18 Aralık 2012 Salı

Tek Tabanca - 4


Serpil geldiğinde, sanki az önceki muhabbet hiç yaşanmamış gibi, “Ne zaman kalkıyoruz?” diye sordu. “Hemen kalkalım.” diye cevapladı Merve. Bir taksiye atladık. Üçümüz de arka koltuktaydık. Bir yanımda Merve bir yanımda Serpil oturuyordu. İkisi de bacaklarını bacaklarıma değdiriyordu. Biraz sonra Merve kafasını omzuma koydu. Bir elini de göğsüme götürdü. Serpil’in eli ise diz kapağımla kasığım arasında gidip geliyordu.

“Burada duracağız.” diye seslendi Merve şoföre. Hızlı davranarak parayı uzattım. Arabadan indiğimizde iki elim de ikisinin belinde, apartman girişine doğru yürüdük.

“İçecek bir şey almayacak mıyız?” diye sordum. Merve bir taraftan apartman kapısını açarken, diğer taraftan da, “Yeterince içki var evde.” diye cevap verdi. Merdivenleri çıkarken ikisini de önüme aldım. Serpil’in bacakları daha ince ama kalçaları dardı. Merve’nin ise dolgun ama biçimli bacaklarına dolgun kalçaları eşlik ediyordu. İkisini birden seyrederken daire kapısına geldik. Merve anahtar ile uğraşırken, Serpil yüzünü bana dönerek vücudunu vücuduma yapıştırdı. Açılan kapıdan beni içeri çekti. İçeri girer girmez Serpil’in sırtımı dayadığı duvarda buldum Kendimi. Bir taraftan onunla öpüşürken, diğer taraftan da Merve’nin boynumu emmesi hızlıca ereksiyon olmamı sağlıyordu.

Merve hem benim hem Serpil’in kolundan tutarak ikimizi de yatak odasına doğru çekti ve yatağa attı. Yatak odasında tekli koltuğa oturarak, “Sizi seyretmek istiyorum önce.” dedi. Serpil’in kulağına eğilerek “İstediğin oldu.” diye fısıldadım. Gülümseyerek gözlerimin içine baktı. “Bak bakalım beğenecek misin.” dedi. Beni yatağa sırtüstü uzattıktan sonra, yatakta ayağa kalktı. Belimin iki yanına koyduğu bacaklarını okşayarak mini eteğini sıyırdı. Çoraplarını tutan jartiyerinin çekiciliğiyle daha da sertleştim. Saçlarını açarak savurdu. Üzerindekileri çıkarttı. Siyah transparan sütyeninden dik göğüs uçlarını görebiliyordum.

“Hadi ama!” diye seslendi Merve, “Sabaha kadar bekleyecek misiniz?”

Serpil hiç oralı olmadı. Dizlerini kırarak kucağımın üstüne oturdu. Bir taraftan pantolonumdan fırlayacakmış gibi kabaran penisimin üstünde sıcak vajinasını gezdiriyor, diğer taraftan gömleğimin düğmelerini açarak göğüslerimi okşuyordu. Yüzüme düşürdüğü saçlarının arasından gözlerime bakıyordu. Elimi sütyeninin kopçasına attım. Tek hareketle çıkartıp omuzlarından sıyırdım. Dolgun göğüslerini iki elimle avuçlayarak sertçe sıktım. Serpil de gömleğimi çıkartmama yardım etti. Göğüslerini ağzıma verecekmiş gibi yapıp geri çekti, vücuduma sürterek aşağı indi. Bir eliyle kemerimi ve pantolonumun düğmelerini çözerken, diğer eliyle de kabaran penisimi ve testislerimi okşuyordu. Nihayet boxerımla birlikte pantolonumu da çekip çıkardı.

Dimdik duran penisime bakıp gülerek, “Mmmm...” diye inledi.

“İşte başlıyoruz.” diye geçirdim içimden.

Hikaye yeni başlıyordu.

Devam edecek...

