18 Aralık 2012 Salı

Tek Tabanca - 4


Serpil geldiğinde, sanki az önceki muhabbet hiç yaşanmamış gibi, “Ne zaman kalkıyoruz?” diye sordu. “Hemen kalkalım.” diye cevapladı Merve. Bir taksiye atladık. Üçümüz de arka koltuktaydık. Bir yanımda Merve bir yanımda Serpil oturuyordu. İkisi de bacaklarını bacaklarıma değdiriyordu. Biraz sonra Merve kafasını omzuma koydu. Bir elini de göğsüme götürdü. Serpil’in eli ise diz kapağımla kasığım arasında gidip geliyordu.

“Burada duracağız.” diye seslendi Merve şoföre. Hızlı davranarak parayı uzattım. Arabadan indiğimizde iki elim de ikisinin belinde, apartman girişine doğru yürüdük.

“İçecek bir şey almayacak mıyız?” diye sordum. Merve bir taraftan apartman kapısını açarken, diğer taraftan da, “Yeterince içki var evde.” diye cevap verdi. Merdivenleri çıkarken ikisini de önüme aldım. Serpil’in bacakları daha ince ama kalçaları dardı. Merve’nin ise dolgun ama biçimli bacaklarına dolgun kalçaları eşlik ediyordu. İkisini birden seyrederken daire kapısına geldik. Merve anahtar ile uğraşırken, Serpil yüzünü bana dönerek vücudunu vücuduma yapıştırdı. Açılan kapıdan beni içeri çekti. İçeri girer girmez Serpil’in sırtımı dayadığı duvarda buldum Kendimi. Bir taraftan onunla öpüşürken, diğer taraftan da Merve’nin boynumu emmesi hızlıca ereksiyon olmamı sağlıyordu.

Merve hem benim hem Serpil’in kolundan tutarak ikimizi de yatak odasına doğru çekti ve yatağa attı. Yatak odasında tekli koltuğa oturarak, “Sizi seyretmek istiyorum önce.” dedi. Serpil’in kulağına eğilerek “İstediğin oldu.” diye fısıldadım. Gülümseyerek gözlerimin içine baktı. “Bak bakalım beğenecek misin.” dedi. Beni yatağa sırtüstü uzattıktan sonra, yatakta ayağa kalktı. Belimin iki yanına koyduğu bacaklarını okşayarak mini eteğini sıyırdı. Çoraplarını tutan jartiyerinin çekiciliğiyle daha da sertleştim. Saçlarını açarak savurdu. Üzerindekileri çıkarttı. Siyah transparan sütyeninden dik göğüs uçlarını görebiliyordum.

“Hadi ama!” diye seslendi Merve, “Sabaha kadar bekleyecek misiniz?”

Serpil hiç oralı olmadı. Dizlerini kırarak kucağımın üstüne oturdu. Bir taraftan pantolonumdan fırlayacakmış gibi kabaran penisimin üstünde sıcak vajinasını gezdiriyor, diğer taraftan gömleğimin düğmelerini açarak göğüslerimi okşuyordu. Yüzüme düşürdüğü saçlarının arasından gözlerime bakıyordu. Elimi sütyeninin kopçasına attım. Tek hareketle çıkartıp omuzlarından sıyırdım. Dolgun göğüslerini iki elimle avuçlayarak sertçe sıktım. Serpil de gömleğimi çıkartmama yardım etti. Göğüslerini ağzıma verecekmiş gibi yapıp geri çekti, vücuduma sürterek aşağı indi. Bir eliyle kemerimi ve pantolonumun düğmelerini çözerken, diğer eliyle de kabaran penisimi ve testislerimi okşuyordu. Nihayet boxerımla birlikte pantolonumu da çekip çıkardı.

Dimdik duran penisime bakıp gülerek, “Mmmm...” diye inledi.

“İşte başlıyoruz.” diye geçirdim içimden.

Hikaye yeni başlıyordu.

Devam edecek...

3 Aralık 2012 Pazartesi

Tek Tabanca - 3


İçkilerimizi yudumluyor, bir taraftan da müziğe eşlik ediyorduk. Sesimizi duyabilmek için birbirimizin kulağına eğilerek konuşmamız gerekiyordu. Hem Serpil’in hem de Merve’nin saçlarına karışan parfüm kokusunun başımı döndürmesine sebep oluyordu bu. Bunun dışında sadece gözlerimizle konuşuyorduk. Serpil’in bakışlarından, çoklu ilişkiler konusunda Merve’den daha deneyimli olduğu anlaşılıyordu. Kulağıma eğildi.

“Daha sakin bir yere geçelim” dedi.
“Bana uyar.” diye cevapladım.
“Ben bir yer biliyorum.” dedi.

Gittiğimiz yer, Mitanni adında, caz çalan bir mekandı. Buraya daha önce de gelmiştim. Hem müzik dinleyebileceğimiz, hem de birbirimizi duyabileceğimiz bir mekandı. İçkilerimizi söyledik. Biraz sonra Merve lavaboya gitmek için kalktı. Serpil söze girdi.

“Merve ile liseden mi tanışıyorsunuz?”
“Evet, sen?”
“Mekanın birinde tanışmıştık. Bir sene önce falan.”
“Aranız nasıl peki?”
“Sadece fiziksel bir ilişkimiz var diyebilirim. Dert ortağı ya da dost değiliz. Ama birlikte eğlenmeyi biliyoruz. Üçüncüyle eğlenmeyi de biliriz merak etme.”
“Şanslıyım o halde.”
“Bilemiyorum. Belki yalnız olsak daha şanslı olabilirdin.”
“Nasıl yani?”
“Seninle ben diyorum. Bilirsin, birebir ilişkilerde kendini çok daha özgür hissedersin. Ama üçlü ilişkide ikinci kadınsan, sıra beklemen gerek. Tabi onun da kendine göre güzellikleri var. Yalnız bu gece o havada mıyım bilmiyorum.”
“Bir şey mi söylemeye çalışıyorsun?” diye zorladım, ağzındaki baklayı çıkartmak için. Tam o sırada Merve geldi.
“Ee, ne yapıyoruz?” diye girdi söze.
“Bilmiyorum, ben eve mi gitsem?” diye yanıtladı Serpil. Hiç oralı olmadım. Lisedeki flörtümle bir gece geçirmek bile kulağa hoş geliyordu. Serpil da kaçan büyük balık olmak istiyorsa, O’nu tutacak değildim.
“Saçmalama.” diye çıkıştı Merve. “Seni yakışıklımızla daha yakından tanıştırmak istiyorum.”

Merve’nin bu hevesine de anlam verememiştim. Belki de ilk defa üçlü yapacaktı. Bilmiyorum. Yalnız bildiğim bir şey vardı ki, olan biteni sanki benimle alakası yokmuş gibi izlemek bile başlı başına eğlenceliydi. Serpil ise Merve’nin söylediklerine tepkisiz kalıyordu. Biraz sonra Serpil lavaboya gidince Merve’ye döndüm.
Neden bu kadar ısrarcısın? İstemiyorsa bırak gitsin. Sen de bir erkekle sevişmenin tadına var.”
“Hala anlamadın mı? Zaten senin tadına varabilmek için kalsın istiyorum.”
“Nasıl yani?”
“Onca zaman sonra, ilk cinsel heyecanlarımı yaşadığım bir erkekle yatağa girdiğimde, o zamanki çocuk halim gelecek aklıma. Elim ayağıma dolaşacak.” Biraz durdu. İçkinin etkisiyle bu kadar içten konuştuğunu anlayabiliyordum. “Serpil’e sadece bunun için ihtiyacım var.” diye bitirdi.

Haklıydı da. Ama bakalım Serpil bu işe ne diyecekti...

Devam edecek...

2 Aralık 2012 Pazar

Tek Tabanca - 2


O’nu hatırlar hatırlamaz, yaşadıklarımız gözlerimin önüne geldi. Yatılı okuduğumuz fen lisesinin akşam boş kalan sınıflarında ilk ön sevişme deneyimlerimiz, ilk oral seks... Aslına bakılırsa, fen lisesinin kendine bakmayan kızlarının arasında Merve bulunmaz nimetti benim için. Aramızda adı konulmamış bir ilişki vardı. Fırsat bulduğumuzda okuldan kaçıp okula yakın olan sahilde birer bira içiyor, öpüşmeye başlıyorduk. Bu flörtler tam anlamıyla cinsel birleşmeye gitmese de, sonu bir şekilde orgazma varıyordu. On altı ya da on yedi yaşından hatırladığım Merve, şimdi yirmi beş yaşında karşımdaydı.

“Ne kadar değişmişsin.” dedim.
“Bunu iltifat olarak mı kabul etmeliyim.”
“Tabii ki. Kadınlığın oturmuş artık üstüne.”
“Köprünün altından çok sular aktı. Bilirsin.”
Bilmez miyim diye geçirdim içimden. “Yalnız mısın?” diye sordum.
“Aslında bir kız arkadaşımlayım. Sen?”
“Bu gece tek başıma çıktım.”
“Neden tek başınasın?”

İnsanlara tek başına da eğlenebileceklerini anlatmak zordu. Üstelik bunu anlatmaya çalıştığımda yalnızlığını gizlemeye çalışan bir zavallı olarak görüneceğimi biliyordum.

“Tek tabanca takılmak iyidir.” dedim muzip bir gülümseme takınarak. “Birden fazla atış yapabilirsin.”
“Hiç değişmemişsin.” diye karşılık verdi gülümseyerek.
“Bunu iltifat olarak mı kabul etmeliyim?”
“Aynen öyle kuzum. Madem birden fazla atış yapmayı seviyorsun, bize takıl. Seni Serpil ile tanıştırayım.”

Birden fazla atış yapmak için Serpil’le tanıştırması demek, eğer yanlış anlamadıysam, beni bu gece aralarına almaları demekti. Akışına bırakıp görecektim. Beni kolumdan tutarak içeri soktu.

“Serpil, sana bu yakışıklıyı tanıştırayım.” dedi.

Serpil bar masasında bacak bacak üstüne atmış, martini yudumluyordu. Ensesini açıkta bırakan kızıl saçlarının altında, bembeyaz boynu uzanıyordu. Fiziği de Merve’ye taş çıkartacak kadar güzeldi.

