8 Ağustos 2013 Perşembe

Güneye Giderken - 6

Ertesi gün Handan’ın evinden çıktığımızda öğleni geçiyordu.
“Kadının içinde ne varmış yahu.” dedi Melis yüksek sesle gülerek.
Ben de gülmesine katıldım.

Handan ikimizi de şaşırtmıştı. Tecrübesiz olmasına karşın, içinde biriktirdiği bütün fantezileri yaşamıştı. Gece boyunca emirler yağdırmış, istediği her şeyi yaptırmıştı. Önce Melis’in saçlarından tutarak kafasını penisime bastırmış, sonra kendi vajinasını yalatmıştı. Bu daha başlangıçtı. “Hadi becer şu kaltağı” diyerek Melis’i kucağıma oturtmuş, bizi seyretmekle kalmayarak bizzat yönlendirmişti. Melis kucağımda zıplarken Melis’in saçlarını çekmiş, tokatlamış, ellerini vücudumda gezdirerek kaslarımın tadını çıkarmıştı. Farklı pozisyonlarda bir süre Melis’le sevişmemi izlerken vajinasını okşamış, havaya girdiğinde de beni sırtüstü yatırarak vajinasını ağzıma getirmişti. Bir taraftan Melis penisimin üstünde gidip geliyor, bir taraftan da Handan vajinasını yalatıyordu. Aynı zamanda Handan Melis’e göğüslerini yalatıyordu.

Biraz sonra yer değiştirdiler. Melis ben onu yalarken boşalmış, kendini kenara atmıştı. Handan’ı doyurmak uzun sürdü. Ama dominant kadın rolünde olması beni de tahrik ediyordu. O’na zevk verdiğimi gördükçe egolarım kabarıyordu. Ben boşalmak üzereyken, Melis’i saçlarından tutup getirerek ağzını açmasını emretti. Buna alışkın olan Melis, yine de tecrübesizmiş ve zorla spermlerimi yutuyormuş gibi yaptı. Handan bundan daha fazla zevk aldı. Bir süre sonra tekrar emirlerini yağdırmaya başladı. Önce Melis’i zorluyor, seyrederken tahrik oluyor, O’nun yorulduğunu görünce de başrole geçiyordu. Bu oyunlar sabaha kadar sürdü…

Finali ise birlikte yapmak istedi. Yan yana Melis ile birlikte domaldı. Ben bir Melis’in, bir Handan’ın içine giriyordum. Birinin içindeyken diğerinin vajinasını okşuyor, kalçalarını tokatlıyordum. Boşalacağım zaman, ikisi birden önümde diz çöktü. Spermlerimi ikisinin de suratına akıttım. Önce Melis Handan’ın yüzünü yalayarak temizledi, sonra da Handan Melis’in…  

Sabah hepimiz yorgun argın salondaki kanepelere serildiğimizde, Handan, “İkimize de yettin köle!” diyerek güldü bana.
“Köleleriniz ne zaman isterseniz emrinizde olacak efendim.” diye araya girdi Melis.

Dün geceyi hatırlayarak gülerken, yanımda yürüyen Melis’e baktım.
“Ben asıl senin içinden çıkanlara şaşırdım” diyerek devamını getirdim.
“Pişman mısın?”
“Pişman mı görünüyorum?”
Gülümsedi. “Artık bir sonraki adrese doğru yola çıkabiliriz. Burada yapacağımızı yaptık sayılır.”
Pansiyondan eşyalarımızı topladık. Akyaka’ya doğru yola çıkarken, “Pansiyona da boşuna para verdik” dedim.
“Ben de bunu ne zaman söyleyeceksin diye bekliyordum, gece pansiyonda kalsaydın” diye güldü.

“Efendine laf yetiştirmeye utanmıyor musun köle!” diyerek dalga geçtim.  Unutulmaz bir macerayı arkamızda bırakarak gaza bastım.

Devam edecek...

30 Temmuz 2013 Salı

Güneye Giderken - 5

Cunda Adası’na hep birlikte dönmüş, sahildeki mekânların birinde içkilerimizi yudumluyorduk.

Handan otuzlu yaşlarının çekiciliğini hissettiriyordu. Balıketinde, buğday tenli, kumral saçları omuzlarına gelmeden küt kesilmiş, ela gözlerinin altındaki ince dudakları dolgun bedeniyle tezat oluşturan bir kadındı. Evliydi ama kocası çalıştığı için yazlığa gelmemişti. Bunu söylerken, “Bir haftadır tek başımayım.” diye başlamıştı söze, gözlerini yere indirerek.

“Hep birlikte eğleniyoruz işte” diye cevabı yapıştırmıştı Melis de, niyetini açığa vurmak ister gibi, “Kocanıza ne gerek var.”
Handan da Melis’ten aşağı kalmamak için, “Senin tuzun kuru tabi güzelim.” dedi, gülümseyip bana bakarken.
Handan’ın masada duran eline dokunarak, “Bence yalnızlığın tadını çıkartmalısınız.” dedim. Melis de ben de gülümseyerek Handan’a bakıyor, ne tepki vereceğini merakla bekliyorduk.
Handan sizli bizli konuşmayı bırakarak önce Melis’in, sonra benim gözlerimin içine baktı. “Haklısın” dedi.
Melis fırsattan istifade ederek, “Hem sen ikimize de yetersin, değil mi?” diye döndü bana.