3 Aralık 2012 Pazartesi

Tek Tabanca - 3


İçkilerimizi yudumluyor, bir taraftan da müziğe eşlik ediyorduk. Sesimizi duyabilmek için birbirimizin kulağına eğilerek konuşmamız gerekiyordu. Hem Serpil’in hem de Merve’nin saçlarına karışan parfüm kokusunun başımı döndürmesine sebep oluyordu bu. Bunun dışında sadece gözlerimizle konuşuyorduk. Serpil’in bakışlarından, çoklu ilişkiler konusunda Merve’den daha deneyimli olduğu anlaşılıyordu. Kulağıma eğildi.

“Daha sakin bir yere geçelim” dedi.
“Bana uyar.” diye cevapladım.
“Ben bir yer biliyorum.” dedi.

Gittiğimiz yer, Mitanni adında, caz çalan bir mekandı. Buraya daha önce de gelmiştim. Hem müzik dinleyebileceğimiz, hem de birbirimizi duyabileceğimiz bir mekandı. İçkilerimizi söyledik. Biraz sonra Merve lavaboya gitmek için kalktı. Serpil söze girdi.

“Merve ile liseden mi tanışıyorsunuz?”
“Evet, sen?”
“Mekanın birinde tanışmıştık. Bir sene önce falan.”
“Aranız nasıl peki?”
“Sadece fiziksel bir ilişkimiz var diyebilirim. Dert ortağı ya da dost değiliz. Ama birlikte eğlenmeyi biliyoruz. Üçüncüyle eğlenmeyi de biliriz merak etme.”
“Şanslıyım o halde.”
“Bilemiyorum. Belki yalnız olsak daha şanslı olabilirdin.”
“Nasıl yani?”
“Seninle ben diyorum. Bilirsin, birebir ilişkilerde kendini çok daha özgür hissedersin. Ama üçlü ilişkide ikinci kadınsan, sıra beklemen gerek. Tabi onun da kendine göre güzellikleri var. Yalnız bu gece o havada mıyım bilmiyorum.”
“Bir şey mi söylemeye çalışıyorsun?” diye zorladım, ağzındaki baklayı çıkartmak için. Tam o sırada Merve geldi.
“Ee, ne yapıyoruz?” diye girdi söze.
“Bilmiyorum, ben eve mi gitsem?” diye yanıtladı Serpil. Hiç oralı olmadım. Lisedeki flörtümle bir gece geçirmek bile kulağa hoş geliyordu. Serpil da kaçan büyük balık olmak istiyorsa, O’nu tutacak değildim.
“Saçmalama.” diye çıkıştı Merve. “Seni yakışıklımızla daha yakından tanıştırmak istiyorum.”

Merve’nin bu hevesine de anlam verememiştim. Belki de ilk defa üçlü yapacaktı. Bilmiyorum. Yalnız bildiğim bir şey vardı ki, olan biteni sanki benimle alakası yokmuş gibi izlemek bile başlı başına eğlenceliydi. Serpil ise Merve’nin söylediklerine tepkisiz kalıyordu. Biraz sonra Serpil lavaboya gidince Merve’ye döndüm.
Neden bu kadar ısrarcısın? İstemiyorsa bırak gitsin. Sen de bir erkekle sevişmenin tadına var.”
“Hala anlamadın mı? Zaten senin tadına varabilmek için kalsın istiyorum.”
“Nasıl yani?”
“Onca zaman sonra, ilk cinsel heyecanlarımı yaşadığım bir erkekle yatağa girdiğimde, o zamanki çocuk halim gelecek aklıma. Elim ayağıma dolaşacak.” Biraz durdu. İçkinin etkisiyle bu kadar içten konuştuğunu anlayabiliyordum. “Serpil’e sadece bunun için ihtiyacım var.” diye bitirdi.

Haklıydı da. Ama bakalım Serpil bu işe ne diyecekti...

Devam edecek...

