22 Haziran 2013 Cumartesi

Isınan Akşam - 6

Ellerimi bacaklarında dolaştırmaya başladım. Eteğinin altından kasıklarına kadar okşuyordum. Hem O’nun vajinasının sıcaklığı, hem de benim penisimin sertliği, artık yaratıcılığımı yatakta göstermem gerektiğini söylüyordu bana. Kucağıma gelmesini söyledim. Ellerim kalçalarında, ayağa kalktım. Yatak odasına doğru yürürken, çılgınca öpüşüyorduk. Dudaklarımız birbirinin arasında kayboluyor, tükürüklerimiz birbirine karışıyordu.

Yatak odasına geldiğimizde, O’nu önce duvara dayadım. Boynunu emerken, avuçlarımı göğüslerinde, bacaklarında ve belinde gezdirdim. Bir taraftan bedenini okşuyor, bir taraftan da üstündekilerden kurtarıyordum O’nu. Artık üstünde sadece kilodu kalmıştı. Şimdi sıra O’ndaydı.

Beni duvara dayadı. Tişörtümü tek hamlede çıkardıktan sonra ellerini vücudumda gezdirmeye başladı. Boynumu emerken tırnaklarını da omuzlarıma ve sırtıma geçiriyordu. Vajinasının sıcaklığını penisimin üstünde hissedebiliyordum. Göğüslerini bedenime bastırarak dizlerinin üstüne çöktü. Kemerimi ve pantolonumun düğmelerini sertleşmiş penisimi okşayarak çözdü. Pantolonla birlikte boxer’ı indirdi. Başı iyice kabarmış penisime tükürüp avuçlayarak okşamaya başladı ve dudaklarının arasına aldı. Bir eli testislerimde, diğer eli kalçalarımda, ağzına aldığı penisimi boydan boya yalıyor, ağzına sokup çıkarıyordu. Gırtlağına kadar kökledikçe penisimi ağzından çıkarıyor ve başına tükürüyor, sonra tekrar ağzına sokup çıkararak emmeye devam ediyordu.

Saçlarından tutarak ayağa kaldırdım O’nu. Tekrar duvara dayadım. Bacaklarını okşayarak kilodunu dişlerimde çıkardım. Kasıklarını araladım. Dilim, ateşten yanan kasıklarında dolaşmaya başladı. Vajinasını yalamaya başladığımda ise, zevk inlemeleri kulağıma geliyordu. O’nun sesini duydukça, dilimi vajinasının içinde daha hızlı hareket ettiriyor, suyunu emiyor, tekrar yalamaya devam ediyordum. Ellerimle kalçalarını avuçluyor, tırnaklıyor ve arada tokatlıyordum.

“Hadi artık!” diye inledi.

Ayağa kalktım. Yüzünü duvara döndürdüm. Damarları belirginleşmiş, sertleşmiş penisimi kalçalarının arasına sürtmeye başladım. Bir elimle vajinasını okşuyor, diğeriyle de göğüslerini avuçluyordum. Dudaklarım ise boynunu emiyordu. Bacaklarını hafifçe aralamasını söyledim. Ve penisimin kabarmış başını yavaşça vajinasının içine doğru kaydırdım. Vajinasının dar duvarlarında kalın penisimin bütün kıvrımlarını hissetmeye başladığında çığlıklarını tutamıyordu artık.

“Kökle hadi!” dedi.

Elimi saçlarına doladım. Vücudumu vücuduna bastırarak penisimi köküne kadar soktum. Artık sertçe gidip geliyor, kasıklarımı kalçalarına vuruyordum.

“Sik beni! Hadi daha sert!” diye tahrik ediyordu beni.

Daha da hızlandım. Ben içine girip çıkarken bacakları titremeye başladı. İçinden çıkıp, O’nu kucağıma aldım ayakta. Omuzlarıma tutunarak zıplamaya başladı. Bir taraftan çığlık atıyor, bir taraftan da saçlarını savuruyordu. Üstümde zıplarken O’nu yatağa attım. Bacaklarını omzuma alarak tekrar içine girdiğimde, çığlıkları daha da keskinleşti.


“İstediğin bu işte!” dedim inleyerek. Kasıklarımı kalçalarına vura vura, büyük, kalın ve damarları kabarmış penisimi vajinasının köküne kadar vuruyordum. Bütün vücudu sarsılıyordu. Ben gidip geldikçe oynayan göğüslerini avuçluyor, tokatlıyordum.

Devam edecek...