Handan’a bakarak gülümsedim. Biraz içkinin etkisiyle, biraz da sohbetin sıcaklığından rahatlayan Handan kahkahayı koyvermişti. Elindeki içkiyi dudaklarına yaklaştırırken, masa altındaki ayağını kasıklarımda hissetmeye başladım. “Son bir haftadır bu kadar keyifli vakit geçirmemiştim” dedi.
“Daha yeni başlıyoruz” diye cevapladım. “Ama rehberimiz sensin. Sıradaki adresimiz neresi?”
“Dolaşmak istiyorsanız devam edebiliriz. Ama Cunda Adası buradan ibaret… Yalnız görmediğiniz önemli bir yer kaldı.”
Melis de ben de “Neresi?” diye sorar gibi baktık.
“Evimi görmeden Cunda’dan ayrılamazsınız” dedi, tutkulu bakışlarıyla.
“O halde ne duruyoruz…” dedi Melis.

Hesabı ödedim. Kalktık. Handan Melis ile birlikte arabanın arka koltuğuna oturdu. Evin yolunu tarif ediyordu. Dikiz aynasından iki güzel kadını seyrediyordum. Birbirleriyle ilgilenmeye başlamışlardı bile. Melis’in eli Handan’ın bacağında dolaşıyordu.
“Çılgın kız.” diye geçirdim aklımdan.

Az sonra Handan, “Geldik” dedi. Kapıdan girerken, “Size bir şey itiraf etmem gerek. Daha önce hiç böyle bir deneyimim olmamıştı.”
“Buna gerek yok” diye cevapladı Melis, güven veren bir ses tonuyla. “Kendini rahat bırakıp içinde sakladıklarını ortaya dökmen yeterli olacak…”
“Buna o kadar ihtiyacım var ki… Evlilik hayatı bazı şeyleri dizginlemenize sebep oluyor.”
“O halde bu gece bütün dizginleri bırakma zamanı.”
“İçimdeki Handan o kadar yabancı ki artık, O’nu ortaya serdiğimde utanmaktan korkuyorum.”
“Aksine, biz onunla tanışmaktan memnun olacağız.”
“Sen de böyle mi düşünüyorsun?” diye bana döndü Handan.
“Kesinlikle” dedim, kendinden emin bir ses tonuyla.

Handan ayağa kalktı. Gözleri tutkuyla yanıyordu. İçindeki kadını ortaya çıkartmıştı artık. “O halde” diye başladı, “ikinizin de patroniçesi benim bu gece! Ne emredersem onu yapacaksınız!”
“Memnuniyetle” diye cevapladım bir Melis’e bir Handan’a bakarak.

Melis ise Handan’ın gözlerine bakıp, “Memnuniyetle efendim” dedi, teslim olan bir ses tonuyla. Bu ses tonunu daha önce de duymuştum.

Devam edecek...

25 Temmuz 2013 Perşembe

Güneye Giderken - 4

Bir pansiyonda boş yer bulup iki küçük çantadan ibaret eşyalarımızı yerleştirdiğimizde denize girmek için hala vakit vardı. Akşam güneşinin ve suyun tadını çıkarabileceğimiz, aynı zamanda bira içerek demlenebileceğimiz bir plaja gittik. Denizde bedenlerimizi ıslatıp şezlonglara uzandık.

Melis müziğini dinleyerek manzaranın tadını çıkartırken, ben de O’nun vücudunu seyretmenin tadını çıkarıyordum. Göğüs uçlarını ancak kapatan bikinisinden taşan dolgun tenini, göbek deliğinden akan bir damla su ile bacaklarının arasına inen güzelliğini, ojeli ayak parmaklarına kadar uzanan uzun ve pürüzsüz bacaklarını yutarcasına izledim. Deniz şortunda kabaran penisimi sakinleştirmek için kafamı denize döndüm. Yine de dikkatimi dağıtamıyordum.

“Denize girelim mi?” diye seslendim, imâlı bakışımla.
“Geceye kadar sabret.” diye cevapladı bütün şeytanlığıyla.

Kaderime razı olup kitaba gömüldüm. Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikâyesi’nin ilk cildi… Bir taraftan birayı yudumlarken bir taraftan da kitap okumaya dalmıştım ki…

“Denize girelim mi?” diye seslendi Melis.

Şaşırarak baktım, ne değiştir der gibi. Sadece gülümseyerek yanıtladı. Fazla sorgulayacak değildim. Elimden tutarak beni kaldırdı ve bikinisinin açıkta bıraktığı kalçalarını sallayarak önümde yürümeye başladı. Hemen derinleşen koyda, su göğsümüze kadar geldiğinde plajdan rahatça görülebiliyorduk. Neyse ki tek tük bir iki kişi vardı…

Omuzlarımdan tutarak vücudunu vücuduma bastıran Melis, kulağıma eğilerek, “Dikkat çekmeden kıyıya bak. Bizim şezlongların yanında uzanan yalnız kadını görüyor musun?”
Suyun altında Melis’in kalçalarını okşarken, deniz kokan boynunun arkasından kadına baktım.
“Evet.”
“Sen benimle ilgilenirken O da gözleriyle seninle ilgileniyordu. Hem de istemsiz olarak.”
“Kıskandın mı?” diye sordum gayriciddi, ellerim kalçalarından vajinasına doğru akarken.
“Şapşal. Tanışalım mı?” diye sordu, göğüslerimde dolaştırdığı ellerini penisime indirirken.
“Top sende.” dedim.

Melis arkasını bana dönerek kalçalarını kabarmış penisime yasladı. İzleyen birisinin su altında ne yaramazlıklar yaptığımızı tahmin etmesi hiç de zor olmayacaktı. O’nun istediği de buydu.

“Hadi artık çıkalım” dedi.
“Bitirmeden mi?” diye sordum.
“Evet. Sen dimdikken. Kadının dikkatini çekmek istiyorum.”