“Biriniz esmer, biriniz bembeyaz. Ne uyumlu bir çift olmuşsunuz siz böyle.” diyerek tanıştırdım kendimi.
“Çift olduğumuzu nerden biliyorsun?” diye sordu Serpil, gülerek. Bu cevabı beklemiyordum. Afalladığımı anlayınca kendisi devam etti.
“Ama merak etme, lezbiyen değiliz, biseksüeliz.” Lafını bitirdiğinde ikisi de kahkahalarla güldü. Oysa en çok gülmesi gereken bendim. Şanslı gecemdeydim.

Garsonlardan birini çağırdım. “Hanımlara iki martini daha. Bana da buzsuz ve sek Chivas Regal.” 

Yeni başlayan geceye alkolsüz giriş yapmak yasaktı...

Devam edecek...

1 Aralık 2012 Cumartesi

Tek Tabanca - 1


Cumartesi günüydü. Nerdeyse bütün günü evde pinekleyerek geçirmiştim. Öğleden sonra yataktan kalkmış, keyfime göre kendime bir kahvaltı hazırlamıştım. Kahve, televizyon, film derken akşam olmuştu. Akşam yemeği için kendime ne yapsam diye düşünüyordum. Derken, akşam yemeğini düşünmek yerine, niye bütün gün depresyonda gibi hareket ettiğimi düşünmeye başladım. Neden tek başıma evde takılarak anlamsız bir haftasonu geçireyim ki? Tek başıma takılacaksam dışarda takılabilirdim...

Saat yediydi. Cumartesi gecesini dışarda geçirmek için geç sayılmazdı. Duşa girdim. Traş oldum. Buz mavisi kot pantolon, siyah body ve kot ceketimi geçirdim üstüme. En sevdiğim parfümümü sıktım. Birkaç gün önce aldığım ayakkabılarımı giydim. Hazırdım.

Bu gece kafayı bulacaktım. O yüzden arabanın anahtarlarını evde bıraktım. Taksi çevirdim. “Taksim’e.” dedim.  Taksici “Tamam.” diye cevapladıktan sonra, Taksim’e gelene kadar hiç ağzını açmadı. Laf olsun diye havadan sudan konuşmayan taksicileri sevdiğimi farkettim bir kez daha. En iyi taksici sadece taksisini süren taksiciydi.

İlk adresim Gümüşsuyu’ndaki Ayaspaşa Rus Restoranı’ydı. Rus bonfilesi ve bir duble rakı söyledim. Rulo yapılmış çıtır bonfilenin içinde kaşar, salam ve mantar uzun zamandır özlediğim bir tattı. Daha ilk lokmada, “Bırak sen evde yemek yapma işlerini, adamlar zaten senden iyisini yapıyor.” diye geçirdim içimden. Neyse ki, ne yersem yiyeyim göbek yapmayan şanslı erkeklerdendim.

Sigaramı yaktım. Kulağımda çalan müzik eşliğinde yürüyordum. Restorandan çıktığımda, caz çalan bir mekana gitmeye niyetliydim. Ama yürürken dinlediğim Iron Maiden nezdinde, heavy metal dinlemeyi ne kadar özlediğimi farkettim. Rotam değişmişti. Adımlarımı hızlandırdım.

Dorock’ın kapısından girer girmez, yüksek sesli canlı müzik beni kendine çekti. Hemen biramı elime alarak sahne önüne gittim. Kendimi müziğin ve alkolün rüzgarına bırakmıştım. Belki de uzun zamandır ilk defa bir kadınla tanışmak için gitmiyordum bir bara.

Derken, sahnedeki Razor adlı grup, Kreator’dan Violent Revolution çalmaya başladı. En son kaç sene önce dinlemiştim bu şarkıyı bilmiyorum. Ama ilk melodilerini duyar duymaz kendimden geçerek kafa sallamaya ve şarkıya eşlik etmeye başladım. Şarkı bittiğinde biraz terlemiş, biraz da nefes nefese kalmıştım. Bir sigara iyi gelecekti. 

Dışarı çıktım. Sigaramı yaktım. İlk nefesi bırakıyordum ki, omzumda bir dokunuş hissettim. Dokunuşun sahibi kadın adımı de söyleyince istemsiz olarak O’na döndüm.

“Sensin değil mi?”
“Kimim?” diye afalladım. Normalde, “Evet, aradığınız her kimse O benim.” Diye yapıştırırdım cevabı. Ama bu gece bir kadınla tanışmak için çıkmamıştım dışarı.
“Sensin işte.”
“Evet benim.” dedim uzatmadan.
“Hatırlamadın mı beni?”

Kadını bir kez daha süzdüm. Uzun ve dümdüz siyah saçlarının altında esmer teni uzanıyordu. Fazla dolgun sayılmayacak ama biçimli göğüslerinin altında incecik beli ve sütun gibi bacaklarını gördüm. Üstündeki dar ve kısa siyah elbise fiziğinin güzelliğini vurguluyordu.

“Hatırlamayı çok isterdim emin ol.” dedim gülerek.
O da tebessüm etti. “Liseden... Merve ben.”

Yavaş yavaş, lisenin ilk yıllarında, ilk cinsel maceralarımı yaşadığım Merve’yi hatırlamaya başlamıştım.

Devam edecek...

NOT: Bu gece sahiden biraz dağıtmaya ihtiyacım var. Dorock'ta olacağım. O nedenle hikayeyi 22:00'dan önce yayınlıyorum...

29 Kasım 2012 Perşembe

Sanal ve Gerçek - 8 (Final)


Sigaralarımız bitene kadar sadece birbirimizi seyrettik. Yüzünde biraz mahçup, biraz utangaç bir ifade vardı. Ama yaptıklarımızdan pişman olmadığını anlayabiliyordum. Çünkü birlikte aldığımız keyif, eğer pişmanlık olsaydı bile üzerini örtebilecek kadar güzeldi. Üstelik, pişman olacak ne vardı ki? Bu yaptığımız, insanî ve doğal hislerimizin dışavurumuydu. Tek başımıza yaptığımız şeyleri birlikte yapmaktan fazlası değildi... Heyecanımızı birbirimizle paylaşmış, bunda sakınca görmemiştik. Yakın hissediyorduk birbirimizi. Bunun için nedenlere de ihtiyacımız yoktu.
Birer kadeh içki daha doldurduk. O votka, ben viski...

“Gerçekten söylediğin gibiymiş.” dedi.
“Nasıl yani.” diye sordum.
“Farklı bir şey. Sevişmek ile kıyaslanamaz tabii ki. Ama mastürbasyon ile de kıyaslanamaz. Bambaşka bir tadı ve keyfi var.”
“Teveccühünüz hanımefendi.” diyerek gülümsedim.
“Hemen üstüne alın zaten.”
“Alınırım tabii. Herhangi biriyle yaptığında bu kadar keyif alabileceğini mi zannediyorsun?”
“Bilmiyorum.”
“Emin ellerdeydin. Bunu unutma.” dedim, göz kırparak.

İçkilerimizi bitirdikten sonra yatma vakti gelmişti.

“Her şey için teşekkür ederim.” dedi.
“Saçmalama.” diye cevapladım. “Ne demiş Cemal Süreya.”
“Ne demiş?”
“Ne günah işlediysek yarı yarıya...”
“Ne günah işlediysek yarı yarıya...” diye tekrarladı.
“Tatlı rüyalar.” dedim.
“Tatlı rüyalar.” diye karşılık verdi.

O geceden sonra, bunu defalarca tekrarladık. Her seferinde farklı şeyler deniyor, her seferinde ilk defa yapıyormuş gibi tatmin oluyorduk. Belki de ilişkimizin en sevdiğimiz tarafı, birbirimizi hiç yargılamamaktı. İstediklerimizi yapıyor ve birbirimizi mutlu ediyorduk. Üstelik O’nun ağzından hiçbir zaman, “Sadece cinsellik yaşıyoruz.” şikayetini duymadım. Çünkü sadece cinsellik yaşasak da, yaşadığımız şey sadece cinsellik değildi... İkimiz de bunu biliyorduk.

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum...

“Yaşadıklarımız bana çok keyif veriyor. Ama aldığım bu keyif artık vicdan azabına dönüştü. Çünkü hayatımdaki erkeğe karşı suç işliyormuş gibi hissediyorum.” dedi.

Söyleyebilecek bir şeyim yoktu. O’nu yargılayamaz ya da kararından döndürmeye çalışamazdım. Tartışarak üstesinden gelinecek bir durum da değildi, tıpkı cinsel isteklerimizi beyin gücüyle bastıramayacağımız gibi... Yine de kısa bir ayrılık seramonisi olmadan olmazdı. Birer kadeh içkilerimiz bitene kadar konuştuk. Sonra;

“Pekala.” dedim. “Seni özleyeceğim. Kendine iyi bak.”
“Hoşçakal.” dedi.
“Hoşçakal.” dedim.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Sanal ve Gerçek - 7


Şort ve askılıyı giymiş olarak geldi. Yüzünde biraz utangaçlık, ama daha çok orgazm sonrası keyif vardı.

