20 Kasım 2017 Pazartesi

Merak -1

“Seni merak ediyorum.”

Bana attığı mail bu kadar kısaydı. Kısa olduğu kadar gerçekçi ve samimi… Birkaç gün içinde telefonda sesini duydum. Yalnızca sesinin şuh ve kendine güvenen tonuyla değil, sorduğu sorular ve anlatmayı tercih ettiği ayrıntılarla, aklımdaki yeri daha çekici hale geldi.

Yalansız, yapmacıksız ve ne istediğini bilen bir kadındı karşımdaki. Kendini başka biri gibi göstermeye çalışmıyordu. Tam da bu yüzden ben de onu tanımak ve hakkımdaki merakını sonuna kadar gidermek istiyordum.

Merakını giderdiğimde bana olan ilgisi kaybolmayacak mıydı?

Böyle bir kuşkuyla yaşayabileceklerine sınır getirmek ancak kendine güvenmeyen, henüz pişmemiş ergen ruhlu insanların işi olabilirdi. Şunu biliyordum ki, eğer birlikte vakit geçirmekten keyif alırsak, birbirimizi tanıdıkça daha fazla tanımak isteyecektik. Birbirimizin merakını giderdikçe merak edecek başka bin bir türlü şey icat edecektik. Bir karakteri kısacık bir sohbetle ya da bir bedeni tek bir sevişmeyle tanıyabileceğini düşünmek, sadece üç beş kitap okumuş ya da repertuarı birkaç pozisyonun ötesine geçmeyenler için mümkün olabilirdi ancak… Ya da hep cepten yiyen, yeni tatlar, yeni zevkler, yeni derinlikler üretmeyi beceremeyenlerin…

Fakat aramızda bir engel vardı. Önemli olmasa da, en azından merak giderme faslının beklediğimden daha yavaş gerçekleşmesine sebep olacaktı: Farklı şehirlerdeydik.

Neyse ki karşımdaki kadın, ne sadece ayağına çağıracak kadar kendini beğenmiş, ne de başka bir şehre gitmekten korkacak biriydi… Aynısı benim için de geçerliydi elbette. Önemli olan ortak bir fırsat yaratmaktı. Ve bu fırsatı değerlendirmek için ortak çaba göstermek…

Bir görüşme fırsatı yaratana kadar pek konuşmasak da, yazılmış ya da söylenmiş bir iki cümle, ne kadar benzer düşündüğümüzü keşfetmemi sağlıyordu. Akıl ortaklığının işaretlerini müjdeleyen dil ortaklığı… Tanıdık, samimi, yeri geldiğinde soğuk, yeri geldiğinde ateşli ama her seferinde olgunluk ve akıl kokan sözcükler… Havadan sudan konuşulsa bile…

Bekleme faslının kendine özgü tatlarıydı bunlar. O’ndan bana bulaşan merakım gittikçe pekişiyor, belki de O’nun merakını aşıyordu.


Ama aramızdaki engel hala ortadaydı ve hala görüşebilmek için bir fırsat yaratmamız gerekiyordu.

Devam edecek...

26 Nisan 2017 Çarşamba

Unutma Notları - 1

Hep aynısı olur... Eğer karşı koyamadığınız biri varsa, sizi ne kadar umursamıyor olursa olsun, bir gün karşınıza çıktığında yelkenleri suya indirirsiniz. Üstelik kendi kendinize defalarca, "Bir daha bu oltaya takılmam" demenize rağmen. Elinizde olmaz.

Bende de öyle oldu. Oltada balık oldum. İstendiği zaman çekildim, sofraları süsledim, istendiği zaman denize geri atıldım. Hem de yalnızca bir kişiyle değil... Aslında liste kabarık bile sayılabilir. Yani her birini anlatsam uzun bir seri çıkabilir... Öyleyse anlatmaya başlayabilirim. Hem böylece, yazdıklarıma inanmayan ya da egosu kabarık ukala biri olduğumu düşünenler, benim de "acımasız gerçeklerle" karşılaştığımı görüp bana hak verebilirler.

Birincisi...

Adı Halime'ydi. Adıyla inat edercesine çekici, zarif ve inceydi. En azından hatırladığım kadarıyla... Hala böyle hatırlıyor olmam, yine karşıma çıksa yine yelkenleri suya indireceğimin en büyük kanıtıdır herhalde.

