5 Mayıs 2013 Pazar

Isınan Akşam - 2


“Tanışmamıza.” diye karşılık verdiler. İçkilerimizi yudumlarken sohbete daldık.

İki kadın, üniversiteden arkadaştı. Okulları yeni bitmiş, işe yeni başlamışlardı. İkisi de farklı şirketlerde, satın alma departmanındaydılar. Yalnız yaşıyorlardı. Ben de kısaca kendimden bahsettim, kendimi anlatmayı sevmiyor olmama rağmen. En iyisi yaşarken tanışmak, düşüncelerimizle birbirimizi tanımaktı.

Yarım saat geçmemişti ki, “Ben artık kalkayım.” dedi Melis. Canan ile yalnız kalacaktık.
Canan, “Biraz daha kal istersen.” diye cevapladı arkadaşını.
Melis randevusuna geç kalacağını söyledi. Gülümseyerek el sıkıştık.

Artık Canan ile baş başaydım. O kızıl saçlı güzel kadın ile... Gözlerimi, üstünde dolaştırmaya başladım. Ensesini açık bırakan saçları uzun değildi. Boynunun zerafeti gözler önündeydi. Üstündeki askılı, göğüslerinin çatalını görmeme izin veriyordu. Fazla dolgun olmasa da, biçimli olduklarını anlayabiliyordum. Burnuma gelen parfümünün kokusu beni O’na çekmeye yetiyordu. Ne yazık ki masa altında kalan belini ve bacaklarını oturduğum yerden göremiyordum.

“Cana yakın bir arkadaşın var.” diye söze girdim, bir şeyler söylemiş olmak için.
“Öyledir.” diye devamını getirdi. “Sana bir şey itiraf edeyim mi?”
Meraklanmıştım. “Tabii ki.”
“Üniversiteden beri arkadaş olduğumuz için, çok yakınız. Sen geldiğinde, gözlerim sana takılmıştı. O da bunu fark etti. Bunun için seni masaya davet etti. Yoksa bu kadar rahat değilizdir.”
“Anlıyorum. Arkadaşının işgüzarlığı yani... Umarım seni rahatsız etmemişimdir.” diyerek kalkmaya hazırlanıyordum ki...
“Yanlış anladın.” dedi. “Şu anda sohbet ediyor olmaktan memnunum. Yalnızca söylemek istedim. Dışardan kolay kadın olarak görülmek pek hoşuma gitmez.”
“Ben kadınları kolay ve zor olarak ayırmıyorum.” dedim.
“Nasıl yani?”
“Belki sana ilginç gelebilir. Ama ben insanları üç beş cümleyle tanımlayan kalıplardan pek hazzetmiyorum. Örneğin evlenilecek kadın, eğlenilecek kadın ayrımı diye bir şey yok benim için.”
“Birçok erkek için bu böyle ama...”
“Evet, çünkü toplumun cinselliği baskıladığı bir ülkedeyiz. Hele kadınlar için... Doğal olan, insanî olan ve özgürce yaşanması gereken cinsel dürtülerinizi bastırmak zorunda kalıyorsunuz, çocukluğunuzdan bu yana. Bu açıdan erkekler biraz daha şanslı. ‘Göster yavrum amcanlara pipini’ denilerek büyüyoruz biz.”

İlgisini çekmeyi başarmıştım. Üstelik bu söylediklerim, gerçekten inandığım fikirlerdi. Gözlerini bana dikmiş, devamını nasıl getireceğimi bekliyordu. 

Devam edecek...


3 Mayıs 2013 Cuma

Isınan Akşam - 1


Ilık bir akşamdı. Güneş, süt beyazı tenleri kızıla boyayarak batmaya başlamıştı. Havada fısıldayan rüzgar güneşe eşlik ediyor, kadınların saçlarını dalgalandırıyordu. Böyle zamanlarda, kanat takmış gibi hafif ve sekerek yürüyen kadınlar çok daha göz alıcı olurdu. Bel kıvrımlarını saran dar elbiseleri, görsel bir şölen sunmak için, dizlerin üstüne bile gelmeden sözü bırakır, onların bıraktığı yerden bacaklar devam ederdi.

Bu anlarda, doğanın el birliği etmiş gibi insanlara hediye sunduğunu düşünürdüm. Nerden geldiği belli olmayan deniz kokusu, yemyeşil ağaçlar, çiçek kokuları ve bunlara eşlik eden güzel kadınlar, usta bir ressamın elinden çıkmış büyülü tablolara dönüşürdü. Bana da bu eşsiz tablonun bir parçası olmak düşüyordu.

Üzerime fazla özenmeden aldığım giysilerle sokağa fırladım. Gözlerim arada sırada kadınların gözlerine takılıyor, karşılıklı gülümsüyorduk. Ama ayaküstü birilerini durduracak da değildim. En azından bir iki kadeh içki içmeden...

O halde dedim kendi kendime, adres belli. Önce bir duble viski içilecek (Chivas Regal olması şartıyla), sonra volta atılmaya devam edilecek. Biraz gevşemiş bir bedenin bu tablodan alacağı zevk çok daha fazla olacaktı.

Blues çalan bir bara girdim. Viski söyledim. Yanına da fındık. Saat henüz erken olduğu için, yan çaprazımda oturan iki kadın dışında pek müşteri yoktu. Kadınlar yirmili yaşlarındaydı. Sade ve taze güzellikleri ilgimi çekti. Onların da göz ucuyla bana sıcak bakışlar attığını görünce, kadehimi onlara doğru kaldırdım. Karşılık verdiler. İlk yudumun ardından, çalan şarkıya fısıldayarak eşlik etmeye başladım. Bu sırada kaçamak bakışlarla kadınları süzüyor, ama karşılıklı kadeh kaldırmamıza pişman etmemek için bakışlarımı fazla üstelemiyordum. Hem belki de birilerini bekliyorlardı.

İlk kadehimi bitirdiğimde, tekrar volta atmanın vakti geldi diye düşündüm. Hesabı istemek için hazırlanırken, kadınlardan kızıl saçlı olanıyla bakışlarımız tekrar birbirine değdi. Çivilenmiş gibi yerimde kaldım. Bir viski daha istedim. Onlar bira içiyordu. Garsonu çağırıp, hanımefendilere tekila shot ikram etmesini söyledim.

Gülümseyerek tekilalarını içen iki kadından kızıl olanı, şarkı arası sessizliğinde bana dönerek:

 “Teşekkür ederiz.” dedi.
“Rica ederim.” diye cevapladım.
“Yalnızsınız sanırım, böyle buyrun isterseniz.” diye getirdi devamını.
Gülümseyerek yerimden kalktım. Kendimi tanıştırdım. Kızıl saçlı olan, “Ben Canan, arkadaşım Melis.” dedi.
Yüzüme oturan sıcak gülümsemeyle, “Memnun oldum.” dedim.
“Ben birazdan kalkacaktım. Arkadaşımın yalnız kalmasına gönlüm el vermedi.” dedi Melis, gülümseyerek. 

Gülüşünün altında hınzır bir ifade görmüştüm. Ama Canan da, yani kızıl saçlı kadın da durumdan şikayetçi gibi durmuyordu. Aynı gülümseme onun da suratına yayılmıştı.

“O halde, tanışmamıza!” diyerek kadehimi kaldırdım.

Devam edecek...