O önde, ben arkada, el ele denizden çıktık. Kadın bir taraftan vücuduma ve kalkmış penisime bakıyor, bir taraftan da Melis’e utangaç bakarak gülümsemeye çalışıyordu. Şezlonglara uzandığımızda göz göze geldik. Kadının ıslak olmayan vücudundaki ter damlalarını fark etmiştim. Melis kadına döndü.

“Merhaba.” dedi.
Kadın yakalanmış görünmenin utancıyla sessizce yanıtladı.
Melis güler yüzünü takınarak, “Buranın yabancısıyız da… Siz burayı bilen birine benziyorsunuz.”
“Evet, yazlığım burada.”
“Akşam Cunda Adası turu yapmak istiyoruz. Acaba nerelere gidebiliriz?”
“İlk aklıma gelen yerlerden biri Taş Bahçe. Ama daha fazlası için düşünmem gerek…”
“Şey… Bize eşlik ederek yardımcı olsanız… Sizinle tanışmaktan ikimiz de keyif alırız. Tabi eğer başka bir planınız yoksa…”
Kadın biraz şaşkın, biraz ikircikli ama daha çok mutlu görünüyordu.

“Neden olmasın…” diye yanıtladı. “Adım Handan.”

Devam edecek...

21 Temmuz 2013 Pazar

Güneye Giderken - 3

İlk durağımızı Cunda Adası olarak belirlemiştik. Yaklaştığımızda güneş tam tepedeydi.

“Geldik sayılır” dedim, göz ucuyla Melis’e bakarak. “Planımız nedir?”
“Önce arabayı park edecek bir yer bulalım da.”

Haklıydı. Spontane olması bu tatilin en çekici tarafıydı. Cunda Adası’na geldiğimizde, sahile yakın bir otoparka arabayı bıraktık. Yanımıza sadece gerekli birkaç şey aldık. Kalacak yeri ayarladığımızda arabadaki eşyaları taşıyacaktık.

Sahile indiğimizde, ikimizin de ilk defa geldiği Cunda Adası’nın bütün şirinliği gözlerimizin önüne serilmişti. Sahil boyunca uzanan sevimli mekanlar, Rum’lardan kalan taş evler, sokaklarda özgürce dolaşan kediler, kıyıya vurarak usul usul fısıldayan denizin sesi tepemizdeki güneşin yakıcılığını unutturuyordu.

“Madem buraya kadar geldik, önce birer ayvalık tostu yiyelim” dedi Melis.
“Hazır karnımız da aç.”

Renkli ahşap masalarıyla küçük bir kızın dekore ettiği izlenimini uyandıran bir tostçuya girip deniz kenarına oturduk. Tostlarımız geldiğinde, masamızın etrafında gözümüzün içine bakan kediler birikti. İkimiz de dayanamayıp birkaç parça verdik. Sıra çaylarımızı içmeye geldiğinde ise, kedilerle öyle ahbap oluvermiştik ki, bir tanesi Melis’in kucağındaydı. Diğerleri de, tost yiyen başka masalara doğru yönlendiler, ekmeklerini çıkarmak üzere…

“Bir yorgunluk birasını hak ettik bence” dedim.
“E tabi” diye cevapladı beni. “Şoförümüz yorgun.”
“Yol değil, sen yordun beni” diye cevapladım. “Ama tabii tatlı yorgunluk.”
Gülümsedi. Biralarımızı yudumlarken, “Bak aklıma ne geldi” dedi.
Gülen gözlerinin içine bakıp merakla söyleyeceği şeyi bekliyordum.
“Her gece farklı bir şey deneyelim” dedi.
“Her gece farklı bir pozisyon diyorsun yani” diye cevapladım gülerek.
“O farklı pozisyonların hepsini zaten tek seferde yapabiliyoruz canım. Her gece farklı bir fantezi diyorum.”
“Buna hayır diyeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. Emrinizdeyim hanımefendi.”
“Peki ne kadar ileri gidebiliriz?”
“İstediğin kadar.”
“Her gece farklı bir partnere ne dersin?”
Şaşırmıştım. “Partnerlerimiz kadın olduktan sonra benim için sorun yok” diye cevapladım.
Güldü. “Peki ya çift?”
“O da olabilir.”
“Anlaştık öyleyse” dedi.

Kalacak yer bulmak için parke taşlı sahilde volta atmaya başladık.

Devam edecek...

19 Temmuz 2013 Cuma

Güneye Giderken - 2

Yola çıktığımızda gün yeni ışıyordu. Yol için country şarkılarını seçmiştik. Melis bacaklarını sallayarak şarkılara eşlik ediyordu. Biraz sonra, bir elini bacağıma atmış, kasığıma doğru okşamaya başlamıştı.

“Harika bir tatil olacak.”
“Bana da öyle geliyor. Ama bir de şu yol olmasa…”
“Yol da tatilin bir parçası. Yoksa DJ’liğimden memnun değil misin?”
“Olmaz mıyım.”
“İstersen farklı şekillerde de memnun edebilirim seni.”
“Nasıl yani?”
“Sen yoluna bak.” dedi ve kasıklarındaki eli yavaş yavaş sertleşmeye başlamış penisimin üstünde dolaşmaya başladı. Neyse ki sabahın erken saatinde yol neredeyse bomboştu. İki elimle direksiyona sarılarak dikkatimi kaybetmemeye çalışıyor, bir taraftan da penisimde dolaşan ellerinin keyfini sürüyordum.

Gittikçe büyüyen penisimi bir eliyle pantolonumun üstünden avuçlarken, diğeriyle de kemerimi ve pantolonun düğmelerini çözdü. Boxerın içinden çıkardığı penisimin başını okşamaya başladı. Avucu başından köküne kadar gidip geliyor, testislerime değdiğinde tekrar başına kadar okşuyordu. Arada da dudaklarını değdirerek penisimi boylu boyunca ıslatacak şekilde tükürüyordu.