Lise yıllarındaydım. O zamanın sohbet sitelerinden birinde tanışmış, kafamız uyuşunca buluşalım demiştik. Kadıköy'de karar kıldık. Adı Halime olan birinin ince ve uzun bacaklı, aynı zamanda dolgun kalçalı, etli dudaklı ve şuh bakışlı olması sanki mümkün değilmiş gibi şaşkın şaşkın bakakalmıştım karşısında önce... Aynı şaşkınlığım, şarap alıp Moda Sahili'ne oturmaya karar verdikten sonra, dalga ve martı sesleri eşliğinde öpüşürken de devam etti... Adı Halime olan biri bu kadar güzel öpüşebilir miydi?

İşte bu kadar kısaydı görüşmemiz. Yani bu kadar kısa gelmişti... Ama en az beş saat birlikteydik o gün. Sevişmek için uygun bir yer bulamayan liseli iki genç olarak mekanımız kayalıklardı ve eylemimiz şarap içip öpüşmek ve birbirimizi okşamaktan ibaretti.

Ayrıldıktan sonra bir süre mesajlaştık. Evet, o zamanlar yalnızca telefon mesajı vardı. Ve bu mesajlar şehvet doluydu. Ama ilginç bir şekilde görüşme teklifimi reddediyordu. Bir süre sonra cevap vermeyi de bıraktı.

Birkaç sene sonraya kadar... Nasıl oldu hatırlamıyorum... O mu beni buldu ben mi onu... Bilmiyorum. Artık üniversitedeydik. Tıp okuyordu. Yazdığı mesajda, "Görüşelim!" diyordu, "Yarım kalan işimizi tamamlayalım." Sonra ekildim.

Ardından, bir kez daha bir sohbet sitesinde karşılaştık. Evet, inanılması gerçekten güç... Tesadüfün gerçekleşmesinde ikimizin de iflah olmaz sanalcı ve aynı zamanda belleği güçlü insanlar olması etkiliydi... Birbirimizi bilmeden konuşurken, şu soruyu sordu: "Lisede Moda kayalıklarında şarap içtiğin bi kız vardı. Adını hatırlıyor musun?" Cevapladım. Çünkü hatırlıyordum. Şaşırdı. Yeniden görüşelim dedi... Yeniden ekildim... Ve her ekilmemde olduğu gibi izini kaybettirdi. Kaybettirmese bile  ısrarcı olmazdım zaten. Bu onunla kurduğum son iletişimdi.

Bunları, yeniden karşılaşıp yeniden ekilsem ne güzel olur diye yazmıyorum. Yeniden karşılaşıp bu sefer ekilmesem diye de yazmıyorum... Bunlar bir nevi unutma notları. Şimdiye kadar unutamadığım ve belleğimde boşu boşuna yer işgal eden, belki de şimdi onu hatırladığım kadar çekici olmayan bir kadını belleğimden atmak için yazılmış unutma notları bunlar...

Yine de bir gün bir yerlerden çıkıp, "Moda kayalıklarında şarap içtiğin kızın adını hatırlıyor musun?" diye sorsa, eminim ki hala unutmamış olacağım. Ve "Görüşelim" dese, tıpış tıpış peşinden koşacağım, ekileceğimi bilerek. Hayatın ironisi...

20 Nisan 2017 Perşembe

Sapyoseksüel - 6 (Final)

Kısa ama derin bir uykunun ardından gözlerimi kırpıştırarak açtığımda, yatağın boş olduğunu fark ettim. Ne bir not ne de başka bir şey vardı. Memnun kalmadığını düşünecektim ki, bu olasılığı hemen eledim. Egomun kabarık olmasından değil, memnun olan kadının halinden anladığımdan... Çekindiğini düşündüm sonra... Her şeyi bir kenara bırakıp kendince çılgın bir deneyim yaşamak isteyebilir, doyuma ulaştığında ise bundan kaçmış olabilirdi. Ama çekingen birine de benzemiyordu... Belki de rol yapıyordu. Bir diğer olasılık da şuydu... İşini görüp gitmiş olabilir ve bir daha bana ihtiyaç duyana kadar kayıpları oynayabilirdi. Hepsi mümkündü. Hepsiyle daha önce karşılaşmıştım. Ama insan en azından bir not bırakırdı... En azından durumu anlatacak kadar nezaket gösterirdi...

Birkaç dakikalık şaşkınlığın ardından sonuçlara kafayı takmak yerine geceyi hatırlayıp çıplak uyandığım yatağın keyfini çıkarmak istedim. Biraz esneyip biraz gerindikten sonra yeniden uykuya dalmayı denedim. Birkaç kez kendi etrafımda dönüşümün sonucunda uyuyamayacağımı anlayıp duşa girdim. Vücudumdan süzülen sularla birlikte gecenin bütün yorgunluğu akıyor, aynı zamanda bana yaşadığımız bütün ayrıntıları hatırlatıyordu.