“Nasıldı?” diye sordum.
“Bu kadarını beklemiyordum.” dedi.
“Ama bunlar sadece ısınma turlarıydı.” diye devam ettim gülümseyerek.
“Daha devamı var diyorsun yani.”
“Ne zaman istersen. Yaptırdıklarım sadece çok küçük bir bölümüydü.”
“Bilmiyorum. Ama bu gidişle bağımlılık yapabilirsin.” 
“Devamını öğrenmek ister misin?”
“Şimdi uygulayamam ama, yordun zaten beni.” diye cevapladı gülümseyerek.
“Olsun. Ben yine de sıralayayım. İster tek başına, ister benimleyken yapabilirsin bunları.”
“Peki, merakla dinliyorum.”
“Kamera olmadığı durumlarda, dişiliğini görmek için ayna kullan. Kesinlikle etkili olacaktır.”
“Mantıklı. Peki başka pozisyonlar ve teknikler ne?”
“Örneğin dizlerinin üstündeyken ve bacaklarının arasına yastığı almışken, ellerini yatağın baş tarafındaki duvara daya. Bu şekilde göğüs uçlarını yatağın baş tarafına sürt. Aynı zamanda oynayan vücudun ve savrulan saçların seni motive edecektir.”
“Kulağa hoş geliyor.”
“Klasik bir yöntem de var. Hatta belki uygulamışsındır. Duşta, vajinana su tutarak yapabilirsin.”
“Denemiştim evet. Gerçekten iyi geliyor.”
“Aslında bunu önyargıyla karşılayabilirsin. Ama denediğinde zevk alacağına eminim. Havaya girdiğinde, bazı şeyleri anal yoldan içine alabilirsin. Fırça tarağın sapı ya da deodorant şişesi... Klitorisini okşarken bunlar sana eşlik ettiğinde emin ol zevk alacaksın.”
“Deneyeceğimi sanmıyorum.”
“Yine de aklında olsun.” dedim gülerek. En azından bir kez deneyeceğini biliyordum. “Onun dışında, vücudunu orgazma hazırlarken daha sert olabilirsin. Göğüslerini ve kalçalarını tokatlayabilirsin istediğin kadar. Sert ya da yumuşak... Deodorant şişesini göğüs uçlarına, yanaklarına, vajinanın üstüne vurabilirsin.”
“Belki.”
“Ama emin ol, sana en çok zevk verecek şeylerden biri, mastürbasyon yaptığın anda içinden geldiği gibi inlemek ve sanki karşında gerçekten biri varmış gibi onunla konuşmak. ‘Becer beni’ gibi sözler söylemek... Bu gerçekten havaya girmeni sağlayacak ve alacağın zevki artıracak.”
“Hepsi bu kadar mı?”
“Tabii ki hayır. Daha çok şey var. Ama şimdilik bu kadarı yeterli.”
“Devamı ne zaman.” diye sordu gülümseyerek.
“Bu söylediklerimi karşımda yaptığın zaman.”
“Peki. Bana uyar. Nasıl olsa yaptıracakların biter bir gün. O gün de bana sıra gelir.” diye devam etti. O’nun da yüzüne gülümseme yayılmıştı.
“Yapabileceklerimin sınırlı olduğuna bu kadar güvenme bence.” dedim.

İkimiz de birer sigara yaktık.

Devam edecek...

27 Kasım 2012 Salı

Sanal ve Gerçek - 6


Avuçlarıyla vücuduna yaydığı bebek yağı tenini parlatmıştı. Okşadığı bedeni hafif hafif kıvrılıyor, dokunuşlarına eşlik ederek dans ediyordu. Saçları yastığa dağılmıştı. Gözleri bana doğru bakıyordu. Hem kendi kadınlığını görmenin hoşuna gittiğini, hem de benim vücudumu görmek istediğini biliyordum. Yavaş yavaş gömleğimin düğmelerini çözdüm. Artık omuzlarımı, göğüs ve karın kaslarımı görebiliyordu. Yüzüne belli belirsiz bir gülümseme yayıldı.

“Fırça tarağı eline al.” dedim. “Fırça kısmını teninde gezdir. Önce göğüs uçlarında... Sonra göğüslerinin arasından göbeğine doğru indir... Kasıklarında dolaştırdıktan sonra kilodunun üstüne getir. Hafifçe bastırarak sağa sola döndür klitorisinin üstünde...”

Söylediklerimi yaptıkça gülüşleri daha kadınsı hale geliyordu. Arada gözlerini kapatıyor, sonra tekrar açıyordu, hem beni, hem kendini görmek için. Göğüs uçlarının daha da sertleştiğini farkedebiliyordum. Tarağı klitorisinin üstünde gezdirirken ise, bacaklarını açıp kapatıyordu.

“Tarağı vajinanın üstünde bırakarak bacaklarınla sıkıştır.” dedim. “Ayaklarını yukarıya kaldır ve avuçlarına bebek yağı dökerek kalçalarından baldırlarına doğru okşa kendini.”

Bir taraftan söylediğimi yapıyor, diğer taraftan da bacaklarını oynatarak kasıklarına sıkıştırdığı tarağın daha fazla zevk vermesini sağlıyordu.

“Şimdi yavaş yavaş kilodunu çıkar.” dedim. “Önce iki elini kasıklarına koy. Okşayarak vajinanın üstüne gel ve vajinana küçük tokat darbeleri vur. Sonra bacaklarını açarak tarağı vajinanın üstünde sağa sola döndür.”

Kasılmaları gittikçe keskinleşiyordu. Ayaklarından destek alarak vücudunu aşağı yukarı doğru oynatıyor, yüzündeki keyifli gülümsemenin yerini tutkulu bakışlar alıyordu.

“Sakin ol.” dedim. “Daha çok şey var. Şimdi dizlerinin üstünde otur. Yastığı dik bir şekilde bacaklarının arasına al. Vajinanı bastırıp sürt yastığa. Zıplayarak inip kalk.”

O zıplarken göğüslerinin hareketlerini seyrediyor, iyice sertleşen penisimin üstünde ellerimi dolaştırmaya başlıyordum. Ama henüz pantolonumu çıkartmamıştım. Yazmam gereken şeyler vardı. Yalnızca O’nun okşamalarımı görmesini sağlıyordum.

“Şimdi öne doğru eğilerek domal. Yastığın üstünde gidip gelmeye devam et. Ama aynı zamanda göğüs uçlarını da yatağa sürt.”

İnlediğini anlayabiliyordum. Saçlarını savuruyor, dudaklarını ısırıyor, gittikçe daha da hızlanıyordu.

“Deodorant şişesini yata şekilde yastığın üstüne koy. Vajinanın dışını ona sürterek yap bu söylediklerimi.”

Şişeyi yastığın üstüne sıkıştırdı. Gidip gelişleri hızlanmış ve sertleşmişti. Artık karşısında benim olmamı umursamıyordu. Başlangıçta benim O’nu seyretmemden kaynaklanan çekingenliği tamamen ortadan kalkmış, bu bir zevk aracına dönüşmüştü. Kadınlığını seyreden birinin olması ona daha çok zevk veriyordu.

Zevkine eşlik etmek için yazmayı bıraktım. Bilgisayarı bacaklarımın arasına çektim. Pantolonumu çıkardım. Kocaman olmuş penisim testislerimle birlikte görünüyor, aynı zamanda karın ve göğüs kaslarım da kameranın kadrajına giriyordu. Penisimin başından köküne kadar hızla ve sertçe gidip gelen avuç darbelerimi onun yastığın üstünde zıplayışlarına uyduruyordum.

Bu şekilde ne kadar süre geçti bilmiyorum. Yalnız ikimiz de birbirimizi seyrederek kendimizden geçmiştik. Aynı anda orgazm olduğumuzda, ikimizin de yüzünde şapşal bir gülümseme vardı.

“Hadi temizlenip gelelim.” yazdım.

Devam edecek...

26 Kasım 2012 Pazartesi

Sanal ve Gerçek - 5


“Nasıl başlayacağız?” diye sordu.
“Bilgisayarı alıp yatağına geç.” dedim. “Yanına deodorant şişesi ve fırça tarak da al.”
“Peki.”
“Bebek yağın var mı?”
“Evet. Onu da mı getireyim?”
“Evet.”
Bilgisayarını yatağın üstüne bıraktı. Biraz sonra geldiğinde, ellerindekileri yatağın yanındaki komodine koydu. Askılısının altında, kısa şortun açıkta bıraktığı bacaklarını görebiliyordum.
“Nasıl hissediyorsun?” diye sordum.
“Merak ediyorum. Biraz da heyecanlıyım.”
“Islak mısın?”
“Henüz değil sanırım.”
Nefes alış verişlerinin düzensizleştiğini inip kalkan göğüslerinden anlayabiliyordum.
“Sütyenini çıkar.” dedim. “Kendini daha rahat hissedersin.”

Hiç cevap vermeden dediğimi yaptı. Heyecanının arttığını yüzünden okuyabiliyordum. Sertleşmiş göğüs uçları askılısının altından kendini belli ediyordu. Ben de yatağıma uzanmış, gömleğimin birkaç düğmesini açmıştım.

“Kafanı geriye at. Ellerini içinden geldiği gibi vücudunda dolaştırmaya başla. Boynundan omuzlarına, göğüslerine, beline ve göbeğine götür yavaş yavaş. Göbeğinden de kalçalarına ve bacaklarına... Unutma, benim dokunuşlarım onlar...” O söylediklerimi yapıyor, ben yönlendirmeye devam ediyordum. “Dudaklarını ıslatarak em. Bir taraftan da yavaş yavaş omuzlarını okşayarak askılarını indir. Ama göğüslerin hemen açılmasın. Askılarını indirdiğinde göğüslerini kollarının arasına sıkıştır önce. Sonra yavaş yavaş avuçlarınla okşayarak aç. Göğüslerini avuçlarına al. Önce hafifçe, sonra sertçe okşamaya başla. Göğüs uçlarının etrafında parmaklarınla gez.”

 Elleri teninde dolaşırken bedeni hafifçe kıvrılıyordu. Havaya girmişti. Kızaran yüzünden ve tutkulu bakışlarından hissedebiliyordum bunu. Sadece benim bedenimi değil, kendi bedenini de seyrettiğini biliyordum. Kadınlığını sergileyerek beni etkilemenin keyfini yaşamaya başlamıştı.

“Askılıdan kurtul.” dedim. Üstündekini çıkarttı. “Şimdi dirseklerinin üstünde yüzüstü uzan. Bilgisayar karşında olsun. Göğüs uçlarını yatağa sürterek dirseklerinin üstünde ileri geri gidip gel.” Yüzü ve dudaklarını ısırışı çok daha tutkulu görünüyordu artık. Gidip geldikçe saçlarını savuruyor, bakışlarını bana dikiyordu. Gittikçe daha da hızlandı. Yüzü gülüyordu.

“Şortunu çıkar.” dedim. “Kilodun kalsın. Tekrar sırtüstü uzan. Bebek yağını vücuduna dökerek kendini okşa. Teninin daha hassas olmasını sağlayacak.”

Vajinasının ıslak olup olmadığını sormaya bile gerek duymadım. Beden dili her şeyi ele veriyordu. Ama daha yeni başlıyorduk.

Devam edecek... 