Elleriyle iyice sertleştirdiği penisimin başını emerek ağzına almaya başladı. Dudaklarını iyice daraltıyor ve emerek penisimin kıvrımlarına sürtüyordu. Ağzına her sokup çıkarışında inanılmaz bir zevk duyuyordum. Dikkatimi kaybetmemek için frene basıp arabayı daha yavaş sürmeye devam ettim. Bana yaşattığı keyfi doyasıya tatmak istiyordum.

“Harikasın.” diye inledim, bir elim direksiyonda, bir elim saçlarında…
“Sen yoluna bak!” diye cevapladı beni.  

Artık dudakları daha derine iniyor, penisimin alabildiği kadarını ağzına alıyordu. Islak ve ateşli, hızlıca ağzına sokup çıkarıyordu. Ağzının içindeki penisimin etrafında dilini gezdiriyor, tükürükleri aktıkça da avuçlarıyla penisimi boydan boya ıslatıyordu. O beni yalayarak emerken, ben de kalçalarımı hareket ettirerek penisimi gırtlağına bastırıyordum. Artık nefes alış verişlerim düzensizleşmişti. İnliyordum. Boşalmak üzere olduğumu O da anlamıştı. Daha sert ve hızlı yalıyordu. Bunu nasıl yapıyordu bilmiyorum ama daha önce yapılan oral sekslerden çok daha farklıydı.

Birazdan kasılarak boşalmaya başladım. Penisimi ağzından çıkarmadı. Kasılmam durana kadar beni emdi. Ondan sonra da ağzında biriktirdiği spermlerle birlikte koltuğuna oturarak başını arkaya attı. Spermlerimi yuttu. Pantolonumu düğmeledi.

“Neyse ki araba kullanırken dikkatin kolay kolay dağılmıyormuş.” dedi.
“Sen O’nu bir de bana sor.”

Kuş gibi hafiflemiştim. Rahatlamış olmanın verdiği hazla, gazı kökledim.

Devam edecek...

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Güneye Giderken - 1

Oturduğumuz kafede, Bulutsuzluk Özlemi’nden Güneye Giderken çalıyordu. Çaylarımızı yeni bitirmiş, sigaralarımızı tüttürüyorduk.

“Güneye gidelim mi?” diye sordum.
“Nasıl yani?”
“Güneye işte. Tatile çıkalım mı?”
“Birlikte mi?”
“Evet.”
“Kaç gündür tanışıyoruz ki?”
“Önemi var mı? Sen çalışmıyorsun, ben de işlerimi ona göre organize ederim.”

Daha bir hafta önce tanıştığım Melis, benden birkaç yaş küçük üniversite öğrencisiydi. Okulu tatile girmiş, O da Ankara’daki ailesinin yanına dönmeden bir iki hafta daha İstanbul’da kalmaya karar vermişti. 

“İyi ama, nereye gideceğiz?” diye sordu.
“Önemi var mı?”
“Ne bileyim. Plan, program, rezervasyon falan…”
“Plan şu: Arabaya atlıyoruz. Ege boyunca güneye iniyoruz. Beğendiğimiz yerde kalıyoruz. Sıkılınca yola devam ediyoruz. Rezervasyona da gerek yok. İlla ki boş yerler vardır. Görmek istediğin özel yerler var mı?”
“Biraz düşünmem lazım. Ama ilk aklıma gelen yer Akyaka. Çok güzel ve sakin diyorlar. Kaş tarafına gitmeliyiz bir de. Fethiye ve Kaş arasındaki antik kentleri görmek güzel olur.”
“Yamaç paraşütü yapmadan dönmeyelim ama.”
“Ben cesaret edebilir miyim bilmiyorum.”
“Ben seni gaza getiririm.”
“Ne zaman çıkıyoruz peki?”
“Yarın.”
“Ne çabuk.”
“Hadi kalkıp da tatil alışverişimizi yapalım.”
“Hadi o zaman.” dedi gülerek.

Derin kahverengi gözleri güneş ışığı vurduğunda elaya dönüyor, uzun siyah saçlarının arasında ışıltıyla parlıyordu. Kıvrımlı esmer bedenine eşlik eden dolgun dudaklı gülümsemesi, O’nu ilk gördüğümde de beni peşinden koşturmuştu.

“Bu sürprizlerini seviyorum.” dedi.
“Biliyorum.” dedim muzır gülüşümü takınarak. “Özellikle büyük olanları.”
“Sen küçük mü seviyorsun?”
Göğüslerine baktım.
“Seninkiler hangi sınıfa giriyorsa onu seviyorum.”  dedim.

Tatil maceramız başlıyordu. 

Devam edecek...

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Isınan Akşam - 7 (Final)

İkimiz de ter içinde ve yorgun, yatağa devrildiğimizde, aradan kaç saat geçtiğini bilmiyorduk. Defalarca orgazm olmuştuk. Tenimizi paylaşmıştık. Ve kalp atışlarımızı... Terimiz birbirine karışmıştı. Yatakta bir bütündük.

İkimizin de ağzından tek bir laf çıkmıyordu. Buna gerek de yoktu. Nefes alış verişlerimiz, bacaklarımın arasındaki bacağı, saçlarının kokusu, dokunuşlarımız konuşuyordu hala. Yaşadığımız ânı sözcüklere sığdıramayacaktık. Susuyorduk. Susuyor ve yan yana uzanan bedenlerimizin aynı yatakta olmasının keyfini yaşıyorduk. Dönüp O’nun yüzüne baktığımda, yüzündeki mutluluk gülümsemesini görebiliyordum.