2 Aralık 2012 Pazar

Tek Tabanca - 2


O’nu hatırlar hatırlamaz, yaşadıklarımız gözlerimin önüne geldi. Yatılı okuduğumuz fen lisesinin akşam boş kalan sınıflarında ilk ön sevişme deneyimlerimiz, ilk oral seks... Aslına bakılırsa, fen lisesinin kendine bakmayan kızlarının arasında Merve bulunmaz nimetti benim için. Aramızda adı konulmamış bir ilişki vardı. Fırsat bulduğumuzda okuldan kaçıp okula yakın olan sahilde birer bira içiyor, öpüşmeye başlıyorduk. Bu flörtler tam anlamıyla cinsel birleşmeye gitmese de, sonu bir şekilde orgazma varıyordu. On altı ya da on yedi yaşından hatırladığım Merve, şimdi yirmi beş yaşında karşımdaydı.

“Ne kadar değişmişsin.” dedim.
“Bunu iltifat olarak mı kabul etmeliyim.”
“Tabii ki. Kadınlığın oturmuş artık üstüne.”
“Köprünün altından çok sular aktı. Bilirsin.”
Bilmez miyim diye geçirdim içimden. “Yalnız mısın?” diye sordum.
“Aslında bir kız arkadaşımlayım. Sen?”
“Bu gece tek başıma çıktım.”
“Neden tek başınasın?”

İnsanlara tek başına da eğlenebileceklerini anlatmak zordu. Üstelik bunu anlatmaya çalıştığımda yalnızlığını gizlemeye çalışan bir zavallı olarak görüneceğimi biliyordum.

“Tek tabanca takılmak iyidir.” dedim muzip bir gülümseme takınarak. “Birden fazla atış yapabilirsin.”
“Hiç değişmemişsin.” diye karşılık verdi gülümseyerek.
“Bunu iltifat olarak mı kabul etmeliyim?”
“Aynen öyle kuzum. Madem birden fazla atış yapmayı seviyorsun, bize takıl. Seni Serpil ile tanıştırayım.”

Birden fazla atış yapmak için Serpil’le tanıştırması demek, eğer yanlış anlamadıysam, beni bu gece aralarına almaları demekti. Akışına bırakıp görecektim. Beni kolumdan tutarak içeri soktu.

“Serpil, sana bu yakışıklıyı tanıştırayım.” dedi.

Serpil bar masasında bacak bacak üstüne atmış, martini yudumluyordu. Ensesini açıkta bırakan kızıl saçlarının altında, bembeyaz boynu uzanıyordu. Fiziği de Merve’ye taş çıkartacak kadar güzeldi.

“Biriniz esmer, biriniz bembeyaz. Ne uyumlu bir çift olmuşsunuz siz böyle.” diyerek tanıştırdım kendimi.
“Çift olduğumuzu nerden biliyorsun?” diye sordu Serpil, gülerek. Bu cevabı beklemiyordum. Afalladığımı anlayınca kendisi devam etti.
“Ama merak etme, lezbiyen değiliz, biseksüeliz.” Lafını bitirdiğinde ikisi de kahkahalarla güldü. Oysa en çok gülmesi gereken bendim. Şanslı gecemdeydim.

Garsonlardan birini çağırdım. “Hanımlara iki martini daha. Bana da buzsuz ve sek Chivas Regal.” 

Yeni başlayan geceye alkolsüz giriş yapmak yasaktı...

Devam edecek...

1 Aralık 2012 Cumartesi

Tek Tabanca - 1


Cumartesi günüydü. Nerdeyse bütün günü evde pinekleyerek geçirmiştim. Öğleden sonra yataktan kalkmış, keyfime göre kendime bir kahvaltı hazırlamıştım. Kahve, televizyon, film derken akşam olmuştu. Akşam yemeği için kendime ne yapsam diye düşünüyordum. Derken, akşam yemeğini düşünmek yerine, niye bütün gün depresyonda gibi hareket ettiğimi düşünmeye başladım. Neden tek başıma evde takılarak anlamsız bir haftasonu geçireyim ki? Tek başıma takılacaksam dışarda takılabilirdim...

