığıma doğru okşamaya başlamıştı.

“Harika bir tatil olacak.”
“Bana da öyle geliyor. Ama bir de şu yol olmasa…”
“Yol da tatilin bir parçası. Yoksa DJ’liğimden memnun değil misin?”
“Olmaz mıyım.”
“İstersen farklı şekillerde de memnun edebilirim seni.”
“Nasıl yani?”
“Sen yoluna bak.” dedi ve kasıklarındaki eli yavaş yavaş sertleşmeye başlamış penisimin üstünde dolaşmaya başladı. Neyse ki sabahın erken saatinde yol neredeyse bomboştu. İki elimle direksiyona sarılarak dikkatimi kaybetmemeye çalışıyor, bir taraftan da penisimde dolaşan ellerinin keyfini sürüyordum.

Gittikçe büyüyen penisimi bir eliyle pantolonumun üstünden avuçlarken, diğeriyle de kemerimi ve pantolonun düğmelerini çözdü. Boxerın içinden çıkardığı penisimin başını okşamaya başladı. Avucu başından köküne kadar gidip geliyor, testislerime değdiğinde tekrar başına kadar okşuyordu. Arada da dudaklarını değdirerek penisimi boylu boyunca ıslatacak şekilde tükürüyordu.

Elleriyle iyice sertleştirdiği penisimin başını emerek ağzına almaya başladı. Dudaklarını iyice daraltıyor ve emerek penisimin kıvrımlarına sürtüyordu. Ağzına her sokup çıkarışında inanılmaz bir zevk duyuyordum. Dikkatimi kaybetmemek için frene basıp arabayı daha yavaş sürmeye devam ettim. Bana yaşattığı keyfi doyasıya tatmak istiyordum.

“Harikasın.” diye inledim, bir elim direksiyonda, bir elim saçlarında…
“Sen yoluna bak!” diye cevapladı beni.  

Artık dudakları daha derine iniyor, penisimin alabildiği kadarını ağzına alıyordu. Islak ve ateşli, hızlıca ağzına sokup çıkarıyordu. Ağzının içindeki penisimin etrafında dilini gezdiriyor, tükürükleri aktıkça da avuçlarıyla penisimi boydan boya ıslatıyordu. O beni yalayarak emerken, ben de kalçalarımı hareket ettirerek penisimi gırtlağına bastırıyordum. Artık nefes alış verişlerim düzensizleşmişti. İnliyordum. Boşalmak üzere olduğumu O da anlamıştı. Daha sert ve hızlı yalıyordu. Bunu nasıl yapıyordu bilmiyorum ama daha önce yapılan oral sekslerden çok daha farklıydı.

Birazdan kasılarak boşalmaya başladım. Penisimi ağzından çıkarmadı. Kasılmam durana kadar beni emdi. Ondan sonra da ağzında biriktirdiği spermlerle birlikte koltuğuna oturarak başını arkaya attı. Spermlerimi yuttu. Pantolonumu düğmeledi.

“Neyse ki araba kullanırken dikkatin kolay kolay dağılmıyormuş.” dedi.
“Sen O’nu bir de bana sor.”

Kuş gibi hafiflemiştim. Rahatlamış olmanın verdiği hazla, gazı kökledim.

Devam edecek...

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Güneye Giderken - 1

Oturduğumuz kafede, Bulutsuzluk Özlemi’nden Güneye Giderken çalıyordu. Çaylarımızı yeni bitirmiş, sigaralarımızı tüttürüyorduk.

“Güneye gidelim mi?” diye sordum.
“Nasıl yani?”
“Güneye işte. Tatile çıkalım mı?”
“Birlikte mi?”
“Evet.”
“Kaç gündür tanışıyoruz ki?”
“Önemi var mı? Sen çalışmıyorsun, ben de işlerimi ona göre organize ederim.”

Daha bir hafta önce tanıştığım Melis, benden birkaç yaş küçük üniversite öğrencisiydi. Okulu tatile girmiş, O da Ankara’daki ailesinin yanına dönmeden bir iki hafta daha İstanbul’da kalmaya karar vermişti. 