Sırtüstü uzanmaya devam ettim. Kollarımı başımın arkasına sıkıştırdım. Dudaklarımda belli belirsiz bir tebessüm, tavanı seyretmeye başladım. Arada gözlerimi kapatıyor, yaşadığımız dakikaları aklımdan geçiriyordum. Gözlerim kapalı gülümsememi fark etmiş olacak ki, dağınık saçlarıyla boynuma sokularak usulcacık fısıldadı:

“Neye gülüyorsun?”
“Mutlu olduğuma.”
“Mutlu olduğumuza.” diye getirdi devamını.

Kollarımın arasında duran ılık bedeni kıvrılarak vücuduma yaklaştı. İkimizin de vücuduna çöken tatlı yorgunlukla yatıyorduk. O’nun uykuya daldığını farkettim. O’nun arkasından da ben…

Uyandığımda gün yeni ışıyordu. İş günü olmamasının verdiği mutlulukla yatakta dönüyordum. O ise duştan çıkmış, vücuduna sarındığı havluyla gelip yatağın kenarına oturmuştu.

“Kahvaltı için ne istersin?” diye sordu.
“Boşver kahvaltıyı.” dedim. “Zamanı gelince birlikte hazırlarız.”
Yüzünde kaygılı bir ifadeyle, “Merak etme, seni sahiplenmeye çalışmıyorum.”
“Biliyorum.” dedim.

İncecik bileğinden çekerek yatağa yatırdım. Üstündeki havludan kurtulmasına yardım ettim. Vücutlarımız sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yeniden birbirine kavuştu.

Pencereden martı sesleri geliyordu. 

Son

22 Haziran 2013 Cumartesi

Isınan Akşam - 6

Ellerimi bacaklarında dolaştırmaya başladım. Eteğinin altından kasıklarına kadar okşuyordum. Hem O’nun vajinasının sıcaklığı, hem de benim penisimin sertliği, artık yaratıcılığımı yatakta göstermem gerektiğini söylüyordu bana. Kucağıma gelmesini söyledim. Ellerim kalçalarında, ayağa kalktım. Yatak odasına doğru yürürken, çılgınca öpüşüyorduk. Dudaklarımız birbirinin arasında kayboluyor, tükürüklerimiz birbirine karışıyordu.

Yatak odasına geldiğimizde, O’nu önce duvara dayadım. Boynunu emerken, avuçlarımı göğüslerinde, bacaklarında ve belinde gezdirdim. Bir taraftan bedenini okşuyor, bir taraftan da üstündekilerden kurtarıyordum O’nu. Artık üstünde sadece kilodu kalmıştı. Şimdi sıra O’ndaydı.

Beni duvara dayadı. Tişörtümü tek hamlede çıkardıktan sonra ellerini vücudumda gezdirmeye başladı. Boynumu emerken tırnaklarını da omuzlarıma ve sırtıma geçiriyordu. Vajinasının sıcaklığını penisimin üstünde hissedebiliyordum. Göğüslerini bedenime bastırarak dizlerinin üstüne çöktü. Kemerimi ve pantolonumun düğmelerini sertleşmiş penisimi okşayarak çözdü. Pantolonla birlikte boxer’ı indirdi. Başı iyice kabarmış penisime tükürüp avuçlayarak okşamaya başladı ve dudaklarının arasına aldı. Bir eli testislerimde, diğer eli kalçalarımda, ağzına aldığı penisimi boydan boya yalıyor, ağzına sokup çıkarıyordu. Gırtlağına kadar kökledikçe penisimi ağzından çıkarıyor ve başına tükürüyor, sonra tekrar ağzına sokup çıkararak emmeye devam ediyordu.

Saçlarından tutarak ayağa kaldırdım O’nu. Tekrar duvara dayadım. Bacaklarını okşayarak kilodunu dişlerimde çıkardım. Kasıklarını araladım. Dilim, ateşten yanan kasıklarında dolaşmaya başladı. Vajinasını yalamaya başladığımda ise, zevk inlemeleri kulağıma geliyordu. O’nun sesini duydukça, dilimi vajinasının içinde daha hızlı hareket ettiriyor, suyunu emiyor, tekrar yalamaya devam ediyordum. Ellerimle kalçalarını avuçluyor, tırnaklıyor ve arada tokatlıyordum.

“Hadi artık!” diye inledi.

Ayağa kalktım. Yüzünü duvara döndürdüm. Damarları belirginleşmiş, sertleşmiş penisimi kalçalarının arasına sürtmeye başladım. Bir elimle vajinasını okşuyor, diğeriyle de göğüslerini avuçluyordum. Dudaklarım ise boynunu emiyordu. Bacaklarını hafifçe aralamasını söyledim. Ve penisimin kabarmış başını yavaşça vajinasının içine doğru kaydırdım. Vajinasının dar duvarlarında kalın penisimin bütün kıvrımlarını hissetmeye başladığında çığlıklarını tutamıyordu artık.

“Kökle hadi!” dedi.

Elimi saçlarına doladım. Vücudumu vücuduna bastırarak penisimi köküne kadar soktum. Artık sertçe gidip geliyor, kasıklarımı kalçalarına vuruyordum.

“Sik beni! Hadi daha sert!” diye tahrik ediyordu beni.

Daha da hızlandım. Ben içine girip çıkarken bacakları titremeye başladı. İçinden çıkıp, O’nu kucağıma aldım ayakta. Omuzlarıma tutunarak zıplamaya başladı. Bir taraftan çığlık atıyor, bir taraftan da saçlarını savuruyordu. Üstümde zıplarken O’nu yatağa attım. Bacaklarını omzuma alarak tekrar içine girdiğimde, çığlıkları daha da keskinleşti.