Hafızam canlandıkça penisimin sertleştiğini fark ettim. Böylece dördüncü olasılık kafama dank etti. Çekici hatırasıyla kendini özletmek istiyor ve tekrar bana ulaştığında bu özlemin tadını çıkarmayı bekliyordu. Bundan emindim. Ne de olsa oyun oynamayı seven biriydi...

Ben de oyun oynamayı seviyordum. Üstelik bu oyunları kendi kendime oynamaktan da zevk alıyordum. Su damlalarının altında gözlerimi kapattım ve dün geceyi yeniden hafızamda canlandırdım. Bir elim duvara dayanarak destek alırken, diğeri dikleşmiş penisime uzanıyordu...

SON


15 Haziran 2016 Çarşamba

Sapyoseksüel - 5

Bacaklarının arasından kafamı kaldırıp ayağa kalktım. Bacakları yatağın bittiği yerde iki yana açılmış beni bekliyordu. Artık sözlerle yalvarmaktan usanmış, gözleriyle bekliyordu... Sanki söyleyebileceği bütün davetkâr sözleri tüketmişti. Yalvarmaktan çocuklaşmış gözleri bir gözlerime değiyor bir başı tavana bakan penisime kayıyordu. Hâkimiyetin kudretini, ne istersem yapabileceğimi hissetmenin gücünü biraz daha yaşamak isteğiyle onu seyrettim. Gözlerimin önünde yanıyor, eriyor, kıvranıyor ve gözleriyle bana bağırıyordu. Gözlerinin bağırışına sesinin cılız yankısı eşlik etti bu kez. "Ne olur, ne olur gir içime, beni becermen için daha ne söyleyeyim?"

Söyleyebileceği ve yapabileceği çok şey vardı. Örneğin tek bir parmak işaretimle onu çağırabilir, dizlerinin üstüne çökmesini sağlayıp penisimi ağzına verebilir, penisimin başından gövdesine doğru gidip gelirken o çıkıntının dudaklarını genişletmesiyle çıkan sesi dinleyebilir, sonra ıslanmış gözler ve teslim olmuş ses tonuyla tekrar yalvarmasını isteyebilirdim. Yapardı da... Ama onun üstünde iktidar kurmak değil, iktidarı onunla paylaşmak istiyordum. Vakti gelmişti... Sırılsıklam olmuş vajinasının en dibine ulaşacak, yerdeki ve gökteki ve denizdeki ve volkandaki iktidarı ele geçirecek, sonra o iktidarın nimetlerini ve zevkini onunla paylaşacaktım. Vakti gelmişti...

Önce kabarıklığının zirvesinde olan penis başımın kıvrımlarını sürttüm vajinasının dudaklarına... Sonra o kabarıklığa dik tutan gövdesini ve en sonunda her ikisine birden can veren kökü, testislerimi hissettirdim. İçine girmediğim için neredeyse ağlayacaktı.

Gözlerinin içine baktım.
"İktidar devrimle fethedilir!" dedim.
Kalkışmanın zirvesindeki devrimci gücüm en sert darbesiyle yerin ve göğün ve denizin ve volkanın iktidarını ele geçirmişti şimdi. Devrimin çığlığı onun ağzından çıkıp odanın duvarlarına çarptı. Evet, artık iktidarı paylaşıyorduk.

Gözleri yanıyordu... En derinlerine vurduğum sert darbelerin her zirvesinde gözleri açılıp açılıp kapanıyor, sanki daha önce hiç öyle bakmamış gibi şaşkın ve beceriksiz bakıyordu. Hayretle açılmış ağzı aldığı zevkle sanki ilk defa öyle gülümsüyormuş gibi gerilmeye başlayınca gözlerini kapattı.
"İşte bunu arıyordum! İşte bunu istiyordum!" diye başladı. Ve ben iktidarın her pozisyonunda en acımasız darbelerimle ilerlerken, sanki yıllardır bu devrimi arıyormuş gibi zevk çığlıklarıyla konuşmaya devam etti.

"Evet! İşte bunu arıyordum! Hadi becer beni Beethoven, ustalığını konuştur üstümde, Vivaldi'nin kemanını sürt, Çaykovski'nin kontrbaslarını hissettir bana, Brahms'ın çellosunu kökle dibime, dinle; Tolstoy'un kalemini sok köküme, sabahlara kadar oku beni; Chaplin'in kamerasıyla sik beni ve verdiğin zevki izle; Monet'nin, Picasso'nun, Van Gogh'un fırçalarını vur klitorisime; yüzlerce yıldır büyüttüğün Yunan heykellerinin yarrağını kaldırıp sok en dibime; Shakespeare'in oyuncularıyla birlikte sikin beni, doldurmadığınız delik kalmasın..."