“İyi ama, nereye gideceğiz?” diye sordu.
“Önemi var mı?”
“Ne bileyim. Plan, program, rezervasyon falan…”
“Plan şu: Arabaya atlıyoruz. Ege boyunca güneye iniyoruz. Beğendiğimiz yerde kalıyoruz. Sıkılınca yola devam ediyoruz. Rezervasyona da gerek yok. İlla ki boş yerler vardır. Görmek istediğin özel yerler var mı?”
“Biraz düşünmem lazım. Ama ilk aklıma gelen yer Akyaka. Çok güzel ve sakin diyorlar. Kaş tarafına gitmeliyiz bir de. Fethiye ve Kaş arasındaki antik kentleri görmek güzel olur.”
“Yamaç paraşütü yapmadan dönmeyelim ama.”
“Ben cesaret edebilir miyim bilmiyorum.”
“Ben seni gaza getiririm.”
“Ne zaman çıkıyoruz peki?”
“Yarın.”
“Ne çabuk.”
“Hadi kalkıp da tatil alışverişimizi yapalım.”
“Hadi o zaman.” dedi gülerek.

Derin kahverengi gözleri güneş ışığı vurduğunda elaya dönüyor, uzun siyah saçlarının arasında ışıltıyla parlıyordu. Kıvrımlı esmer bedenine eşlik eden dolgun dudaklı gülümsemesi, O’nu ilk gördüğümde de beni peşinden koşturmuştu.

“Bu sürprizlerini seviyorum.” dedi.
“Biliyorum.” dedim muzır gülüşümü takınarak. “Özellikle büyük olanları.”
“Sen küçük mü seviyorsun?”
Göğüslerine baktım.
“Seninkiler hangi sınıfa giriyorsa onu seviyorum.”  dedim.

Tatil maceramız başlıyordu. 

Devam edecek...

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Isınan Akşam - 7 (Final)

İkimiz de ter içinde ve yorgun, yatağa devrildiğimizde, aradan kaç saat geçtiğini bilmiyorduk. Defalarca orgazm olmuştuk. Tenimizi paylaşmıştık. Ve kalp atışlarımızı... Terimiz birbirine karışmıştı. Yatakta bir bütündük.

İkimizin de ağzından tek bir laf çıkmıyordu. Buna gerek de yoktu. Nefes alış verişlerimiz, bacaklarımın arasındaki bacağı, saçlarının kokusu, dokunuşlarımız konuşuyordu hala. Yaşadığımız ânı sözcüklere sığdıramayacaktık. Susuyorduk. Susuyor ve yan yana uzanan bedenlerimizin aynı yatakta olmasının keyfini yaşıyorduk. Dönüp O’nun yüzüne baktığımda, yüzündeki mutluluk gülümsemesini görebiliyordum.

Sırtüstü uzanmaya devam ettim. Kollarımı başımın arkasına sıkıştırdım. Dudaklarımda belli belirsiz bir tebessüm, tavanı seyretmeye başladım. Arada gözlerimi kapatıyor, yaşadığımız dakikaları aklımdan geçiriyordum. Gözlerim kapalı gülümsememi fark etmiş olacak ki, dağınık saçlarıyla boynuma sokularak usulcacık fısıldadı:

“Neye gülüyorsun?”
“Mutlu olduğuma.”
“Mutlu olduğumuza.” diye getirdi devamını.

Kollarımın arasında duran ılık bedeni kıvrılarak vücuduma yaklaştı. İkimizin de vücuduna çöken tatlı yorgunlukla yatıyorduk. O’nun uykuya daldığını farkettim. O’nun arkasından da ben…

Uyandığımda gün yeni ışıyordu. İş günü olmamasının verdiği mutlulukla yatakta dönüyordum. O ise duştan çıkmış, vücuduna sarındığı havluyla gelip yatağın kenarına oturmuştu.

“Kahvaltı için ne istersin?” diye sordu.
“Boşver kahvaltıyı.” dedim. “Zamanı gelince birlikte hazırlarız.”
Yüzünde kaygılı bir ifadeyle, “Merak etme, seni sahiplenmeye çalışmıyorum.”
“Biliyorum.” dedim.

İncecik bileğinden çekerek yatağa yatırdım. Üstündeki havludan kurtulmasına yardım ettim. Vücutlarımız sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yeniden birbirine kavuştu.

Pencereden martı sesleri geliyordu. 

Son