“İstediğin bu işte!” dedim inleyerek. Kasıklarımı kalçalarına vura vura, büyük, kalın ve damarları kabarmış penisimi vajinasının köküne kadar vuruyordum. Bütün vücudu sarsılıyordu. Ben gidip geldikçe oynayan göğüslerini avuçluyor, tokatlıyordum.

Devam edecek...


20 Haziran 2013 Perşembe

Isınan Akşam - 5

Bir şişe tekila alıp eve geçtik. Salonda beni bekleyebileceğini söyledim. Kabul etmedi. Mutfakta tekila için shot bardaklarını, limonları ve tuzu hazırlarken bana yardım etti. Salona geçerken gözü kitaplığıma takıldı.

“Okumayı seviyorsun sanırım.” dedi gözlerime bakarak.
“Sevmekten öte, ekmek ve su gibi bir ihtiyaç.” dedim.

Eline şiir kitaplarından birini aldı. Sessizce bir sayfa okumaya başladı. Uzaktan O’nu seyrediyordum. Hangi kitabı okuduğunu anlamam için biraz daha yanına yaklaşmam gerekti. Can Yücel... Kitabı elinden aldım gülerek. Buluşmak Üzere şiiriydi okuduğu... Sesli olarak okumaya başladım.

“Diyelim yağmura tutuldun bir gün...”

Şiiri bitirdiğimde, derin bakışlarını üstümde yakaladım.
“Artık tekila zamanı” dedi.
İçkileri koyduğumuz sehpanın önündeki iki kişilik kanepeye geçtik.
“Tekila en güzel nasıl içilir biliyor musun?” diye sordu.
“Önce tuz, sonra tekila, sonra limon...” diyerek yanıtladım.

“Bu kadar ruhsuz bir cevabı sana hiç yakıştıramadım. Önemli olan kadeh olarak ne kullanacağın...” dedi gülerek. Sessizce devamını getirmesini bekledim. O içkileri kadehlere dolduruyordu. İşi bitince elimi eline aldı. Baş parmağımla işaret parmağımın arasına biraz limon sürdü ve tuz serpti. Elimi ağzına alarak emmeye başladı. Parmaklarıma bulaşan bütün limon suyunu parmaklarımla birlikte emdi. Tekilayı içti. Bu sefer, limonu eline alarak emdi. Gözlerimin içine bakarak... Oyunu anlamıştım. Ama bir adım ileriye götürmem gerekiyordu.

Askılı bluzunun açıkta bıraktığı omuz çukuruna limon sürdüm ve tuzu koydum. Isınmış tenini yalayarak tuzu ve limonu emdim. Bir taraftan da ellerim kıvrımları belirgin belindeydi. Hafifiçe inlediğini duydum. Tekilayı içtikten sonra limonu emdim ve emerken O’nun gözlerinin içine baktım. Gülümsüyordu.

Önce işaret parmağımın tamamına ağzına aldı. Bir taraftan ıslatıyor, bir taraftan da emiyordu. Islattığı parmağımı tuza bandırdı. Parmağımdaki tuzu yaladıktan sonra tekila ve limon klasiğini tekrarladı. O limonu emer emmez, ben de dudaklarına yapıştım. Bir taraftan dolgun dudaklarını emerek öperken, diğer taraftan da askılı bluzunun askılarını indirdim kollarından. Göğüslerini sadece südyeni gizliyordu. Kollarıyla göğüslerini sıkıştırmasını söyledim.

Göğüslerinin arasında dilimi gezdirdikten sonra, önce limonu, sonra tuzu sürdüm. Göğüslerinin arasını tekrar yalamaya başladım. Benim tekila kadehimi hazırlamıştı bile... Shot yaptıktan sonra sıra limondaydı. Dişlerinin arasına sıkıştırdığı limon parçasını dişlerimle alırken, dudaklarına bir kez daha yapıştım.

“Hep böyle yaratıcı mısın sen?” diye sordu.

“Sen ilham veriyorsun.” dedim.

Devam edecek...


13 Haziran 2013 Perşembe

Isınan Akşam - 4

“Diyelim ki benimle yatmak istiyorsun... Seni tutan şey ne olurdu?”
“Bilmem...”
“Her önüne gelenle yatan bir kadın gibi görünmekten, bu yüzden seni sadece cinselliğin sınırları içerisinde görmemden korkmaz mıydın?”
“Belki...”
“Peki bunun için tutkunu, samimiyetini, doğallığını dizginlemeye, dizginleyerek törpülemeye değer mi? Ya da şöyle söyleyeyim, gerçek bir ilişki, bunların hepsi bir arada olduğunda mümkün olmaz mı?”
“Evet.”
“O halde, bu biraz da karşındaki insanla dil ortaklığını nasıl kurduğuna bağlı... Dil, beden ve akıl ortaklığını kurabilmene bağlı.”
“İyi de, öyle insan bulmak kolay mı sanıyorsun?”
“O zaman kıymetimi bil.” dedim gülümseyerek...
“Şımarık!” diye karşılık verdi, yüzüne yayılan sevimli ve tutkulu gülümsemeyle. Bir süre sessizce birbirimizi seyrettik. Ben içkimden bir yudum alıyordum, O ise dudaklarını ısırıyordu gözlerimin içine bakarak...
“Yürümek ister misin?” diye sordum.
“Nereye gideceğimize bağlı.” dedi.
“Yürümenin kendisini sevmez misin?” diyerek gülümsedim.
“Olabilir.”