Devam edecek...

5 Mart 2016 Cumartesi

Sapyoseksüel - 4

Adsız'a...

Şimdi sınava tabi tutma sırası bana gelmişti. Onu kendinden geçirmek için her şeyi yapacak ve ne kadar dayanabileceğini görecektim. Kendinden geçtiğinde ise beni yalnızca içinde hissetmekle kalmayacak, bulutların üstünde kıvranacak, vücudunun her noktasını okşayan bulutlarla seviştiğini duyumsayacaktı.

Yatağa yaklaştım. Nasıl başlayacağımın merakıyla kocaman açılmış gözleri bana bakıyordu. Yanımda taşıdığım göz bandını cebimden çıkardım, gözlerini bağladım. İtiraz etmedi. Aramızda suskunlukla varılan bir anlaşmaydı bu. Anlaşmadan memnun kaldığını, kapalı gözlerinin altındaki dudaklarında beliren gülümsemeden anlayabiliyordum.



Yatağın etrafında yürümeye, hiç dokunmadan vücudunu seyretmeye başladım. Bunu yaparken adımlarımı ve nefes alışverişlerimi hissetmesini sağlıyordum. Bana dokunmak için ellerini uzatıyordu ama hemen kendimi çekiyordum. Sonra hiç beklemediği bir anda birkaç saniye süreyle parmak uçlarımı tenine değdiriyor, tekrar geriye çekiliyordum. Sırayla ayak bileklerinde, baldırlarında, kasıklarında, omuzlarında, dudaklarında, memelerinde, boynunda dolaştı parmaklarım. Her dokunuşumla o kadar irkiliyor, o denli kıvranıyordu ki, onu sertçe tokatlasam ya da kamçılasam, meme uçlarını ısırsam ya da bir anda sertçe en dibine girsem hiçbir itirazda bulunmayacak, aksine bundan memnun olacak gibiydi. Birkaç dakika sonra bu düşüncelerimde haklı olduğumu gösteren cümleyi duydum onun ağzından... Bandı çıkarıp gözlerini gözlerime dikti, "Eğer sen beni sikmezsen ben sana kendimi zorla siktireceğim!" dedi... Bakışlarındaki meydan okumayı görebiliyordum. Ama meydan okuyan bakışların arasına karışan yalvarışı ve itaati görebilmek için sadece gözlerini değil ses tonunu da okumam gerekmişti. Artık patronun ben olduğunu hissettiren gözlerimle ona baktım ve bıyık altından güldüm. Elbisesi çoktan beline kadar sıyrılmıştı. Bir çırpıda kilodundan kurtardım onu. Emir veren bir ses tonuyla "Aç bacaklarını!" dedim. Pantolonumun kemerini çözerken kemer tokasının çıkardığı metalik sesin arasında "Evet! Gel hadi!" diye bağırdı. Karşısında soyunup hareket etmeden ayakta durdum. Penisimin ne kadar sertleştiğini ve nasıl dimdik olduğunu, kabarmış başıyla nasıl yukarı doğru baktığını görmesini istiyordum. "Ver onu bana!" diye bağırdı bu kez... Ben ise ne kadar sertleşmiş ve tahrik olmuş olursam olayım patron olmanın kontrolünü yitirmeyeceğimi gösterir gibi, içine girmek yerine kafamı bacaklarının arasına soktum. Ayak bileklerini yalaya yalaya kasıklarına geldiğimde, sırılsıklam olmuş vajinasının ateşini dilimi ona değdirmeden bile hissedebiliyordum. Bacaklarının arasından kafamı kaldırıp gözlerinin içine baktım. Göz bebekleri yalvarıyordu. Dilimi çıkarıp önce boydan boya vajiasına sürttüm, dudaklarımın arasına aldığım klitorisini emerken aynı zamanda dilimin ucunu kullanarak yaladım ve en sonunda dilimi içine sokup oynatmaya başladığımda üst dudağımı da klitorisine değdirerek nefesimi hissetmesini sağladım. Yalvaran ses tonu hiçbir şeyi düşünmeyen pervasız inlemelere dönüşmüştü...

Devam edecek...