25 Kasım 2012 Pazar

Sanal ve Gerçek - 4


“Sanal sekse karşı neden önyargılısın?” diye başladım.
“Bilirsin işte... Dokunuş yok, koku yok... Sevişme anında girdiğin bir ruh hali vardır, her şeyi yapabileceğini hissettiren... Bunu görüntülerle nasıl yapabilirsin ki?”
“Söylemiştim sana. Amaç gerçeğinin yerini tutması değil. Farklı bir fantezi gibi yaşamak.”
“Gerçeğinin yerini tutmayacaksa neden yapayım?”
“Yaptığın mastürbasyondan aldığın zevki artırmak için.”
“Nasıl olacakmış o?”
“Mastürbasyon yaparken sadece vajinanı orgazma hazırlıyorsun değil mi?”
“Eee?”
“Önemli olan, hem psikolojini, hem bütün vücudunu hazırlamak. Hazır olduğunda da, parmaklarınla klitorisini okşamak dışında farklı teknikler uygulamak. Bu şekilde aldığın zevki kat kat artırabilirsin.”
“Ne tür teknikler?”
“Gerçekten bilmek istiyor musun?”
“Evet...”
“O halde kendini bana bırak. Ben yönlendireceğim seni.”
“Kamera açıkken mi?”
“Evet.”
“Şart mı bu?”
“İzlendiğini hissetmek, karşındakini etkilediğini görmek sana çok daha fazla zevk verecek...”
“Yapabileceğimi sanmıyorum.”
“Senin gibi tecrübeli biri için bu tür şeyleri yapmak zor olmasa gerek.”
“Tecrübelerim konusunda yalan söylemediğimi nerden biliyorsun?”
“Nasıl yani?”
“Ben hala bakireyim. Seni etkilemek için saymıştım onları...”

Yüzünün kızardığını fark edebiliyordum. Yalan söylemiş olması hoşuma gitmese bile, bunu beni etkilemek için yaptığını itiraf etmesi durumu kurtarıyordu.

“O halde,” diye söze başladım gülümseyerek, “sanal seks ve farklı mastürbasyon teknikleri çok daha hoşuna gidecek.” 
“Öyle mi dersin...” diye cevapladı. Aynı gülümseme onun da yüzüne yayılmıştı.
“Dene ve gör diyorum.”
“Anlaştık diyorum.”

Devam edecek... 

24 Kasım 2012 Cumartesi

Sanal ve Gerçek - 3


“Aslında pek çılgınlık yaptığım söylenemez. Yani sanırım seni şaşırtacak şeyler değildir.” diye başladı.
“Olsun,” dedim, “yine de dinlemek isterim.”
“Yatak dışında, banyoda, masada, yerde ve ayna karşısında sevişmelerim pek çılgınlık sayılmaz gibi. Bir kere bar tuvaletinde sevişmiştim.”
“Fena sayılmaz.”
“Yaşadığım fantazilere gelince... Hizmetçi oldum. Emir alan kadın oldum. Ellerimin bağlanmasına izin verdim. Erkeğin de ellerini ve gözlerini bağladığım oldu. Eş değiştirmeli sevişmiştik bir de...”
“Tecrübeli olman hoşuma gitti.”
“Esas senden bekliyorum tecrübeleri.” dedi gülümseyerek. “Çünkü hayatıma çok erkek girmedi. Bilmiyorum, belki daha fazlası için cesaret edemedim. Ama şunu biliyorum ki, seviştiğim an, toplumun bana yüklediği bütün kimliklerden sıyrılıp içimden ne gelirse yapmayı seviyorum...”
“En güzel tarafı da bu değil mi zaten? Kendimiz olabildiğimiz, bilinçaltımızı ortaya serebildiğimiz anlardan biri...”
“Kesinlikle... O halde şimdi sıra sende...”
“Senin söylediklerinin hepsini ben de yaşadım. Ayrıca sinemada, arka koltukların birinde oral seks yaptırmıştım. Defalarca arabamda seviştiğim oldu. Grup sekse gelince, sanırım en iyisi 3 kadınla tek başıma sevişmemdi...”
“Yetebildin mi bari?” diye sordu muzip bir gülümsemeyle.
“Memnun görünüyorlardı.” diye cevapladım. “Başka... Eğer karşımdaki kadın hoşlanıyorsa, karşılıklı küfürleştiğimiz oldu. Kavga ederek sevişme fantezisi yaşamıştım bir kere de... Güzeldi.”
“Nasıl yani?”
“Karşılıklı kaba kuvvet uygulayarak... Ama tabi sınırlar dahilinde. Şimdilik aklıma gelenler bunlar.”
“Beklediğim gibi, tecrübelisin.”
“Peki hiç sanal seks denedin mi?” diye sordum merakla.
“Hayır.” dedi, “Zevk alabileceğimi sanmıyorum. Sen denedin mi?”
“Evet, bir çok kez.”
“Sanal sekse ihtiyaç duyacak birine benzemiyorsun.”
“İhtiyaç duyduğum için yapmıyorum ki zaten. Benim için farklı bir fantezi gibi...”
“Peki gerçekten hissedebiliyor musun?”
“Eğer gerçek bir sevişmeden beklediklerini beklersen tatmin olamazsın elbette. Ama istediğin şey, dediğim gibi, farklı bir fantezinin tadını almaksa, bu tadı fazlasıyla alabilirsin. Seyredilmenin tadı, karşındaki insanın seni seyrettikçe kendinden geçtiğini görmenin tadı... Ve tabii ki karşındakini seyretmenin tadı...”
“Bilmiyorum.”
“Şöyle düşün,” diye devam ettim. “Haftada kaç kez mastürbasyon yapıyorsun?”
“Değişiyor. Ama ortalama üç.”
“Tek başına yapmak yerine, birisinin sana görsel olarak eşlik ettiğini düşün. Hoşuna gitmez miydi?”
“Bilmiyorum.”
“Öğrenmek ister misin?” diye sordum gülümseyerek.
“Sanal bana göre değil. Ama belki deneyebilirim.” dedi.
Bunu duymak güzeldi. Ama yine de önce içindeki kuşkuları ve kafasındaki soru işaretlerini gidermeliydim. Ancak bu şekilde tam anlamıyla tadını alabilirdi...

Devam edecek...

23 Kasım 2012 Cuma

Sanal ve Gerçek - 2


Akşam sekizdi. İş çıkışında dışarda yemek yemiş, eve yeni gelmiştim. Gelir gelmez de duşa girdim. Vücudumdan süzülen su damlalarıyla birlikte günün yorgunluğunu attım. Leonard Cohen’in kadife sesini dinlerken, kendime koyu bir filtre kahve yaptım. Berjer koltuğa kurulup bilgisayarımı açtım.

“Oooo, kimler gelmiş. Yine alemlerdeydiniz herhalde beyefendi.” diye takıldı selam verirken.
“Akşam sekizlere kadar o bar senin bu bar benim dolaştım evet.
“Çoluğun çocuğun rızkını karıyla kızla yedin değil mi yine, boyu devrilesice.”
“Sus be kadın!”
“Tamam bey.”
“O değil de, bu akşam ne içiyoruz?”
“Kendime votka aldım.”
“Madem sert gidiyoruz bu gece, viskiyle devam ederim ben.”
“Yanında ne alırdınız beyefendi.”
“Seni. Kamera aç hadi.”

Kamera açıldığında, yeni yeni alışmaya başladığım kıvırcık siyah saçları, büyük kahverengi gözleri, beyaz teninin üstündeki dolgun kırmızı dudakları karşımdaydı artık. Üstündeki ince askılı omuzlarını açık bırakıyor ama göğüslerinin hemen üstünde bitiyordu.

“Daha önce söylemiş miydim? Sana bıyık yakışıyor.” dedi. O anda, benim O’nu seyrettiğim gibi, O’nun da beni hoşlanarak seyrettiğini anladım.
“Ama bıyıksız halimi görmedin ki.”
“Aaa, öküze bak, iltifat ediyoruz, kadın gibi işi yokuşa sürüyor.”
“Nedir senin dırdırından çektiğim be kadın!”
“Nedir?
“Ne nedir?”
“Hiç, naber, nasılsın diyordum. Nerde kalmıştık?”
İkimiz de gülümsüyorduk, ben bıyıkaltından, O dudak kenarından. Gülümsediğinde, belli belirsiz kıvrılan göz kenarları hoşuma gidiyordu.

“Kendime viski dolduracaktım.”
“Onu demiyorum yahu, geçen gün beni daha yakından tanımaktan bahsediyordun ya.”
“Hmm. Evet.”
“E hadi.”
“Ne hadi?”
“Ne istiyorsan sor.”

Normal koşullarda, yaşayarak öğrenmek çok daha çekiciydi. Ama bu şimdilik mümkün değildi. Dokunuşların ve kokunun eksikliğini, sesle, sözle ve görüntülerle giderebilirdik ancak. Onu basit soru cevaplarla sıkmak istemiyordum. Yine de sınırlarını keşfetmem gerekiyordu.

“Bakire olmadığını tahmin ediyorum...”
“E yani. Yirmi dört yaşındayım.”
“O halde bana yaşadığın en çılgın deneyimlerini anlat.”
“Peki, ama bir şartım var.”
“?”
“Hepsini, daha doğrusu aklıma gelenlerin hepsini tek seferde anlatacağım. Ve ardından sen de aynısını yapacaksın.”
“Anlaştık.”

Karşılıklı birer sigara yaktık. O yazmaya başlamadan önce, bir süre birbirimize baktık sadece.
“Pekâlâ.” dedi, “Başlıyorum.”

 Devam edecek...

22 Kasım 2012 Perşembe

Sanal ve Gerçek - 1


Henüz yeni tanışmıştık. İnternet ortamında, sosyal medya sitelerinden birinde başlayan ilk sohbetimizin üstünden birkaç gün geçmişti. Neredeyse her akşam internette karşılaşıyor, havadan sudan sohbet ediyor, birbirimizi daha yakından tanıyorduk. Önce zekası ve içtenliği etkilemişti beni. Açık sözlülüğü, cesareti ve güzelliği de cabasıydı...

Laf arasında geçen buluşma fikri, farklı şehirlerde olduğumuz için askıya alınmıştı. Ama aynı şehirde olsaydık da, O’nun buluşmak isteyeceğinden emin değildim. İnternette sohbet etmek hoşuna gidiyordu. Sanal ortamda, daha önce yüz yüze görüşmediği bir adamın karşısında kendini daha rahat hissediyordu. İçinden gelen her şeyi paylaşıyor, onu yargılamayacağımı ya da etiketlemeyeceğimi biliyordu. Belki de cesareti burdan geliyordu.