Hesabı paylaştık. Gereksiz tartışmalara girmeden, her şeyi paylaşabileceğimizin sembolü gibiydi bu. Mekandan çıktığımızda koluma girmişti. Dolgun göğüslerini koluma değdiriyordu. Kokusunu daha yakından duydum. Sanki ben söylemiyormuşum da, sözcükler kendiliğinden dudaklarımdan dökülüyormuş gibi çıkıverdi...

“Bu gece için bir planın var mı?”
“Hayır, neden?”
İkimiz de yola bakıyorduk.
“Birlikte vakit geçirebiliriz.”
“Hmm. Beni eve atacaksın yani...” dedi gülümseyerek.
“İstersen sen beni eve at.” diye cevapladım.
“Evin nerede?” diye sordu.

“Yakında...” dedim. 

Devam edecek...

7 Haziran 2013 Cuma

Isınan Akşam - 3

“En baştan başlayayım.” Dedim sigaralarımızı yakarken.
“Seni sen yapan şeyleri nasıl tanımlarsın? Aile, okul, arkadaşlar, ilk aşk, kitaplar... Hepsinden biraz vardır değil mi?”
“Kesinlikle.”
“Aynı zamanda bunların hepsinin elinden çıkmış saf bir hamur da değilsin. Hepsiyle belli bir ilişki yaşıyorsun, bazılarını reddediyorsun, bazılarını ise benimsiyorsun. Peki seni belirleyen, seni sen yapan bunca şey varken, bir insanı bir iki hareketiyle tanımlayabilir misin?”
“Tabii ki hayır, ama böyle yapılıyor genelde.”
“Evet, öyle yapılıyor. Çünkü kolaya kaçmaya alışkın insanlar. Bir insanı yaşayarak tanımaya cesaretleri yok. Üstüne üstlük, hep toplumsal önyargılarımızla düşünüyoruz.”
“Özellikle de cinsellik konusunda.”
“Evet. Belli ahlâk kalıpları var, kimin belirlediği, neye göre belirlendiği belli olmayan. Bunun bir tarafı kadınlara şiddet göstermeye, töre cinayetlerine, çocuk yaşta evliliğe, kuma getirmeye kadar dayanıyor. En masumu ise, ‘Aman insanlar ne der!’ diye düşünmek oluyor.”
“Bunu hiç düşünmemeli miyiz sence?”
“Düşünmeliyiz. Ama sorgulamadan kabullenmemeliyiz. Eğer milletin ne dediğine kafayı takarsak, gittikçe kendimiz olmaktan uzaklaşıyoruz. Başkalarına göre yaşayan bireyler oluyoruz. Örneğin senin bana söylediğin şu cümle, ‘Bu kadar rahat değiliz aslında’. Bunu söyleme ihtiyacı hissetin, çünkü toplumsal algıya göre seni sadece yatılacak kadın olarak görmemden korktun.”
“Haklısın.”
“Bunu söylemek seni de rahatsız etti belki. Kendini açıklama ihtiyacı hissetmek... Ama yine de yapmak zorunda hissettin. İşte tam da kastettiğim şey bu. Genel algıdan korktuğumuz için, kendimizi bir şeylere zorlamak... Bu bir yerde açıklama yapma ihtiyacı olur, başka bir yerde kendinden taviz verme...”
“Peki ama başka çare var mı? Sonuçta bizim gerçekliğimiz bu.”
“Tabii ki var. Bu gerçeklerle nasıl başa çıktığımızla alakalı bence.”
“Nasıl başa çıkabilirmişiz?”
“Gerçek tek başına hiçbir şey ifade etmez. Önemli olan onunla nasıl ilişki kurduğun.”
“Nasıl yani?”
“Gerçeklik senden, benden bağımsız bir şey değil ki. Gerçeklik değiştirilemez de değil.”
“Dur bir dakika dur. Çok soyut oldu bu.”

“Pekala.” Dedim. “Somutlaştırayım o halde.”   

Devam edecek...

5 Mayıs 2013 Pazar

Isınan Akşam - 2


“Tanışmamıza.” diye karşılık verdiler. İçkilerimizi yudumlarken sohbete daldık.

İki kadın, üniversiteden arkadaştı. Okulları yeni bitmiş, işe yeni başlamışlardı. İkisi de farklı şirketlerde, satın alma departmanındaydılar. Yalnız yaşıyorlardı. Ben de kısaca kendimden bahsettim, kendimi anlatmayı sevmiyor olmama rağmen. En iyisi yaşarken tanışmak, düşüncelerimizle birbirimizi tanımaktı.

Yarım saat geçmemişti ki, “Ben artık kalkayım.” dedi Melis. Canan ile yalnız kalacaktık.
Canan, “Biraz daha kal istersen.” diye cevapladı arkadaşını.
Melis randevusuna geç kalacağını söyledi. Gülümseyerek el sıkıştık.

Artık Canan ile baş başaydım. O kızıl saçlı güzel kadın ile... Gözlerimi, üstünde dolaştırmaya başladım. Ensesini açık bırakan saçları uzun değildi. Boynunun zerafeti gözler önündeydi. Üstündeki askılı, göğüslerinin çatalını görmeme izin veriyordu. Fazla dolgun olmasa da, biçimli olduklarını anlayabiliyordum. Burnuma gelen parfümünün kokusu beni O’na çekmeye yetiyordu. Ne yazık ki masa altında kalan belini ve bacaklarını oturduğum yerden göremiyordum.