Saat yediydi. Cumartesi gecesini dışarda geçirmek için geç sayılmazdı. Duşa girdim. Traş oldum. Buz mavisi kot pantolon, siyah body ve kot ceketimi geçirdim üstüme. En sevdiğim parfümümü sıktım. Birkaç gün önce aldığım ayakkabılarımı giydim. Hazırdım.

Bu gece kafayı bulacaktım. O yüzden arabanın anahtarlarını evde bıraktım. Taksi çevirdim. “Taksim’e.” dedim.  Taksici “Tamam.” diye cevapladıktan sonra, Taksim’e gelene kadar hiç ağzını açmadı. Laf olsun diye havadan sudan konuşmayan taksicileri sevdiğimi farkettim bir kez daha. En iyi taksici sadece taksisini süren taksiciydi.

İlk adresim Gümüşsuyu’ndaki Ayaspaşa Rus Restoranı’ydı. Rus bonfilesi ve bir duble rakı söyledim. Rulo yapılmış çıtır bonfilenin içinde kaşar, salam ve mantar uzun zamandır özlediğim bir tattı. Daha ilk lokmada, “Bırak sen evde yemek yapma işlerini, adamlar zaten senden iyisini yapıyor.” diye geçirdim içimden. Neyse ki, ne yersem yiyeyim göbek yapmayan şanslı erkeklerdendim.

Sigaramı yaktım. Kulağımda çalan müzik eşliğinde yürüyordum. Restorandan çıktığımda, caz çalan bir mekana gitmeye niyetliydim. Ama yürürken dinlediğim Iron Maiden nezdinde, heavy metal dinlemeyi ne kadar özlediğimi farkettim. Rotam değişmişti. Adımlarımı hızlandırdım.

Dorock’ın kapısından girer girmez, yüksek sesli canlı müzik beni kendine çekti. Hemen biramı elime alarak sahne önüne gittim. Kendimi müziğin ve alkolün rüzgarına bırakmıştım. Belki de uzun zamandır ilk defa bir kadınla tanışmak için gitmiyordum bir bara.

Derken, sahnedeki Razor adlı grup, Kreator’dan Violent Revolution çalmaya başladı. En son kaç sene önce dinlemiştim bu şarkıyı bilmiyorum. Ama ilk melodilerini duyar duymaz kendimden geçerek kafa sallamaya ve şarkıya eşlik etmeye başladım. Şarkı bittiğinde biraz terlemiş, biraz da nefes nefese kalmıştım. Bir sigara iyi gelecekti. 

Dışarı çıktım. Sigaramı yaktım. İlk nefesi bırakıyordum ki, omzumda bir dokunuş hissettim. Dokunuşun sahibi kadın adımı de söyleyince istemsiz olarak O’na döndüm.

“Sensin değil mi?”
“Kimim?” diye afalladım. Normalde, “Evet, aradığınız her kimse O benim.” Diye yapıştırırdım cevabı. Ama bu gece bir kadınla tanışmak için çıkmamıştım dışarı.
“Sensin işte.”
“Evet benim.” dedim uzatmadan.
“Hatırlamadın mı beni?”

Kadını bir kez daha süzdüm. Uzun ve dümdüz siyah saçlarının altında esmer teni uzanıyordu. Fazla dolgun sayılmayacak ama biçimli göğüslerinin altında incecik beli ve sütun gibi bacaklarını gördüm. Üstündeki dar ve kısa siyah elbise fiziğinin güzelliğini vurguluyordu.

“Hatırlamayı çok isterdim emin ol.” dedim gülerek.
O da tebessüm etti. “Liseden... Merve ben.”

Yavaş yavaş, lisenin ilk yıllarında, ilk cinsel maceralarımı yaşadığım Merve’yi hatırlamaya başlamıştım.

Devam edecek...

NOT: Bu gece sahiden biraz dağıtmaya ihtiyacım var. Dorock'ta olacağım. O nedenle hikayeyi 22:00'dan önce yayınlıyorum...