Sevgilisi olup olmadığını bile sormamıştım. Birbirimizle sohbet etmekten keyif alıyor, hayatlarımızda biri olsa da bazı şeyleri paylaşmaya devam edeceğimizi biliyorduk. Bu ikimizin arasındaki sırdı. Çünkü paylaştığımız ve hakkında konuştuğumuz yazarlar, şairler, müzisyenler, yönetmenler birbirimize çok şey anlatıyordu. Aynı şekilde, yaşamdan tat alma yollarımız da benzerdi. Küçük ayrıntılardan mutluluk sebepleri çıkarabiliyorduk. Bu halimizle sanki yıllardır tanışıyor gibiydik.

Sohbete başladığımızda, konuşmayı geceyarısı bitiriyor ve geride bir iki kadeh şarap bırakmış oluyorduk.
Sesini duymama, kamerada O’nu görmeme rağmen, şimdiye kadar hiç cinsellik hakkında konuşmamıştık. Bunun nedeni cesaretsizlik ya da birbirimizin ne tepki vereceğini bilmemek değildi. Belki de sadece birbirimizi daha fazla istemeyi bekliyorduk.

O’nunla tekrar karşılaştığımızda bu konuyu açmanın tam sırası olduğunu düşündüm. Bir süre havadan sudan konuştuktan sonra, ağzımdaki baklayı çıkardım.

“Seni tanıyor olmak çok güzel. Üstelik tanıdıkça, daha fazla ve daha yakından tanımak istiyorum...”
“Benim için de öyle.”
“Ama seni bir kadın olarak da tanımak istiyorum. Yani dişiliğinle...”
“Engel olan mı var?” diye soruyordu gülümseyerek.
“Ben.”
“Enayisin o zaman.”
“Sanki haklısın.”
“O zaman istediğin her şeyi sorabilirsin. Zevklerimi, yaşadıklarımı, yaşamayı hayal ettiğim şeyleri, fantezilerimi... Biliyorsun, bu konuda sana karşı çekingen davranma gereği duymuyorum. Çünkü beni yargılayacak biri değilsin. Bunları konuşacağım sıradan birinin baktığı gibi bakmayacağını biliyorum bana. Rahatlığım burdan geliyor.”
“Yani seni ben rahatlatmış oluyorum.” dedim gülerek.
“İlla kendine pay çıkarmak istiyorsan, şöyle söyleyeyim. Rahatlığım senden geliyor evet.”

Cinselliğe dair önyargıların soğukluğunu aramızdan kaldırmıştık. O halde artık sansürün değil, karşılıklı rahat olmanın zamanıydı... İçimizden geldiği gibi...

Devam edecek...

20 Kasım 2012 Salı

Buğday Ten Sarhoşluğu - 10 (Final)


“Geliyorum!” diye tekrarladı çığlık atarak. Titreyen vücudundan, nefes alış verişlerinden, çığlıklarından, kasılan vajinasından anlaşılıyordu kendinden geçtiği. Bütün vücudu bir anda serbest kaldı. Kollarım ve vücudumla desteklemeseydim, yere yığılacaktı. Kasıklarımda boşaldığını hissedebiliyordum.
O’nun kendinden geçişi beni de kendimden geçirmişti. Yatağa uzattım.
“Ben de!” diye cevapladım.
Eline aldığı penisimi sert avuç darbeleriyle okşamaya başladı. Ben zevkten inlerken gözlerimin içine baktı. “Kadınlığımı hissediyorum” diyen bakışlarıyla aynı bakışlardı bunlar. Boşalan spermlerimi göğüslerinin üstüne akıttı. Ardından kendimi yatağa attım. Ellerini göğüslerimin üstünde dolaştırarak beni öptü.
“Harikaydın.” dedi. “Laf olsun diye herkese söyleyebilirim bunu. Ama gerçekten harikaydın...”
“Sen de öyle...” diye cevapladım.
“Hadi biraz uzan. Duş alıp geleceğim.”
On dakika sonra bornozumun içinde geldiğinde yüzü gülüyordu. Islak saçlarının düştüğü göğüslerininin dolgunluğu bornozun içinden belli oluyordu. Bornozu çıkarıp yere bıraktı. Bedeni gözlerimin önündeydi. Yanıma kıvrılıp başını göğsüme koydu.
“Bir kereyle kurtulduğunu sanma” dedi gülerek.
Bıyık altından güldüm ben de. “Bu söylediğine pişman olacaksın. Yeter artık diye yalvartacağım seni.”
“Öyle mi?” dedi kahkaha atarak.
Ellerimiz vücutlarımızda, nefeslerimizi dinlemeye başladık. Ağzımdan, Nazım Hikmet’in dizeleri dökülmeye başladı.

"Koynumda çırılçıplaksınız
Şehir, akşam ve sen
Aydınlığınız yüzüme vuruyor
Bir de saçlarınızın kokusu.
Bu çarpan yürek kimin
Sesleri soluklarımızın üstünde küt küt atan
Senin mi şehrin mi akşamın mı yoksa benimkisi mi?
Akşam nerde bitiyor nerde başlıyor şehir
Şehir nerde bitiyor sen nerde başlıyorsun
Ben nerde bitip nerde başlıyorum?"

Okumayı bitirdiğimde, tatlı bir öpücükle ödüllendirildim. Ve parmak uçlarımız tüy gibi dokunuşlarla vücutlarımız üstünde dolaşmaya başladı yeniden...

                                                              * * *

Sabaha kadar, şiirler ve müzik sevişmelerimize tat kattı. Yorulduğumuzda, gülen gözler eşliğinde ağızlarımızdan dökülen sözcükler tenlerimizi birbirine daha da yakınlaştırıyor, kalp atışlarımızı hissettiriyordu. Günün ilk ışıklarıyla birlikte ikimiz de kendimizden geçerek uykuya daldık.

Uyandığımda öğlene yaklaşıyordu. Yatağım boştu. Kalktım. Masanın üstünde bir not gördüm.

“Huyum hep gitmektir. Ama bu sefer gitmek çok zor. Gelmemek üzere değil gidişim. Bir dahaki sefere birlikte uyanmak ve kahvaltı yapmak üzere gidiyorum... Biliyorsun, kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var. Ama yirmi dört saat içinde bu kadar mutluluk ikimize de fazla gelirdi. Bana nasıl ulaşacağını biliyorsun. Öpüyorum.”

Yüzümde şapşal bir gülümseme, kahvaltıyı hazırlamaya başladım.

Tek gecelikti... Ama dün gece bize yetmemişti. Kısa farlarla göremediğimiz gelecek ne olursa olsun, bildiğim tek bir şey vardı. O’nu istemeye devam ediyordum.

Kahvaltıyı bitirdikten sonra kendime demli bir çay doldurdum. Pencereden süzülerek gelen güneş ışığının aydınlattığı masaya oturdum. Bilgisayarı açtım. Buğday Ten Sarhoşluğu’nu yazmaya başladım.

SON

19 Kasım 2012 Pazartesi

Buğday Ten Sarhoşluğu - 9


Gözleri öylesine davetkârdı ki, bir saniye bile duramadım. Sırılsıklam vajinasının içine doğru girdim.
Tenlerimiz birbiriyle tamamen birleşmişti. O’nun içinde, en dibindeydim. O belime doladığı bacaklarından beni kendine bastırıyor, ben ise sert darbelerle içinde gidip geliyordum. Kasıklarım kalçalarına her çarptığında, bütün vücudu yerinden sarsılıyor, göğüsleri oynuyordu. Göğüslerini avuçladım. Kollarımı tırnaklayarak sıktı. Dudaklarımız birleşti.
İçinden çıkmadan yer değiştirdik. Artık üstümdeydi. Bacakları açık, dizlerinin üstünde, elleri göğsümde, saçlarını savurarak zıplıyordu. Savrulan saçlarını göğsüme ve yüzüme çarpıyordu. Biraz yavaşladı. Yavaş yavaş penisimin ucuna kadar kalkıyor, sonra birden kendini dibine kadar bırakıyordu. Her bıraktığında çığlık atarcasına inliyordu.
“Arkanı dön.” dedim.
Ben hala sırtüstü uzanıyordum. O da sırtüstü konuma geldi. Ellerini göğüslerimin yanından yatağa bastırdı. Dizlerinin üstünde değil, ayaklarının üstünde inip kalkmaya başladı. Saçları yüzüme düşüyor, kalçalarının dolgunluğunu kasıklarımda çok daha yoğun bir şekilde hissedebiliyordum. Aynı pozisyonda dizlerinin üstüne aldı kendini. Şimdi kalçalarını avuçlayabiliyordum. O kalçalarını kasıklarıma vurdukça, ben de avuçladığım kalçalarını tokatlıyordum. Saçlarını tuttum. Her gidip gelişinde O’nu saçlarından kontrol ediyor, hızlanmasını sağlıyordum.
İçinden çıkmadan O’nu kontrol ederek yüzüstü uzanmasını sağladım. Bacakları bitişikken kalçalarını hafifçe yukarı kaldırdı. Şimdi vajinasının darlığını çok daha iyi hissedebiliyordum. Sırtının üstünde gidip gelmeye başladım. Her gidişimde canı yanıyormuş gibi çığlık atıyordu. Gidip gelirken saçlarını kokluyor, ensesini ve boynunu yalıyordum.
“Kalk.” dedim.
Ben arkasından bastırırken, yüzüstü pozisyonunu değiştirmeden bedenini dikleştirerek dizlerinin üstüne oturdu. Dizlerinin üstünde yaylanmaya başladı. Vücudum onun sırtına yapışmış, bir elim göğüslerinde, diğer elimin parmakları klitorisinde, onu yönlendirerek sertçe inip kalkmasını sağladım.
Arkasından bastırarak yatağın baş tarafındaki duvara doğru yönlendirdim onu. Ellerini duvara dayadı. Duvardan aldığı güçle vücudunu bana bastırıyor, penisimin tamamını vajinasına alabiliyordu. Ben de arkasında gidip gelmeye, belinden tutarak onu kendi vücuduma bastırmaya devam ettim. Ellerim aynı zamanda göğüslerinde, kalçalarında, göbeğinde, boynunda dolanıyordu. Teninin ateşiyle yanan avuçlarımı O’nun ağzına götürüyor, parmaklarımı emdiriyor, sonra bütün vücudunu okşamaya devam ediyordum.
Biraz sonra ellerimle O’nu yönlendirerek ayağa kaldırdım. Kucağıma aldım. Bacaklarını kalçalarımda birleştirip kollarını boynuma doladı. Bir taraftan üstümde zıplıyor, diğer taraftan dudaklarımı emiyor, ısırıyordu.
Birkaç adım atarak sırtını duvara dayadım. Bedenimle duvar arasına sıkıştırdığım vücudunun bütün sıcaklığını hissedebiliyordum. Vücudumu bastırarak kucağımda zıplatıyordum O’nu.
İkimiz de çılgınlar gibi inliyorduk. Dudaklarını boynuma, ordan da kulağıma getirdi. Kendinden geçtiğini belli eden ses tonuyla:
“Geliyorum!” dedi.