20 Haziran 2013 Perşembe

Isınan Akşam - 5

Bir şişe tekila alıp eve geçtik. Salonda beni bekleyebileceğini söyledim. Kabul etmedi. Mutfakta tekila için shot bardaklarını, limonları ve tuzu hazırlarken bana yardım etti. Salona geçerken gözü kitaplığıma takıldı.

“Okumayı seviyorsun sanırım.” dedi gözlerime bakarak.
“Sevmekten öte, ekmek ve su gibi bir ihtiyaç.” dedim.

Eline şiir kitaplarından birini aldı. Sessizce bir sayfa okumaya başladı. Uzaktan O’nu seyrediyordum. Hangi kitabı okuduğunu anlamam için biraz daha yanına yaklaşmam gerekti. Can Yücel... Kitabı elinden aldım gülerek. Buluşmak Üzere şiiriydi okuduğu... Sesli olarak okumaya başladım.

“Diyelim yağmura tutuldun bir gün...”

Şiiri bitirdiğimde, derin bakışlarını üstümde yakaladım.
“Artık tekila zamanı” dedi.
İçkileri koyduğumuz sehpanın önündeki iki kişilik kanepeye geçtik.
“Tekila en güzel nasıl içilir biliyor musun?” diye sordu.
“Önce tuz, sonra tekila, sonra limon...” diyerek yanıtladım.

“Bu kadar ruhsuz bir cevabı sana hiç yakıştıramadım. Önemli olan kadeh olarak ne kullanacağın...” dedi gülerek. Sessizce devamını getirmesini bekledim. O içkileri kadehlere dolduruyordu. İşi bitince elimi eline aldı. Baş parmağımla işaret parmağımın arasına biraz limon sürdü ve tuz serpti. Elimi ağzına alarak emmeye başladı. Parmaklarıma bulaşan bütün limon suyunu parmaklarımla birlikte emdi. Tekilayı içti. Bu sefer, limonu eline alarak emdi. Gözlerimin içine bakarak... Oyunu anlamıştım. Ama bir adım ileriye götürmem gerekiyordu.

Askılı bluzunun açıkta bıraktığı omuz çukuruna limon sürdüm ve tuzu koydum. Isınmış tenini yalayarak tuzu ve limonu emdim. Bir taraftan da ellerim kıvrımları belirgin belindeydi. Hafifiçe inlediğini duydum. Tekilayı içtikten sonra limonu emdim ve emerken O’nun gözlerinin içine baktım. Gülümsüyordu.

Önce işaret parmağımın tamamına ağzına aldı. Bir taraftan ıslatıyor, bir taraftan da emiyordu. Islattığı parmağımı tuza bandırdı. Parmağımdaki tuzu yaladıktan sonra tekila ve limon klasiğini tekrarladı. O limonu emer emmez, ben de dudaklarına yapıştım. Bir taraftan dolgun dudaklarını emerek öperken, diğer taraftan da askılı bluzunun askılarını indirdim kollarından. Göğüslerini sadece südyeni gizliyordu. Kollarıyla göğüslerini sıkıştırmasını söyledim.

Göğüslerinin arasında dilimi gezdirdikten sonra, önce limonu, sonra tuzu sürdüm. Göğüslerinin arasını tekrar yalamaya başladım. Benim tekila kadehimi hazırlamıştı bile... Shot yaptıktan sonra sıra limondaydı. Dişlerinin arasına sıkıştırdığı limon parçasını dişlerimle alırken, dudaklarına bir kez daha yapıştım.

“Hep böyle yaratıcı mısın sen?” diye sordu.

“Sen ilham veriyorsun.” dedim.

Devam edecek...


13 Haziran 2013 Perşembe

Isınan Akşam - 4

“Diyelim ki benimle yatmak istiyorsun... Seni tutan şey ne olurdu?”
“Bilmem...”
“Her önüne gelenle yatan bir kadın gibi görünmekten, bu yüzden seni sadece cinselliğin sınırları içerisinde görmemden korkmaz mıydın?”
“Belki...”
“Peki bunun için tutkunu, samimiyetini, doğallığını dizginlemeye, dizginleyerek törpülemeye değer mi? Ya da şöyle söyleyeyim, gerçek bir ilişki, bunların hepsi bir arada olduğunda mümkün olmaz mı?”
“Evet.”
“O halde, bu biraz da karşındaki insanla dil ortaklığını nasıl kurduğuna bağlı... Dil, beden ve akıl ortaklığını kurabilmene bağlı.”
“İyi de, öyle insan bulmak kolay mı sanıyorsun?”
“O zaman kıymetimi bil.” dedim gülümseyerek...
“Şımarık!” diye karşılık verdi, yüzüne yayılan sevimli ve tutkulu gülümsemeyle. Bir süre sessizce birbirimizi seyrettik. Ben içkimden bir yudum alıyordum, O ise dudaklarını ısırıyordu gözlerimin içine bakarak...
“Yürümek ister misin?” diye sordum.
“Nereye gideceğimize bağlı.” dedi.
“Yürümenin kendisini sevmez misin?” diyerek gülümsedim.
“Olabilir.”