30 Kasım 2015 Pazartesi

Sapyoseksüel - 3

Oteldeydik. Üstündekileri çıkarmadan yatağa oturmuş, ayaklarını uzatmıştı. Askılı elbisesi göğüs çatalını açıkta bırakıyordu. Yürürken dizlerine gelen elbisesi neredeyse kalçalarına kadar sıyrılmıştı. Ben ise yatağın tam karşısındaki koltukta oturuyordum.

"Bir oyun oynamak ister misin?" diye sordu.
"Nasıl bir oyun?"
"Gözlerimi kapatacağım ve doğaçlama cümleler kurarak beni tahrik etmeye çalışacaksın."
"Anlaştık."
"Ama ben söylemeden yatağa yaklaşmak yok."
"Peki."

Gözlerini kapattı. Kafasını geriye doğru atıp vücudunun iki tarafındaki ellerini yatağa bastırdı. Bacaklarını hareket ettirmemek için kendini zor tutuyor gibiydi.


"Nefesimi bacaklarında hissediyorsun, dizlerinin hemen üstünde... Bir kuşun ötüşü gibi açılıp kapanıyor dudaklarım teninde. Kasıklarına geldiğimde kafamı geri çekiyorum. Ellerim ayak bileklerinde şimdi. Parmaklarımı, piyanonun üstünde gezinir gibi dolaştırıyorum bacaklarında. Dokunuşlarım varla yok arası, tüy gibi... Birden baldırlarını avuçluyorum, kasıklarına kadar. Sonra kendimi geri çekiyorum yeniden."

Yatağa bastırdığı elleri bacaklarının üstünde dolaşmaya başlamıştı. Bacaklarını iyice aralamış, iki elini de kasıklarında dolaştırıyordu.

"Yüz üstü çeviriyorum seni. Ellerim bu sefer bileklerinden kalçalarına uzanıyor. İkisi de avuçlarımda, sertçe sıkıyorum."

Söylediklerimi yapmış, yüz üstü dönüp kalçalarını benim yerime avuçlamıştı.

"Askılarını indiriyorum omuzlarından. Parmaklarımı hissediyorsun, yumuşacık. Nefesim ensenden omurgana iniyor, elbiseni sıyırdıkça beline kadar iniyorum. Dilim belinden yukarı çıkıyor bu kez. Kulak memende dudaklarımı hissediyorsun..."

Elbisesi sıyrılmış, sütyeni kalmıştı. "Gel buraya!" dedi.

Koltuktan kalktım.

Devam edecek

29 Kasım 2015 Pazar

Sapyoseksüel - 2

En azından artık dil balığına çatal atıp durmuyordu. Topuz yaptığı kumral saçlarından düşen bir perçemini seyrediyordum.

"Yazdıklarını beğenmiyorum." dedi. Neden burdan başladığını anlamadım.
"Ben de beğenmiyorum..." Yüzündeki şaşkınlık görülmeye değerdi. Beni egosu dağların ötesinde biri mi sanıyordu acaba?
"Nasıl yani?"
"Blog yazarken sanatsal kaygılardan uzaktayım. Yalnızca bilinçaltımı yaşadıklarım üzerinden temize çekiyorum. Kalemim paslanmasın diye kalem oynatmış oluyorum bir taraftan da..."
"Bunu da sanatsal kaygılarla yapabilirsin."
"Sanatsal kaygılarla yaptığım başka şeyler var."
"Nedir onlar?"


Fırsat bu fırsat diye düşündüm. Plansız bir şekilde o gün çantamda olan bir öykümü çıkardım önüne. Onunla buluşmadan önce oturduğum kafede birkaç düzeltme yapmak için çıktısını almıştım. Şaşırdı.

"Bu da mı erotik?"
"Hayır."
"Neden bloga koymuyorsun?"
"Çünkü başka yerlerde yayınlanıyor."
"Bilmiyordum..."

Okudukça bazen kaşları çatıldı, bazen yüzünde bir tebessüm oluştu, bazen dudaklarını ısırdı... Beş sayfanın sonuna geldiğinde elindeki kağıtları bana verdi. Bir sigara yakıp uzun uzun sustu. Sigaranın sonuna kadar beni seyretti.

Ben de onu seyrediyordum. Gömleğinin altında kabaran memelerinin her sigara nefesiyle inip kalkışına bakıyor, üstelik baktığımı gizlemiyor, onları avuçlarımda hayal ediyordum. Memelerine baktığımı gördükçe tıpkı öykümü okurken yaptığı gibi gülümsüyordu.

Sigarasını bitirdi.
"Kalkalım mı artık?" diye sordu.
"Nereye?"
"Nereye istersen..."

Devam edecek...