Devam edecek...

18 Kasım 2012 Pazar

Buğday Ten Sarhoşluğu - 8


Bir süre penisimin tamamı ağzındayken bekledim. O dilini oynatıyor, ben zevkten inliyordum. Bir elimle kıvrılan vücudunda göğüslerini avuçlayarak tokatlarken, diğeriyle klitorisi üstünde daireler çiziyordum. Yavaşça kendimi geri çektim. Nefes nefeseydi. Yüzü, ağzından birikerek akan tükürüğüyle sırılsıklam olmuştu. Penisimle yanaklarına, dudaklarına darbeler indirdim.
“Ver onu bana!” diyordu arka arkaya. Önce öne eğilerek dilini penisimin baş kıvrımlarına sürtmesini sağladım. O bunu yaparken, ben de O’nun vajinasına küçük tokatlar vuruyordum. Her vuruşumda bacaklarını açıp kapatıyor, ayaklarından destek alarak belini kaldırıp indiriyordu.
Kalça kıvrımlarının belinde bittiği yerden tuttum bedenini. Baş aşağı duracak şekilde vajinası ağzıma gelecek kadar kaldırdım O’nu. Tek elimle belini kavradım. Diğer elimi de göğüslerine koydum. Yüzümü bacaklarının arasına gömerek dilimi ateş gibi yanan vajinasına sürttüm, içine sokarak hızlıca oynatmaya başladım. O ise ellerini kalçalarıma koyarak bana tutundu. Penisimin kıvrımlarında ıslak dilini hissedebiliyordum. Arada bir tükürüyor, yalıyor, avcuyla okşuyor ve tekrar yalamaya devam ediyordu. İkimiz de zevkten inliyor, nefes nefese birbirimize oral seks yapıyorduk. O arada bir penisimi ağzından çıkarıyor, “Yeter! Yatağa atıp becer beni artık!” diye inliyordu. O bunu söyledikçe ben saçlarından tutup kafasını penisime bastırıyordum.
Vajinası iyice ıslanmıştı. Klitorisine dilleyerek emmeye başladım. Kalçalarımda ve bacaklarında O’nun tırnaklarını hissediyordum. Üstümden yatağa attım. Saçlarından tutup çekerek yatağın kenarına getirip oturttum. Penisimi göğüslerinin arasına bıraktım.
Göğüslerini elleriyle sıkıştırdı. Ben gidip gelirken O da dilinin ucunu penisimin başına sürtüyor, göğüslerinin arasını tükürükleriyle ıslatıyordu. Biraz sonra saçlarını savurarak geriye attı. Başını kaldırdı. Gözlerinin içindeydim. Bir taraftan göğüslerinin arasında gidip gelirken, bir taraftan gözlerinin içine bakıyordum. Gözleri beni kendine çekiyor, derinliğine davet ediyordu. Gözlerimiz birbiriyle fısıldaşıyordu.
“Ben kadınım.” diye başlıyordu onunkiler. “Ne hanımefendi, ne hizmetçi ne de orospu. Kadınım. Kadınlığımı hissediyorum seninle.”
“Kadınlığını istiyorum.” diye cevaplıyordu benim gözlerim. “Ama sadece vajinanı, göğüslerini, kalçalarını, bacaklarını değil... Bedenlerimiz birleştiğinde kalp atışlarınla konuşmak, gözlerinin içinde kaybolmak, saçlarında yazılı hikayeyi okumak istiyorum.”
“Başka...”
“Seninle konuşmak ve seninle susmak istiyorum.”
“Yeter.” dedi gözleri. “Daha fazla gelececeği konuşmak, bugünü öldürür.”
“Kısa farları yakalım yani.”
“Aynen öyle. He bir de, gir artık içime!” dedi gözleri.
Ve sözleri, gözlerinin sözünü kesti. İnleyerek:
“Becer beni artık hadi!” dedi.
Boynuma tırnaklarını geçirip sırtüstü uzanırken beni kendine çekti. Bacaklarını belime doladı. Daha içine girmeden, vajinasının ateşini penisimin başında hissedebiliyordum...

Devam edecek...

17 Kasım 2012 Cumartesi

Buğday Ten Sarhoşluğu - 7


Sağ elimi saçlarına doladım. Kafasını penisime bastırdım.
Bir elini göğsüme, diğerini testislerime götürdü. Testislerimi okşarken penisimi ağzına aldı. Islak dudakları yavaş yavaş ilerlemeye başladı. O’nun istediği gibi kafasını bastırıyordum. Penisimin büyük bir kısmı ağzının içindeydi. Ama kendini tamamı için zorluyordu.
Öksürerek kafasını geri çekti. Ağzında birikenleri penisime tükürdü. Gözleri nemlenmişti.
“Neden çektin elini!”
“Kafanı geri çektin.”
“Sana zorla demedim mi! Hepsini istiyorum.”
“On dokuz santim! Şimdiye kadar kimse tamamını alamadı.”
“İstiyorum. Zorla dedim sana!”
“Tecavüz fantezisi sevmiyorum.”
“Bunun onunla alakası yok. Sert istiyorum! Ve sertliğini hissedebilmem için benim yapacaklarımın ötesine geçmelisin. Az önce benim izin vermediğim bir şeyi yapman yasaktı. Şimdi de tam tersi.”
Bu tür oyunlara alışıktım. Ama ilk sevişmede, karşımdakinin seks dilini anlamaya çalışırken temkinli olmayı tercih ediyordum. Artık buna gerek kalmamıştı. İpler benim elimdeydi.
Ne istediğini biliyordum. Yönlendirilmeyi seviyor, emir almak istiyordu. O halde oyunu onun istediği gibi oynayacaktım. Bu benim de işime geliyordu. Ama önce onu yatağa götürmeliydim. Belinden tutarak kucakladım. Vajinasının ıslak sıcaklığını penisime sürterek ama içine girmeden yatağa taşıdım. Yatağa bıraktığımda karşısında dikildim.
“Sırtüstü uzan. Başını yatağın kenarına getir.” dedim. Başaşağı dururken penisimi yalamasını istiyordum.
“Hayır.” diye cevapladı.
Hayır demesi aslında, “Ya yapmazsam.” demekti. Emirlerime uymadığında neler olacağını görmek istiyor, O’nu zorlamam ve hoşuna giden sertliği vermem için beni yönlendiriyordu.
Kolundan tutarak çektim O’nu. Sırtüstü yatırıp başını yatağın kenarına getirdim. Ben ise yatağın kenarında ayakta duruyordum. Önce testislerimi ağzına götürdüm. “Yala” dedim. Dilini hissettiğimde ben de O’nun göğüslerini okşamaya başladım. Kıvranan vücudu beni kendimden geçiriyordu.
Penisimi elime aldım. Dudaklarının üstüne sürttüm. Dudaklarını aralamıyordu. Oyunumuzu biliyordum. Hafifçe yanağını tokatladım. Hala dudakları kilitliydi. Tokatlarımı sertleştirdim. Ve işte ağzının içindeydim. Yataktan destek alarak kendimi ileri doğru verdim. Penisimin boğazında ilerleyişini, gidip gelişini görebiliyordum. Zorlamaya başladım. Tamamını alması mümkün değildi. Tam dışarı çıkacakken, iki eliyle kalçalarımdan tutarak devam etmek istediğini gösterdi. Zorlamaya devam ettim. Vücudu kıvranıyor, ağzındaki penisimin izin verdiği kadar nefes nefese inliyordu...
O sırada, penisimin tamamını ağzına aldığını hissettim... Bunu yapabilen ilk kadındı...

Devam edecek...