Hesabı paylaştık. Gereksiz tartışmalara girmeden, her şeyi paylaşabileceğimizin sembolü gibiydi bu. Mekandan çıktığımızda koluma girmişti. Dolgun göğüslerini koluma değdiriyordu. Kokusunu daha yakından duydum. Sanki ben söylemiyormuşum da, sözcükler kendiliğinden dudaklarımdan dökülüyormuş gibi çıkıverdi...

“Bu gece için bir planın var mı?”
“Hayır, neden?”
İkimiz de yola bakıyorduk.
“Birlikte vakit geçirebiliriz.”
“Hmm. Beni eve atacaksın yani...” dedi gülümseyerek.
“İstersen sen beni eve at.” diye cevapladım.
“Evin nerede?” diye sordu.

“Yakında...” dedim. 

Devam edecek...

7 Haziran 2013 Cuma

Isınan Akşam - 3

“En baştan başlayayım.” Dedim sigaralarımızı yakarken.
“Seni sen yapan şeyleri nasıl tanımlarsın? Aile, okul, arkadaşlar, ilk aşk, kitaplar... Hepsinden biraz vardır değil mi?”
“Kesinlikle.”
“Aynı zamanda bunların hepsinin elinden çıkmış saf bir hamur da değilsin. Hepsiyle belli bir ilişki yaşıyorsun, bazılarını reddediyorsun, bazılarını ise benimsiyorsun. Peki seni belirleyen, seni sen yapan bunca şey varken, bir insanı bir iki hareketiyle tanımlayabilir misin?”
“Tabii ki hayır, ama böyle yapılıyor genelde.”
“Evet, öyle yapılıyor. Çünkü kolaya kaçmaya alışkın insanlar. Bir insanı yaşayarak tanımaya cesaretleri yok. Üstüne üstlük, hep toplumsal önyargılarımızla düşünüyoruz.”
“Özellikle de cinsellik konusunda.”
“Evet. Belli ahlâk kalıpları var, kimin belirlediği, neye göre belirlendiği belli olmayan. Bunun bir tarafı kadınlara şiddet göstermeye, töre cinayetlerine, çocuk yaşta evliliğe, kuma getirmeye kadar dayanıyor. En masumu ise, ‘Aman insanlar ne der!’ diye düşünmek oluyor.”
“Bunu hiç düşünmemeli miyiz sence?”
“Düşünmeliyiz. Ama sorgulamadan kabullenmemeliyiz. Eğer milletin ne dediğine kafayı takarsak, gittikçe kendimiz olmaktan uzaklaşıyoruz. Başkalarına göre yaşayan bireyler oluyoruz. Örneğin senin bana söylediğin şu cümle, ‘Bu kadar rahat değiliz aslında’. Bunu söyleme ihtiyacı hissetin, çünkü toplumsal algıya göre seni sadece yatılacak kadın olarak görmemden korktun.”
“Haklısın.”
“Bunu söylemek seni de rahatsız etti belki. Kendini açıklama ihtiyacı hissetmek... Ama yine de yapmak zorunda hissettin. İşte tam da kastettiğim şey bu. Genel algıdan korktuğumuz için, kendimizi bir şeylere zorlamak... Bu bir yerde açıklama yapma ihtiyacı olur, başka bir yerde kendinden taviz verme...”
“Peki ama başka çare var mı? Sonuçta bizim gerçekliğimiz bu.”
“Tabii ki var. Bu gerçeklerle nasıl başa çıktığımızla alakalı bence.”
“Nasıl başa çıkabilirmişiz?”
“Gerçek tek başına hiçbir şey ifade etmez. Önemli olan onunla nasıl ilişki kurduğun.”
“Nasıl yani?”
“Gerçeklik senden, benden bağımsız bir şey değil ki. Gerçeklik değiştirilemez de değil.”
“Dur bir dakika dur. Çok soyut oldu bu.”

“Pekala.” Dedim. “Somutlaştırayım o halde.”   

Devam edecek...