“Cana yakın bir arkadaşın var.” diye söze girdim, bir şeyler söylemiş olmak için.
“Öyledir.” diye devamını getirdi. “Sana bir şey itiraf edeyim mi?”
Meraklanmıştım. “Tabii ki.”
“Üniversiteden beri arkadaş olduğumuz için, çok yakınız. Sen geldiğinde, gözlerim sana takılmıştı. O da bunu fark etti. Bunun için seni masaya davet etti. Yoksa bu kadar rahat değilizdir.”
“Anlıyorum. Arkadaşının işgüzarlığı yani... Umarım seni rahatsız etmemişimdir.” diyerek kalkmaya hazırlanıyordum ki...
“Yanlış anladın.” dedi. “Şu anda sohbet ediyor olmaktan memnunum. Yalnızca söylemek istedim. Dışardan kolay kadın olarak görülmek pek hoşuma gitmez.”
“Ben kadınları kolay ve zor olarak ayırmıyorum.” dedim.
“Nasıl yani?”
“Belki sana ilginç gelebilir. Ama ben insanları üç beş cümleyle tanımlayan kalıplardan pek hazzetmiyorum. Örneğin evlenilecek kadın, eğlenilecek kadın ayrımı diye bir şey yok benim için.”
“Birçok erkek için bu böyle ama...”
“Evet, çünkü toplumun cinselliği baskıladığı bir ülkedeyiz. Hele kadınlar için... Doğal olan, insanî olan ve özgürce yaşanması gereken cinsel dürtülerinizi bastırmak zorunda kalıyorsunuz, çocukluğunuzdan bu yana. Bu açıdan erkekler biraz daha şanslı. ‘Göster yavrum amcanlara pipini’ denilerek büyüyoruz biz.”

İlgisini çekmeyi başarmıştım. Üstelik bu söylediklerim, gerçekten inandığım fikirlerdi. Gözlerini bana dikmiş, devamını nasıl getireceğimi bekliyordu. 

Devam edecek...


3 Mayıs 2013 Cuma

Isınan Akşam - 1


Ilık bir akşamdı. Güneş, süt beyazı tenleri kızıla boyayarak batmaya başlamıştı. Havada fısıldayan rüzgar güneşe eşlik ediyor, kadınların saçlarını dalgalandırıyordu. Böyle zamanlarda, kanat takmış gibi hafif ve sekerek yürüyen kadınlar çok daha göz alıcı olurdu. Bel kıvrımlarını saran dar elbiseleri, görsel bir şölen sunmak için, dizlerin üstüne bile gelmeden sözü bırakır, onların bıraktığı yerden bacaklar devam ederdi.

Bu anlarda, doğanın el birliği etmiş gibi insanlara hediye sunduğunu düşünürdüm. Nerden geldiği belli olmayan deniz kokusu, yemyeşil ağaçlar, çiçek kokuları ve bunlara eşlik eden güzel kadınlar, usta bir ressamın elinden çıkmış büyülü tablolara dönüşürdü. Bana da bu eşsiz tablonun bir parçası olmak düşüyordu.

Üzerime fazla özenmeden aldığım giysilerle sokağa fırladım. Gözlerim arada sırada kadınların gözlerine takılıyor, karşılıklı gülümsüyorduk. Ama ayaküstü birilerini durduracak da değildim. En azından bir iki kadeh içki içmeden...

O halde dedim kendi kendime, adres belli. Önce bir duble viski içilecek (Chivas Regal olması şartıyla), sonra volta atılmaya devam edilecek. Biraz gevşemiş bir bedenin bu tablodan alacağı zevk çok daha fazla olacaktı.

Blues çalan bir bara girdim. Viski söyledim. Yanına da fındık. Saat henüz erken olduğu için, yan çaprazımda oturan iki kadın dışında pek müşteri yoktu. Kadınlar yirmili yaşlarındaydı. Sade ve taze güzellikleri ilgimi çekti. Onların da göz ucuyla bana sıcak bakışlar attığını görünce, kadehimi onlara doğru kaldırdım. Karşılık verdiler. İlk yudumun ardından, çalan şarkıya fısıldayarak eşlik etmeye başladım. Bu sırada kaçamak bakışlarla kadınları süzüyor, ama karşılıklı kadeh kaldırmamıza pişman etmemek için bakışlarımı fazla üstelemiyordum. Hem belki de birilerini bekliyorlardı.

İlk kadehimi bitirdiğimde, tekrar volta atmanın vakti geldi diye düşündüm. Hesabı istemek için hazırlanırken, kadınlardan kızıl saçlı olanıyla bakışlarımız tekrar birbirine değdi. Çivilenmiş gibi yerimde kaldım. Bir viski daha istedim. Onlar bira içiyordu. Garsonu çağırıp, hanımefendilere tekila shot ikram etmesini söyledim.

Gülümseyerek tekilalarını içen iki kadından kızıl olanı, şarkı arası sessizliğinde bana dönerek:

 “Teşekkür ederiz.” dedi.
“Rica ederim.” diye cevapladım.
“Yalnızsınız sanırım, böyle buyrun isterseniz.” diye getirdi devamını.
Gülümseyerek yerimden kalktım. Kendimi tanıştırdım. Kızıl saçlı olan, “Ben Canan, arkadaşım Melis.” dedi.
Yüzüme oturan sıcak gülümsemeyle, “Memnun oldum.” dedim.
“Ben birazdan kalkacaktım. Arkadaşımın yalnız kalmasına gönlüm el vermedi.” dedi Melis, gülümseyerek. 

Gülüşünün altında hınzır bir ifade görmüştüm. Ama Canan da, yani kızıl saçlı kadın da durumdan şikayetçi gibi durmuyordu. Aynı gülümseme onun da suratına yayılmıştı.

“O halde, tanışmamıza!” diyerek kadehimi kaldırdım.

Devam edecek...