16 Kasım 2012 Cuma

Buğday Ten Sarhoşluğu - 6


Karşımda çırılçıplak, öylece dikiliyordu. Gözleri gözlerimin içindeydi. Kendini kontrol edebilmek için, az önce yaptığım oral seksin etkisinden çıkmayı bekliyordu. Yavaş yavaş oturduğum sandalyeye yaklaştı. Bir bacağını kaldırarak sandalyeye dayadı. Bileklerinden kasıklarına kadar bacağını okşadı. Aynı şeyi yapmak üzere elimi uzattığımda, bacağını çekti. Kafasını iki yana doğru sallayarak, “Hayır!” dedi. “Ben neye izin verirsem o kadar...”
Arkasını döndü. Kumral saçları kıvrımlı beline kadar düşüyor, belinin altında ise dolgun kalçaları ve pürüzsüz bacakları uzanıyordu. Müzikçaların olduğu köşeye gitti. CD’lere göz gezdirdi. Bir tanesini seçti. Kulağıma, Marilyn Monroe’nun sesinden, “Teach Me Tiger” çalınıyordu. Yavaş yavaş müzik eşliğinde salınarak bana yaklaşmaya başladı. Önümde durdu.
İki eliyle göğüslerini avuçlayarak öne doğru eğildi. Saçlarını savurarak yüzüme çarptı. Elimi eline alıp, göbeğine koydu. Yavaş yavaş yukarı çıkardı. Göğsünü avcumda hissedebiliyordum. Yukarı çıkarmaya devam etti. Parmaklarımı dudaklarının arasına aldı. Bir taraftan emiyor, bir taraftan ısırıyordu.
“Yaslan arkana.” dedi. Gömleğimin düğmelerini yavaş yavaş, vücudumu okşayarak çözmeye başladı. Bir taraftan dilinin ucunu beni çıldırtmak için dudaklarımın üstünde gezdiriyor, ama onu öpmeye çalıştığımda hemen kendini geri çekiyordu.
Gömleğimi çıkardığında bir kez daha arkasını döndü. Bu sefer dolgun ve biçimli kalçalarını kucağıma bıraktı. Penisimi pantolonumun üstünden kalçalarının arasına sürttü.
Ellerimi istemsiz biçimde kalçalarına götürdüm. Tekrar geriye çekildi.
“Uslu dur!” dedi. Yakınlardaki sandalyenin birinde asılı duran iki kravatımı alarak iki elimi de sandalyenin kolçaklarına bağladı. Önümzde diz çökerek penisimi okşamaya başladı. Bir taraftan penisimi avuçlarken, diğer taraftan yavaş yavaş kemerimi, pantolonumun düğmelerini çözdü. Boxer ile birlikte pantolonumdan kurtardı beni. Ellerini kasıklarımda dolaştırmaya başladı. Durdu. Doğrularak;
“Mutfak ne tarafta?” diye sordu. Gösterdim. Biraz sonra elinde çikolata sosuyla çıkıp geldi. Önce ağzına döktü. Ağzında ıslattığı çikolata sosunun çenesinden göğüslerine doğru akmasına izin verdi. Bana yaklaştı. “Em!” dedi. Ben çikolata sosuna bulanmış göğüslerini yalayarak göğüs uçlarını emdikçe, o ağzında ıslattığı çikolata sosunu göğüslerine, göğüslerinin arasından göbeğine akıtıyordu. Vücudundaki bütün sosu yaladım.
Ellerini göğsüme koyarak beni tekrar sandalyeye dayadı. Sosu penisimin başına dökerek kasıklarıma kadar akmasına izin verdi. Dilini sosun aktığı kasıklarımda, testislerimde ve penisimin üstünde dolaştırırken bi taraftan sosu emiyor, bir taraftan ağzında tekrar ıslatarak penisimin başı üstünden akıtıyordu.
En sonunda damarlarına kadar kabarmış penisimin başını dudakları arasına aldı. Önce sadece başını ağzına sokup çıkarıyor, dudaklarının kenarında biriken tükürüğünün penisim boyunca akmasına izin veriyordu. Sonra onları en dipten diliyle yalayarak tekrar yukarı çıkarıyor, bu sefer koca penisimi köküne kadar ağzına almak için kendini zorluyordu.
Başını yukarı kaldırdı. Ağzında ıslanarak dudaklarına bulaşmış çikolata sosu çenesinden akarken, kollarımı bağlayan kravatları çözdü.
“Ağzıma aldığımda kafamı bastır! Zorla beni!” dedi.
“Bunu yapmak zorunda değilsin.” diye cevapladım.
“Zorunda olduğum için mi yapıyorum sanıyorsun?” diye sordu başı dik bir şekilde, “Hem öyle olsa bile sana borçlu kalmayı sevmem!”

Devam edecek...

15 Kasım 2012 Perşembe

Buğday Ten Sarhoşluğu - 5


İyi gidiyorduk. Ama yine de şimdiye kadar yeni bir şey yoktu. Yaratıcılığımla tecrübelerimi birleştirmeli, devamını sıradışı kılmalıydım.
İhtiyacım olan koltuk ve sallanan sandalye salondaydı. O’nu oraya götürürken bile arayı soğutmamalıydım.
O’nu üstümden atarak ayağa kalktım. Sırtı bedenime gelecek şekilde, bacaklarından tutarak başaşağı kaldırdım. Bacaklarını dizlerinden kırarak omuzlarıma oturttum. Dilimi vajinasına gömerek yalamaya başladım içini. Bu sırada salona yürüyebiliyordum.
Salona geldiğimizde kendimi koltuğa attım. Onu ise ellerinden tutup yönlendirmem gerekiyordu.
“Koltuğun üstüne çık.” dedim.
“Nasıl?”
“Koltuğun üstüne çık. Yüzün bana dönük olsun. Dizlerini kırıp bacaklarını koltuğun tepesinden arkaya doğru salla. Omuzlarıma tutun.”
Dediklerimi yaptı. Kalçalarından tutarak onu destekledim. Başım bacaklarının arasında, dilim vajinasındayken, kendini istediği gibi sallandırabiliyor, vajinasını istediği kadar ıslak ve ateşli yalatabiliyordu. İnlemelerinden hoşuna gittiğini anlıyordum, aynı zamanda ıslaklığından da... Vücudu dilimin verdiği zevkle kıvrılıyor, saçları savruluyordu.
Şaşırtmaya devam etmeliydim. Pozisyonumuzu hiç bozmadım. Kalçalarından tutup ayağa kalktım. Bacakları hala omzumdayken, O’nu sallanan sandalyeye oturttum. Saçlarımdan tutarak dilimi vajinasına bastırıyor, bi taraftan da sandalyeyi sallıyordu.
Ellerimi, gömleğinin açık düğmelerinden, sütyenlerine baş kaldırarak taşmış göğüslerine götürdüm. Dolgun göğüslerinin sertleşmiş uçları avuçlarımda hissedilebiliyordu. Sertçe avuçlayarak sallanmasına yardımcı oluyordum.
O ise ellerini saçlarımdan çekti. Gömleğinin düğmelerini hızlıca çözdü. Sütyenini çıkardı. Artık göğüsleri özgürdü.
“Bana bak!” dedi. Bacaklarının arasındaki kafamı kaldırdım.
Öne doğru eğilmiş, saçlarını yüzüme dökmüştü.
“Gel buraya.” diye devamını getirdi, tırnaklarını omuzlarıma geçirip beni kendine çekerek. Kafasını geriye atıp vücudunu esneterek beni göğüs uçlarına çekti. Önce sadece dilimle göğüslerinin etrafında daireler çizdim. Sonra, dilimi bastıra bastıra yalamaya başladım.
“Evet!” diye inliyordu.
Göğüs uçlarından birini dudaklarımın arasına alıp emmeye başladım. Bir taraftan da ağzımın içinde dilimi sürtebiliyordum.
“Bana bak!” dedi tekrar. “Beni borçlandırıyorsun kendine. Otur şu sandalyeye ve kendini bana bırak!”
Karşılığı fazlasıyla almaya gelmişti sıra...

Devam edecek...

14 Kasım 2012 Çarşamba

Buğday Ten Sarhoşluğu - 4


Odaya girer girmez kucağımdan yatağa attım O’nu. Tam üstüne doğru gidecekken durdum. Sıradışı birliktelikleri sevdiğimiz için buluşmuştuk. İkimiz için de farklı olmalıydı... Ben üstüme düşeni yaparsam, O’nun da fazlasıyla karşılık vereceğini biliyordum.
Basit fantezilerimin bile O’na yeteceğinden emindim. Ama bu geceyi unutulmaz kılmak istiyordum. Aklımın bir köşesinde tıkılıp kalmış, yaşanmamış fikirleri ortaya çıkartmalıydım.
O anda, en azından başlangıç için yapabileceğim, bu arada zaman kazanabileceğim bir şey geldi aklıma... O’nun yatakta kıvrılan bedenindeki bakışlarım, gözlerine kaydı.
“Sence vajinanı kaç farklı şekilde yalayabilirim?”
“Üç.”
Şanslıydım. En azından bu konuda onu fazlasıyla şaşırtabilecektim. Daha fazla vakit kaybetmeden, yatağın ucuna iliştim. Parmak uçlarımı ayak bileklerinden kasıklarına kadar tüy gibi dokunuşlarla yavaş yavaş çıkardım. Teninin pürüzsüzlüğüne bıraktığım avuçlarım kalçalarına kaydı... Tangayı çıkartmadan önce, nefesimi hissettirmek istiyordum. Bacaklarının arasına eğildim. Nefesim ve dudaklarım transparan tülden geçerek vajinasına değdi. O anda hafifçe inlediğini duydum. Yatakta kıvranarak, kafamı kasıkları arasına sıkıştırıyordu. Dilimi bastırdım tekrar. Vajinasının sıcaklığını hissedebiliyordum. Tanganın ipini dişlerimle çekerek, bileklerine kadar getirdim. Artık dilimin tadını çıkarabilmesi için hiçbir engel yoktu.
Yavaşça, bileklerinden kasıklarına kadar dilimi sürterek yukarıya çıktım. Dilimle vajinasının etrafında daireler çizerek dolaştım. O ise bacaklarını iyice açmış, dilimin altında kıvranarak vajinasını ağzıma vermek istiyordu. Kalçalarını avuçladım. Dilimin tamamını vajinasının üstüne bastırdım. En aşağıdan yukarıya kadar dilimin ucunu sürte sürte defalarca gidip geldim. Dilimi içine sokacak kadar vajinasını ıslattığımda ise, dışarda sadece dudaklarım kalmıştı. Bir taraftan dilimi içinde hızlıca hareket ettiriyor, bir taraftan ıslanan vajinasını emiyordum. Parmaklarım da boş durmuyordu. Klitorisinin üstünde daireler çiziyordum.
Zevkten inleyerek kıvranması benim de hoşuma gidiyordu. Daha fazlasını vermemek için sebebim yoktu. Kafamı bacaklarının arasından çıkardım.
“Ayağa kalk.” dedim. Sırtımı yatağın baş tarafına dayadım. O’nun elinden tutup önüme gelmesini sağladım. Ellerini duvara dayatıp, bacaklarını kafamın üstüne gelecek şekilde açtırdım. Artık vücudunu oynatarak vajinasını istediği gibi yalatabilirdi. Kafamı yukarı doğru kaldırıp dilimi çıkardım ve ayakta titreyen bacaklarının arasından ıslanmış vajinasını yalamaya devam ettim.
Kısa bir süre sonra bacaklarındaki titreme iyice arttı.
“Yeter artık!” dedi.
Ama onu çıldırtmaya yeni başlamıştım. Yatağa doğru kayıp sırtüstü uzandım. Vajinasını ağzıma getirecek şekilde kalçalarından tutarak yönlendirdim O’nu. Dizlerinin üstüne oturttum. Kafam yine bacaklarının arasındaydı. O dizlerinin üstünde yaylanıyor, ileri geri gidip gelerek vajinasını dilime sürtüyordu.
“Muhteşemsin!” diye inlerken, ben içimden şunu geçiriyordum:
“Üçüncüye yeni başladım.”


 Devam edecek...

13 Kasım 2012 Salı

Buğday Ten Sarhoşluğu - 3


Bütün kadınlığıyla karşımdaydı. Elinde viski kadehi, bacak bacak üstüne atmıştı. Ayakkabısını ayak parmaklarının ucunda sallıyordu. Dağılmış saçları gömleğinden göğüslerinin arasına girmişti.
“Ne düşünüyorsun?” diye sordu.
Kendimi o kadar kaptırmıştım ki, ne düşündüğümün farkında değildim.
“Beni nasıl becereceğini mi?” diye üsteledi.
“Becermeden önce plan mı yapmalıyım?” dedim, topu ona atarak.
“Yapsan da avcunu yalarsın zaten. Şaşırtmayı severim.”
“Şaşırmaktan şikayet edecek birine mi benziyorum dışardan?”
Kırmızı dudaklarında sıcak bir tebessüm yayıldı.
“Seyretmeyi seviyordun değil mi?” diye sordu, kamera maceralarımızı hatırlatırcasına.
Hafifçe gülerek kafamı salladım.
“Arkana yaslan o halde.” dedi ve gülümseyerek ekledi: “He bir de, bacaklarını aç, rahatlasın biraz.”
Sırtını koltuğa yasladı. Saçlarını savurarak başını geriye attı. İşaret parmağını viski kadehinin içine soktuktan sonra, dudaklarının arasına götürerek emmeye başladı. Emdiği parmağından damlayan tükürük, çenesinden göğüslerinin arasına akarak buğday tenini ıslattı.
Bacaklarını açıp benim oturduğum koltuğa dayadı. Transparan siyah tangasına kadar bacaklarını görebiliyordum. Dizlerini birleştirip bakışlarımı göğüslerine kaydırdı. Kafasını öne atarak bana doğru eğildi. İki kolunun arasına sıkıştırdığı göğüsleri, sütyeninden taşacak kadar dolgunlaşmıştı. Gömleğinin bir düğmesini daha açtı. Tekrar kafasını geriye attı. Bu sefer, iki elini kalçalarından beline kadar götürürken, gömleğini göbeğinin üstüne kadar sıyırdı.
Ellerim, sanki onları ben kontrol etmiyormuşçasına beline gitti. Ellerimi tutup kasıklarıma bıraktı.
“Sabırsız olmak yok!” dedi. Ayağa kalkarak bana doğru yaklaştı. Saçlarını yüzüme bıraktı. Sonra  yavaş yavaş saç tellerini boynumdan göğüslerime indirdi. Önümde diz çökerek, pantolonumun üstünden kasıklarıma dokunmaya başladı. Bir eliyle sertleşmiş penisimi, diğer eliyle testislerimi avuçladı. Kafasını bacaklarımın arasına sokarak, nefesinin sıcaklığını penisimin başında hissettirdi.
Tekrar ayağa kalkıp arkasını döndü. Bacaklarına koyduğu elleriyle eteğini kalçalarının üstüne kadar sıyırdı. Kalçalarını kucağıma bırakıp sürtmeye başladı. Ellerimi belinin kıvrımlarına koyup vücudunu daha çok bastırdım kendime.
Yüzünü dönüp bacaklarını açarak kucağıma oturdu. Boynuma eğilerek kulak mememi emmeye, hafifçe dişlemeye başladı.
“Şimdi yatak odana gidebiliriz!” diye fısıldadı.
Kalçalarını avuçlayarak kucakladım. Odaya doğru öpüşerek yürürken, vajinasının sıcaklığını, pantolonum üstümdeyken bile  hissedebiliyordum.

 Devam edecek...

Buğday Ten Sarhoşluğu - 2


Eve gelmemiz en fazla on dakika sürmüştü. Ama sanki saatlerce yoldaydık. Bir an önce daireden içeri girmek istiyordum. Arabayı gelişigüzel parkettim. O’nun olduğu tarafın kapısını açıp elimi uzattım. Dışarı çıkarak koluma girdi. Dış kapıyı açıp merdivenleri çıkmaya başladığımızda onu önüme aldım.
Önümde, mini eteğinden taşacakmış gibi salınan kalçaları beni ne kadar sabırsızlandırsa da, bu anın keyfini çıkarmak istiyordum. Daireye girmek için acele etmeme hiç gerek yoktu artık. Hareket eden kalçalarından bileklerine kadar bakışlarımı indiriyor, sonra tekrar kaldırıyordum...
“Gelmedik mi daha?” diye sordu.
“Son merdiven.” diye cevapladım. “Ama istersen daha çıkabiliriz.”
“Nasıl yani?”
“Ben manzaradan memnunum.”
“92. Ama güzel göründüğü tek yer merdivenler değil.”
İkimizin de yüzünde muzip bir gülümseme, göz göze geldik. Daire katına geldiğimizde, kapıya dayadım O’nu. Kalçalarında penisimin sertliğini hissettirirken, anahtarı kapı deliğine soktum. Kapı açılır açılmaz içeri girdik. Sırtını kapıya dayadım. Vücudumu O’nun vücuduna bastırarak gözlerinin içine baktım. Gözlerini kapatarak dudaklarını ısırıyordu. Yavaş yavaş dudaklarına eğildim. Acele etmeden, önce sadece nefesimi hissettirdim. Sonra yavaş yavaş dilimi gezdirdim dudaklarının üstünde. Ve dudaklarımızın buluşmasına izin verdim.
O kollarını boynuma dolamış, vücudunu bana bırakmıştı. Beli kollarımda, dudakları dudaklarımın arasındaydı. Emmeye başladım. Dudaklarımızın ıslaklığı çenelerimize akıyordu. Dişlerini dudaklarımda hissedebiliyordum artık.
Kucağıma atladı. Saçlarını savurarak dudaklarını boynuma indirdi. Dilinin ıslaklığını, nefesinin sıcaklığını, dudaklarının tadını hissedebiliyordum.
Ellerim kalçalarında, yatak odasına giderken, boynumdaki elleriyle kapıyı tutarak durdurdu.
“Viskim nerde?”
“Salonda”
“Oraya götür o zaman beni!”
Karşılıklı tekli koltuklardan birine oturttum. Yüzündeki muzip gülümsemenin anlamını biliyordum. Gece uzun ve tadını çıkarmayı bilmek gerek...
“Bourbon mu Scotch mu?” diye sordum.
“Scotch”
Elimde iki kadeh buzsuz ve sek Johnnie Walker, karşısındaki koltuğa oturdum.
“Böyle sevdiğimi nasıl bildin?”
“Sert sevdiğin anlaşılıyor.” dedim, kalkan penisimi zaptetmek için bacak bacak üstüne atarak...

Devam edecek...

12 Kasım 2012 Pazartesi

Buğday Ten Sarhoşluğu - 1


Buluşma adresimize yakın bir yerde arabayı bırakıp, koşaradım yürüdüm. Kafenin önüne geldiğimde, bahçede oturan kalabalığa göz gezdirdim. Bakışlarım, masasında tek başına oturan kadına ilişti. Bir elinde yarısı yanmış sigara, diğerinde demli bir çay vardı. Masaya bıraktığı gazeteye dalmıştı. Kalçalarının hemen altında biten siyah kısa bir etek giymişti. Çorapsız bacaklarının buğday renginde pürüzsüz çekiciliği cezbediciydi. İki düğmesi açılmış gömleğinden, sütyeni arasına sıkışmış dolgun göğüsleri kendini gösteriyordu. Uzun kumral saçları, göğüslerinin arasına kadar inmişti. Kırmızı ruj sürdüğü dudaklarında alaycı bir tebessüm vardı. Büyük ela gözleri, bakışlarını derinleştiriyordu. Yanına yaklaştım. Gözleri gözlerime değdi. Bakışlarının derinliğinde kaybolmamaya çalışarak;
“ Nilüfer olmalısın” dedim.
“Evet, seni bekliyordum. Otursana”.
Birkaç gün önce internette bir yerlerde tanışmıştık. Yirmi iki yaşındaydı. Edebiyat son sınıfta öğrenciydi. Kısa bir süre yazıştıktan sonra, isteklerimizin ne kadar benzer olduğunu anlayarak buluşmaya karar vermiştik.
“Çaydan devam mı?” diye sordum, gülerek.
“Tabii ki hayır, viski içeceğimiz bir yere götür beni.” Diye cevapladı, çekici gülümseyişiyle.
“İstanbul’da en güzel viski evimde içilir.” Dedim.
“Başkası olsa aceleci hayvan diye geçirirdim içimden, ama senin için naz yapmayacağım” dedi.
Erkeğin egosunu nasıl kabartacağını biliyordu. Belki gerçekten içinden geçenler, belki de sadece bir oyundu söyledikleri... Ama buna takılmadım.
Hesabı ödedikten sonra kalktık. Koluma girdi. Kolumda göğsünün sıcaklığını hissedebiliyordum. Topuklu ayakkabısıyla salınarak yürüyor, savurduğu saçlarından başımı döndüren argan yağı kokusu geliyordu. Parfümünün kokusunu tanıdık değildi. Gecenin özel olacağına işaretti bu...
Arabaya geldiğimizde kapıyı açtım. “Mersi” diyerek oturdu. Sürücü koltuğuna geçtiğimde ise, eteğinin kalçalarına kadar sıyrıldığını görebiliyordum. Bakışlarımı yakaladıktan sonra;
“Dikkatli bir sürücü müsün?” diye sordu.
“Sanırım”
“Peki bu şekilde de dikkatini toplayabilecek misin?” dedi, elini kasığıma götürerek.
“Trafik kazasında ölmek istemezsin herhalde” dedim.
“İçime girip kendinden geçtiğinde, hala sevişmeyi kontrol edip edemeyeceğini test ediyorum.” dedi gülümseyerek.
“O zaman kemerini bağla” diye karşılık verdim.
Onun eli kabaran penisimde, benimkiler ise ne yazık ki direksiyondaydı. Eve gitmek üzere gaza bastım.

Devam edecek...